Dosya: "Pegida Hareketi" Pegida Almanya’nın Bir Parçası Mı?

Merkel’in “İslam Almanya’nın bir parçasıdır.” cümlesi tartışılırken siyasiler “haklı” korkulara sahip olan Pegida taraftarlarıyla diyalog içerisinde olmak gerektiğini vurguluyor. İslam’ın Almanya’nın parçası olup olmadığına dair tartışmalar benzer bir çerçevede Pegida bağlamında da yürütülürken, bilhassa birlik partilerinin başlıktaki soruya olumlu cevap verdikleri gayet açık görünüyor.

İlknur Küçük 1 Şubat 2015

“Her şeyden önce açık bir tutuma ihtiyacımız var. Aidiyeti pasaporta, aile geçmişine ya da bir inanca sıkıştıran değil, daha geniş bir şekilde tanımlayan bir Almanya anlayışına ihtiyacımız var. Hristiyanlık şüphesiz ki Almanya’nın bir parçasıdır. Yahudilik de şüphesiz Almanya’nın bir parçasıdır. Bu bizim Hristiyan-Yahudi tarihimizdir. Fakat İslam da Almanya’nın bir parçasıdır.”

3 Ekim 2010 tarihinde Almanya’nın Yeniden Birleşmesi Günü’nde bu cümlelerle çok açık bir sinyal veren Almanya eski Cumhurbaşkanı Christian Wulff’a o dönem oldukça sert tepkiler gösterilmişti. Örneğin Norbert Geis (CSU) Almanya’nın iki bin yıllık geçmişinde Hristiyanlık ve Yahudiliğin belirleyici olduğunu belirterek buna karşın Almanya’da sadece 4 milyon Müslüman’ın yaşadığını ifade etmişti. Başbakan Angela Merkel ise Wulff’un o zamanki ifadelerini “gerçekçi” olarak değerlendirerek, Almanya’ya ait olan İslam’ın “nasıl bir İslam” olması gerektiğine dair soruların hâlâ yanıtlanmadığına dikkat çekmiş, “İslam’ın anayasaya uygun olmasının” gerekliliğine vurgu yapmıştı.

Ocak ayında T.C. Başbakanı Ahmet Davutoğlu ile ortak basın toplantısında Wulff’un yaklaşık 5 sene önceki ifadelerini tekrarlayan Merkel, “İslam Almanya’nın bir parçasıdır. Bu böyledir ve ben de bu fikre sahibim.” diyerek Almanya’daki Pegida gösterilerinde Müslümanlara ve yabancılara karşı oluşan olumsuz atmosferi yumuşatma yönünde başka bir adım daha atmış oldu. Merkel’in Pegida’ya dair ilk ve en açık sinyali yılbaşı konuşmasında dile getirdiği, “Onları (Pegida) takip etmeyin, onların kalplerinde nefret var.” cümleleriyle kamuoyuna yansımıştı.

Bu ifade tıpkı 5 sene önce olduğu gibi bu kez de yoğun eleştirilere maruz kaldı. CDU/CSU Federal Fraksiyon Başkan Yardımcısı Arnold Vaatz, “Müslüman âlimler şeriatı İslam’ın bir parçası olarak gördükleri sürece eski Cumhurbaşkanı Wulff’unki gibi ifadelere karşı daha dikkatli olacağım ve bu ifadelerle hemfikir olmayacağım.” açıklamasında bulundu. Vaatz’la aynı görevi paylaşan Georg Nüsslein ise, “Merkel’in cümlesi üst kültürümüzün Hristiyan ve Yahudi olarak kalacağını ifade ederek tamamlanmalıydı.” ifadelerinde bulundu. Merkel’in ifadelerinde ancak belirli koşullar ve eklemelerle doğruluk payının bulunabileceğine işaret eden pozisyonlardan bir diğeri ise Bavyera Eyalet Meclisi CSU fraksiyonu Başkanı Thomas Kreuzer tarafından dile getirildi: “Müslümanlar kendilerine İslamcı hareketin neden zayıflamadığını, bilakis güçlendiğini sormak zorundalar. Müslümanlar kendilerine 2013 yılında küresel terörizm indeksinde dünya üzerindeki kanlı eylemlerin yüzde 66’sından neden dört İslamcı grubun sorumlu olduğunu sormak zorundalar. (…) İslam ne yazık ki hâlâ Avrupa aydınlanmasını yaşamamış bir din. İslam gerçekten Avrupa’nın bir parçası olmak istiyorsa bunu (bu aydınlanmayı) gerçekleştirmek zorundadır.”

Pegida eylemlerinin düzenlendiği Saksonya’nın Eyalet Başbakanı Stanislaw Tillich de Almanya’nın Müslümanların hoş karşılandığı bir ülke olduğunu belirterek Merkel’e karşı çıktı: “Bu, İslam’ın Saksonya’nın bir parçası olduğu anlamına gelmez.”

Tillich’in Pegida bağlamında dile getirilen ön yargıların haklı olduğuna dair bir sinyal gönderdiğini belirten Yeşiller ve Sol Parti eyalet temsilcileri, bu tarz cümlelerle açık toplumların düşmanlarına hizmet edildiğini vurguladılar. Örneğin Yeşiller Partisinin Dinî Politikalar Sözcüsü Volker Beck’in İslam’ın Almanya’ya ait olup olmadığına yönelik tartışmaya tepkisi oldukça sert oldu: “Bu tartışmanın tek bir mesajı vardır: Sizi istemiyoruz.”

Bu tartışmalardan da anlaşılacağı üzere “İslam Almanya’ya aittir.” cümlesine dair pozisyonlar sosyal bir gerçeklikten ziyade siyasi bir yönelimin ya da temenninin açığa vurulması şeklinde cereyan etmektedir. Tıpkı Pegida gösterilerinde dile getirilen “endişe”lerin aslında somut verilere dayanmayan korkular ve temennilerden ibaret olması gibi… “İslam Almanya’ya aittir.” cümlesini ancak belirli koşullar ve sınırlamalar dâhilinde doğru kabul eden siyasetçiler gibi Pegida da, “barışçıl bir şekilde yaşayan değil, terör ve şiddet yanlısı Müslümanlara”, yine aynı şekilde “savaş ya da açlık gibi nedenlerle bize sığınan değil, sosyal sistemi suistimal eden mültecilere” karşı olduğunu vurgulamaktadır. Oysa belirli toplumsal kesimlere yönelik ön yargı ve genel şüphenin kaynağı, tam olarak bu iç içe geçmiş ve görünmeyen niyetlere göre yapılan “ayrım”lardır.

Saksonya Eyalet Başkanı Tillich Pegida gösterilerinde dile getirilen ön yargıları haklı bulduğunu ifade eder bir tarzda Müslümanların “Müslüman terörü”ne mesafe koymaları gerektiğini, insanların İslam adına terör eylemlerinde bulunduğu için İslam’dan korktuğunu belirtmektedir. Bu tespit, sorunun yanlış tanımlanması ve bu nedenle çözümün de yanlış yerde aranması sonucunu doğurmaktadır. Nitekim bu bakış açısı, dışlayıcı ve bir arada yaşamı zorlaştırıcı ön yargıların “haklı” ön yargılar olduğu gibi bir sonuca açılmaktadır. Benzer şekilde Pegida’nın “sadece yüzde 2,2’lik bir yabancı oranının bulunduğu Saksonya eyaletinde” ortaya çıktığına dair argümanlar da ifade edilen bu ön yargıları meşrulaştırmaya yöneliktir. Ancak bu noktada şu soru akla gelebilir: Yabancı ya da Müslüman sayısının fazla olması durumunda bu gösterilerde dile getirilen endişelerin haklılığı konusunda daha mı az şüphe taşımak gerekecekti?

Pegida ile birlikte ortaya çıkan en önemli sonuç, bu hareketin seneler boyunca ana akım medya ve siyasiler tarafından ortaya atılan ön yargılardan beslendiğidir. Araştırmalara göre Almanların İslam ve Müslümanlara dair düşünceleri somut vakalardan çok, “hayali” korku ve tereddüt üzerine bina edilmiştir. Bertelsmann Vakfı’nın yayımlanan son raporu, Almanların yüzde 57’sinin İslam’ı bir tehdit olarak algıladığını, yüzde 40’ının kendisini “kendi vatanında yabancı” olarak hissettiğini, yüzde 24’ünün ise Müslümanların Almanya’ya göçünün yasaklanması taraftarı olduğunu ortaya koymuştur. Bu korkutucu sonuçlar bilhassa Müslümanlarla iletişimin en seyrek gerçekleştiği bölgelerde yoğunlaşmaktadır. Araştırmanın katılımcılarından Kai Hafez’ın da belirttiği üzere “İslam algısı, postmodern liberal toplumların kabullenme yeteneklerinin oldukça gerisinde kalmaktadır.”

Yine 2012 yılında Almanların yüzde 52’si İslam’ın Batı dünyasına uyum sağlayamadığını düşünürken bu oranın 2014’te yüzde 61’e yükselmesi, adı geçen araştırmada da belirtildiği gibi 19. yüzyılın “salon antisemitizmi” ile kıyaslanabilecek bir fenomene işaret etmektedir.

Bu bağlamda, Hristiyan Demokrat Birlik Partileri başta olmak üzere birçok siyasetçinin, “Pegida’nın organizatörleri ve aşırı sağ yönelimli kişileri değil ama oraya katılıp endişelerini dile getiren insanları anlamamız gerekiyor.” şeklindeki kanaatleri de dikkat çekicidir. Bu diyaloğun Pegida’nın taleplerini haklı bulmak yerine, Pegida gibi hareketleri ortaya çıkartan nedenleri analiz ederek, bu nedenleri ortadan kaldırmaya yönelik bir hareket planı üzerinde yoğunlaşması gelinen aşamada en doğru girişim olacaktır.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar