Portre Bir İlim ve Fikir Adamı: Babanzade Ahmet Naim

Tanzimat sonrası dönemde kadim Doğu-Batı tartışmalarına ilmî olarak katılan Babanzade Ahmet Naim, İslam kardeşliğini savunuşu ve kavmiyetçiliğe karşı çıkışıyla Akif’in en yakın dostları arasında bulunmuştur.

Mualla Kapusuz 1 Şubat 2015

Asrının tanınmış ilim ve idare adamlarından Mustafa Zihni Paşa’nın oğlu olarak 1872’de Bağdat’ta dünyaya gelen Babanzade Ahmet Naim, Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşamış önemli bir mütefekkir ve ilim adamıdır.

Eğitimine Bağdat’ta başlayan Ahmet Naim Bağdat Rüştiyesi’ni bitirir ve İstanbul’a gelerek Galatasaray Sultanisi’nde (Lisesi) eğitimine devam eder. 1891’de Galatasaray Lisesi’ni, 1894’te de Mülkiye Mektebi’ni bitiren Ahmet Naim, memuriyet hayatına 1894 yılında Maarif Nezareti Tercüme Kalemi’nde Arapça mütercimi olarak başlar. Bu esnada Galtasaray Lisesi’nde Arapça dersleri de vermektedir. Ahmet Naim 1915 yılında Darülfünun Edebiyat Fakültesi’nde çalışmaya başlar ve burada mantık, felsefe, ruhiyat ve ahlak dersleri verir. 1918 ve 1919 tarihleri arasında ise Darülfünun’un umum müdürlüğü (rektörlük) görevini üstlenmiştir. 1919 yılında Osmanlı’nın Meşrutiyet sistemi içerisindeki yasama organı olan Ayan Meclisi’ne üye olan Ahmet Naim, İttihat ve Terakki Partisi’nin siyasi yönelişine antitez olarak kurulan Hürriyet ve İtilaf Partisi’nden milletvekili olur. 4 Kasım 1922’de de bu vazifesinden ayrılır.

Ahmet Naim Maarif Nezaretinde Tercüme Dairesi’ne üye olduğu yıllarda Istılahat-ı İlmiye Encümeni çalışmalarında yer alarak Felsefe Istılahları ve Sanat Istılahları gibi eserlerin oluşumuna katkı sağlamıştır. Doğu ve Batı kültürünü iyi tanıyan Ahmet Naim Arapça, Farsça ve Fransızca dillerine de hâkimdir. Ahmet Naim’in Arap edebiyatından tercüme ettiği pek çok tercüme eser 1901 yılında Servet-i Fünun dergisinde “Bedayiu’l-Arab” başlığıyla yayımlanır. Fransızcadan yaptığı felsefi eserlerle ilgili tercümeleri ise Dârülfünun Edebiyat Fakültesi mecmuasında yayımlanmıştır. Eserlerini oluştururken Doğu ve Batı kaynaklarından oldukça istifade eden Ahmet Naim, kuru bir tercüme yapmaktan kaçınır ve terimin tam karşılığını bulma konusuna özel bir ihtimam gösterirdi. Mecmualardaki hadîs tercüme ve yorumlarındaki istidadı daha sonraları Tecrid-i Sarih’i Diyanet İşleri Başkanlığı adına tercüme etme vazifesinin ona verilmesini sağlamıştır.

1925 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Kur’ân-ı Kerîm’in tercümesi ve tefsiriyle birlikte bir hadîs kitabının tercümesi kararı alınmış ve Mehmed Âkif’in tavsiyesi üzerine tercüme işi Babanzade Ahmet Naim’e verilmiştir. Ahmet Naim Buhari Tercümesi görevini kabul ederken, meal yazması için Mehmed Âkif’i de bizzat kendisi ikna etmiştir. Tercümede 25 yıllık deneyimi olan Ahmet Naim’in dil hâkimiyeti Buhârî tercümesi ile iyice ortaya çıkarken büyük bir özenle oluşturulan bu eser alanında çığır açmıştır.

Öte yandan Türkiye’de Cumhuriyet dönemi hadîs usulü çalışmalarının Ahmet Naim’in Sahih-i Buhari’nin Tecrid-i Sarih Tercümesi’ne özverili şekilde yazdığı mukaddime ile başladığı görülmektedir. Hadisçiliği ön plana çıkaran “Tecrid-i Sarih Tercümesi”, ahlak anlayışına vurgu yaptığı “Ahlak-ı İslamiyye Esasları” ve “İslam’da Davayı Kavmiyet” isimli eserler pek çok ilim otoritesinin dikkatini çekmiş ve Ahmet Naim’in İslami ilimler alanında yetkin bir isim olmasına aracılık etmiştir.

Gerek felsefi alanda gerekse İslami ilimler konusunda iyi bir donanıma sahip olan Ahmed Naim tasavvuf konusunda da derin bir bilgiye sahiptir. Eserlerinde sıklıkla İslam inanç esaslarını anlatan Ahmet Naim, İslam dininin akla ve mantığa uygun olduğunu işlemekle beraber o dönemlerde Doğu-Batı medeniyeti tartışmasında oldukça sıklıkla dile getirilen “İslam’ın terakkiye mani olup olmadığı” tezine dair fikir belirterek eserlerinde İslam’ın ilerlemeye engel olmadığını vurgulamıştır.

Mehmet Akif’in yakın dostu, edebiyat ve musiki sever Ahmet Naim bir felsefe âlimi olarak da Batı kültürü ile Doğu irfanını kendi eserlerinde meczeden bir fikir adamı olmuştur. 1934 yılında sabah namazını eda ettiği sırada secdede vefat eden Ahmet Naim hakkında dostu Elmalılı Hamdi Yazır, “Verdi ser Hamdi bu tarihe cihan, secdeden gitti Hûda’ya Naim” dizelerini kaleme almıştır.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar