İsveç'te İslam İsveç’teki Cami Saldırıları Müslümanları Nereye Sürüklüyor?

İsveç Demokratları’nın oy oranındaki artışa paralel olarak Müslümanlara yönelik öfke de artıyor. 2014 yılı boyunca İsveç’teki camilere 13 saldırı gerçekleşti.

Rümeysa Aydın 1 Şubat 2015

Avrupa’da 2000 yılına kadar Protestanlığı Devlet Kilisesi olarak muhafaza eden İsveç’in diğer dinlerin mensuplarıyla ilişkisinde ülkedeki dinî cemaatlerle ilgili düzenlemeler etkili olabilmektedir. On beş yıl öncesine kadar Luteran Devlet Kilisesinin bulunduğu İsveç’te 1860 yılına kadar bütün İsveç vatandaşları kiliseye üye olmak ve vergi ödemek zorundaydı. Aynı zamanda “İsveç vatandaşlığı”nın ayrılmaz unsurlarından biri olan bu kilise mensubiyetinden kurtulabilme hakkı mutlak olarak 1951 yılında tanınmıştır. Son 50 yıldır İsveç Kilisesinin kamu idaresinden tamamen koparılmasına ve maaşın yüzde 1’ine denk gelen kilise vergisinin kaldırılmasına dair tartışmayı; göç akımları ve küreselleşme ile birlikte kültürel homojenliğin büyük oranda yitirilmesi ve çok kültürlülük tartışmaları izlemiştir. Neticede İsveç Parlamentosu 1995 yılında kabul edilen yasayla kilise ile devleti birbirinden ayırmış, bu durum 2000 yılında yürürlüğe girmiştir. Böylece Luteran Devlet Kilisesi, ülkedeki diğer dinî cemaatlerle eşit bir hukuki statüye kavuşmuş, zorunlu kilise vergisi de kaldırılmıştır.

Bu esnada Müslümanlar da yıllardır kiliseye maaşlarının yaklaşık olarak yüzde 1’ini vergi olarak vermişler, 2000 yılındaki düzenlemenin ardından İslami kurum ve kuruluşlara bu payı kendi ihtiyaçları için alma yolunun önünü açılmıştır. İsveç, yapısal açıdan Müslümanların oldukça sorunsuz yaşayabileceği düzenlemeye imza atmış gibi görünmektedir. Örneğin en son bir belediyede iş müracaatında bulunan bir Müslüman mülakatı yapan bayanın elini sıkmamasından ötürü işe alınmamış olmasını dinî ayrımcılık yapıldığı gerekçesiyle belediye yönetimine taşımış ve bu konudaki şikâyeti haklı bulunup kendisine tazminat ödenmiştir. Mülakatı yapan bayana ise ceza verilmiştir.

Bu yapısal düzenlemelerle uygulamaların yanı sıra ülkede Müslümanlara öfke duyan bir kesimin bulunduğu söylenebilir. Bu kesimin büyük bir çoğunluğunun temsilcisi İsveç Demokratları (İsv. “Sverigedemokraterna”) isimli siyasi partidir. Bu parti, siyasetini yabancı ve bilhassa Müslüman karşıtlığı üzerine kurmuş olmakla birlikte kendisini milliyetçi, sosyal muhafazakâr ve muhafazakâr milliyetçi olarak tanımlamaktadır. Yabancıları ve Müslümanları İsveç milliyetçiliğine karşı büyük bir tehdit olarak gören parti eylül ayındaki parlamento seçimi öncesinde Müslümanlara yönelik yürürlüğe konulacak politikalarını kamuoyuyla paylaşmış ve artık Müslümanların İsveç halkı üzerinde hiçbir yaptırım gücünün kalmayacağını, çifte vatandaşlığı bulunan Müslümanların İsveç pasaportlarının ellerinden alınacağını deklare etmiştir. Ayrıca devlet tarafından Müslümanlara yapılan yardımların kesileceğini ve istihbarat birimi olan İsveç Gizli Servisi’ne (İsv. “Säpo”) Müslümanları takip için yetki verileceğini de açıklamıştır. Parti, milliyetçi ve sosyal adalet söylemlerinin etkisi ve halkın işçi ve milliyetçi kesimlerinin de desteğiyle eylül ayında yapılan parlamento seçimlerinde yüzde 12,86 oranında oy alarak mecliste üçüncü parti olmuştur.

Seçimlerde aldığı destekle İsveç parlamentosunda anahtar parti konumuna gelen İsveç Demokratları, İsveç Parlamentosu İkinci Başkanlığı görevini de üstlenmiş bulunmaktadır. Bununla birlikte, parlamentonun diğer partileri İsveç Demokratları’nı hiçbir şekilde muhatap almayacaklarını seçimlerden evvel deklare etmiş olduklarından dolayı partinin parlamentoda bir nevi yalnız kalacağını zannedenler kısa bir zaman sonra yanıldıklarını anlamışlardır. Seçimlerde sağ ve sol blokların tam bir çoğunluk elde edememeleri İsveç Demokratları’nın parlamentodaki gücünü artırmış ve aralık ayındaki bütçe görüşmelerinde sosyal demokratlar ve Yeşiller’den oluşan hükûmetin bütçesini düşürmüş ve bu sayede İsveç’i yeni bir seçime doğru sürüklemiştir. Ancak kamuoyu araştırmalarında, yeni seçimlerde önemli bir değişiklik sağlanamayacağının görülmesi ve İsveç Demokratları’nın oylarını artırma ihtimalinin bulunuyor olması parlamentoda bulunan Sol Parti ve İsveç Demokratları dışında diğer partilerin bir araya gelip azınlık hükûmetinin bütçesini ne olursa olsun geçirme kararı almaları, beklenen seçimleri iptal etmiştir. Bu sayede İsveç siyaseti rahat bir nefes almış, bu karar sadece siyasi alanı değil, toplumu da rahatlatmıştır.

İsveç Demokratları’nın oy oranındaki artışa paralel olarak Müslümanlara yönelik öfke de artmaktadır. Ancak bu artışı sadece mezkur partinin politikalarına bağlamak yanlış olur. Müslümanlara yönelik küresel düzeyde, ulusaşırı şekilde ortaya konulan düşmanca tutumun da tezahürleri olarak İsveç’te son dönemlerde camilere ve Müslümanların bulunduğu lokal ve derneklere saldırılar artmıştır. Son beş yılda İsveç’te Müslümanlara yapılan saldırılarda yüzde 26’lık bir artış görülmektedir. Müslümanlar arasında yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre ise Müslümanlara ait her 10 mekândan 7’sine çeşitli saldırılar gerçekleştirilmiştir. Bu saldırıların bir kısmı sözlü olurken, bir kısmı da kundaklama, domuz organları atma gibi fiziki saldırı şeklinde gerçekleşmiştir.

2014 yılı boyunca İsveç’teki camilere 13 fiziki saldırı gerçekleştirilmiş ve Noel ile yılbaşı arasındaki kısa zaman diliminde 3 ayrı saldırı bildirilmiştir. Bu saldırıların ortak noktası, üçünün de elim sonuçlar doğurabilecek kundaklamalar olmasıdır. Bilhassa bu olaydan sonra kamuoyu desteğini arkasına alan Müslümanlar artık devletin Müslümanlara sahip çıkması gerektiğini yüksek sesle dile getirmeye başlamışlar ve devlete bu yönde telkinde bulunmuşlardır. Bu olaylar neticesinde Stockholm’de sadece Müslümanların değil, birçok farklı dinin mensubunun da katıldığı bir yürüyüş düzenlenmiş ve bu yürüyüşte Müslüman konuşmacıların yanı sıra, İsveç Kültür Bakanı ve kanaat önderleri konuşmalar yapıp birlik mesajı vermişlerdir. Bu etkinlik sonrası İsveç Başbakanının cami saldırılarını kınaması ve bunlar için artık önlem alınması gerektiğini söylemesi akıllara 2014 yılında Dinî Cemaatlere Destek Kurumu’nun (İng. “Swedish Commission for Government Support to Faith Communities”) raporunu getirmiştir. Bu raporda, nefrete karşı dinî cemaatlere yardım edilmesi, güvenliklerinin sağlanması ve buna karşın dinî kurumların da devlete bazı konularda yardım etmesi iması zikredilmektedir. Buna dair bütçe ayrılması üzerine Müslümanlar artık devletten güvenlik talebinde bulunmaktadır. Mevcut başvuruların büyük bir çoğunluğu ise polis gözetimi ve kamera sistemleri kurulmasına yöneliktir. İsveç Gizli Servisi’nin de bu çalışmalara destek olması devletin bu konuya ne kadar büyük önem verdiğini göstermektedir.

Bununla birlikte Müslümanların ve İslami kurumların güvenliği konusunda yapılacak daha çok şey vardır. Müslümanlar şu an itibariyle alelacele bu önlemlere sarılmışlardır, fakat sezilen tehlike çok daha büyük olabilir. İsveç Gizli Servisi yıllardır camilerden ve İslami faaliyetlerde bulunan lokallerden Suriye’ye ve IŞİD’e “savaşçı” gittiğini iddia etmekte, hatta birkaç derneği bu noktada soruşturmaya tabi tutmaktadır. Yani gizli servisin bu kurumları güncel gelişmeleri bahane ederek gözetim altında tutmayı arzuladığı İsveç’teki Müslümanlarca bilinen bir gerçektir. Bu arzunun aynı zamanda İsveç Demokratları’nın seçimlerde yapmış olduğu vaadler ile de birebir örtüştüğü göz önüne alındığında, Müslüman karşıtlığı ile mücade le ederken, İslam düşmanlığı argümanlarını güçlendirecek ve Müslümanları güvenlik sorunu olarak tematize edebilecek girişimlerden kaçınılması gerekliliği kendisini göstermektedir.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar