Avustralya Sidney Saldırısı, Birlikte Yaşama Kültürü İçin Sınav Oldu

Sidney’de bir kafedeki müşterileri rehin alarak onları kafenin camından üzerinde kelime-i tevhid bulunan bir bayrak göstermeleri için zorlayan saldırgan ve iki rehine, yapılan operasyon sonucu yaşamlarını kaybetti. Ülkeyi üzüntüye boğan olay, Avustralya’daki bir arada yaşama kültürü için de büyük bir sınav hâlini aldı.

M. Tevfik Kerimoğlu 1 Ocak 2015

Sidney, Avustralya’da Müslümanlara karşı daha az hoşgörülü bir kent profiliyle karşımıza çıkıyor. Sağ-liberal koalisyonla yönetilen New South Wales eyaleti, sosyal medyada yarattığı manipülasyonlarla tanınan Australia Defence League gibi Müslüman karşıtı hareketlere ev sahipliği yapmaktadır.

Haziran ayında Avustralya’da sağ değerlerin temsilcisi olan federal liberal-ulusal parti koalisyonu, Avustralya’daki siyasi analistlerin anlamakta zorlandıkları bir biçimde Orta Doğu’daki krize müdahil olmuş ve bir haftasonu hava kuvvetlerini Suriye’de görevlendirme kararı almıştır. Ayrıca Tony Abbott hükûmeti, Irak, Suriye ve Afganistan gibi savaş bölgelerine giden Avustralya vatandaşlarına ek izleme ve sorgulamaların önünü açan uygulamaları devreye sokmuş, istihbarat ve güvenlik güçlerinin Müslüman toplum üzerindeki varlık hissini arttırmasında bir sakınca görmemiştir. Ramazan ayından hemen önce bir telefon görüşmesi ya da e-posta gerekçe gösterilerek Müslümanların evlerine ve kitabevlerine baskınlar düzenlenmiş, Sidney Müslüman toplumu buna eyalet başbakanının iftarını boykot ederek cevap vermiştir. Bu olaylarla birlikte zaten genel anlamda Sidney’de “göze batan” Müslüman toplum marjinalliğe itilmiştir. Burkanın yasaklanması yeniden gündeme taşınmış, sükûnet ve sağduyunun temsilcisi olması beklenen başbakan Abbott, hayatının ve federal meclisin tehlikede olduğunu savunarak mecliste ek güvenlik önlemleri aldırmıştır. Özetle, federal hükûmet IŞİD saldırılarını iç politikada bir korku enstrümanı olarak kullanarak toplumda ayrışma ve aşırılaşmaya zemin hazırlamıştır.

Saldırgan Man Haron Monis Kimdir?

1996 yılında Avustralya’ya işçi vizesi ile gelen ve ülkesinde hayatının rejimce tehdit edildiğini savunduğu için 2001 yılında kendisine siyasi mülteci statüsü verilen İran vatandaşı Man Haron Monis, 2004 yılında Avustralya vatandaşı olmuştu. O tarihten itibaren polisçe iyi bilinen bir kişi olan Monis, çok sayıda suça karışmıştı ve eylemi gerçekleştirdiği sırada kefaletle serbest kalan bir mahkûm konumundaydı. İranlı din adamlarının giydiği kıyafetlerle kamuya açık yerlerde eylemler yapan bir meczup görünümü veren Monis’in hakkında 40’tan fazla cinsel istismar suçlaması da bulunuyordu. Polis müdahelesinde öldürülen saldırganın eyleminin arkasındaki gerçek motivasyon hakkında çok sayıda komplo teorisi bulunuyor.

Monis 15 Aralık sabahı sırt çantası, kot pantolonu ve tişörtüyle dikkat çekmeyecek bir şekilde, Sidney kent merkezinin en işlek yerlerinden Martin Place’te bulunan Lindt kafeye saat 9 sıralarında gelmiş, rehin alma eyleminden önce bir saat süreyle soğukkanlı bir biçimde burada beklemişti. Kendisiyle eylemden önce son konuşan kişi tesadüfen karşılaştığı avukatı olmuştu. Monis’in hâllerinde olağandışı bir durum görmediğini anlatan ve adı gizli tutulan avukatı müvekkilinin böyle bir eyleme kalkışabileceğini düşünmediğini söylüyor. Saat 10’a yaklaştığı sırada Monis çantasında getirdiği silahı çekerek kafede bulunan 17 kişiyi rehin aldı ve eylemine başladı. Rehineleri vitrinin önüne dizen saldırgan, onlara siyah zemin üzerine kelime-i tevhid yazan bir bayrak tutturdu, böylece saldırı Müslüman topluma maledildi. Uzun bir süredir tehdit algısı yayan medya ve hükûmetin öngörüleri de “haklı” çıkmıştı. Bu tür olaylara alışkın olmayan Avustralyalılar ve medya konuyu “Avustralya saldırı altında”, “Sidney kuşatma altında” söylemleriyle duyurmayı tercih ettiler. Kent merkezi kapatılarak, ağır silahlı operasyon birlikleri bölgeye yollandı ve endişeli bekleyiş başladı.

Devlet Yetkililerinin Yaklaşımları

Rehin alma haberinin duyulmasıyla akıllara ilk gelen olasılık IŞİD eylemi olduğu yönündeydi. Zira haftalardır böylesine bir saldırı beklentisi medya ve hükûmetçe besleniyordu. Eylemden sonraki saatlerde polis yetkilileri eylemcinin IŞİD ile ilgisi olmadığını ve İslam’la ilişkilendirilemeyeceğini belirten açıklamalara yer vermeye başladı. Müslümanlara karşı uyanan nefret duygularını önleyip sükûneti hedefleyen bu sağduyulu açıklamaların tonu ve etkisi saatler ilerledikçe arttı ve tedirginlikleri artan Müslüman topluma karşı empati duygusu gelişmeye başladı. Radyoların canlı yayınlarına katılan sağduyulu Avustralyalılar da Müslümanlara karşı tavır almanın Avustralya değerlerine yakışmayacağını söylüyorlardı.

Eylemin kansız bitmesi herkesin, özellikle Müslüman toplumun en büyük dileğiydi. Camilerde bu yönde dualar ediliyor, ortak deklarasyonlar yayımlanıyordu. 16 Aralık sabahına herkes acılı bir haberle uyandı. Eylemci uykuya daldığı sırada içerde bir hareketlilik yaşanmış, keskin nişancının, “Bir rehine vuruldu” demesi üzerine dışarda bekleyen birlikler yaylım ateşi açarak içeriye girmiş ve iki rehineyle eylemci öldürülmüştü. Televizyonlara yansıyan görüntülerden telaşlı ve planlanmamış olduğu izlenimi veren baskın ve can kayıpları büyük endişeye yol açmıştı.

Salı günü trende yolculuk yapan Müslüman bir hanım yaşadığı ağır stresin baskısına dayanamayarak başörtüsünü çıkarmıştı. Bunu gören Avustralyalı bir hanım, başörtüsünü yeniden takmasını istemiş ve kendisine gideceği yere kadar eşlik etmeyi önermişti. Twitter’da kendisini güvende hissetmeyen Müslüman hanımlara topluma açık alanlarda eşlik etmeyi öneren “I will ride with you” (“sana eşlik edeceğim”) kampanyası, yaşanan gerilimi duygusal bir yakınlaşmaya dönüştürdü. İki masum insanın hayatına malolan bu eylemin belki de hayırlı tek sonucu bu duygusal yakınlaşma ve birbirini anlama kültürü oldu.

Eylemden Geriye Kalanlar

Eylemin İslami ya da politik olmadığı, sorumluluğun sağ-muhafazakâr düşünceleri ve sert uygulamalarıyla toplumda korku kültürünü yagınlaştıran federal hükûmetin olduğu kanaati yaygınlığını koruyor. Avustralya’yı Orta Doğu’daki savaşa taşıyan yaklaşım, paranoyaya yakın endişelerin topluma enjekte edilmesi, orantısız polis baskınları ve takiplerinin bu tür marjinal eylemlere zemin hazırladığı konuşuluyor.

Öte yandan, Müslüman toplumun eylemin başladığı ilk andan itibaren ortaya koyduğu sabır, empati ve iyi niyet, başarılı bir sınav verilmesine imkân tanımıştır.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar