Dosya: "Fundamentalizm" “Etkili” Bir Hareket: Yahudi Fundamentalizmi

DOSYA

Fundamentalizm, birçok farklı dinde görülebilecek bir yönelim. Dünya geneline yayılan Yahudi cemaatinde ve İsrail’de bu fundamentalizmin çok farklı yüzleriyle karşılaşmak mümkün.

Prof. Dr. Baki Adam 10 Haziran 2015

İsrail Yahudi toplumunun dinle ilişkisi kendisini üç grupta göstermektedir: İlk grup geleneğe vurgu yapan Ortodoks hahamların belirlediği kurallara bağlı olan dindarlardır. İkinci grup, dinî geleneği ve haham otoritesini tanımayan, buna karşılık doğum, evlenme ve ölüm gibi nedenlerle bazen sinagoga giden, senede bir kere Yom Kipur orucunu tutan, Fısıh yemeğine katılan ve Hanuka mumları yakan hilloniler, yani laiklerdir. Üçüncü grup ise hiçbir dinî faaliyette bulunmayan Yahudilerdir. Bu grupların Yahudi nüfus içindeki oranı tam olarak belirlenememekle birlikte, İsrail Yahudilerinin yüzde 45’inin hilloni, yüzde 30’unun dindar, kalan yüzde 25’lik oranın ise dindar olmadığı tahmin edilmektedir.

Dindarlar, belirgin olarak iki farklı gruba ayrılmaktadır. Bunların en aşırıları genel olarak “Harediler” (Haredim) olarak isimlendirilmektedir. Daha ılımlı olanlar ise dindar milliyetçi (datit le’ummit) olarak nitelendirilmektedir. Dindar milliyetçiler, başlarına takke benzeri örülü kipa (kipat serugot) taktıkları için “örgülü takkeliler” olarak da isimlendirilirler. Harediler ise genellikle siyah kipa (takke) ve şapka giyerler. Dindar milliyetçi Yahudiler modern kıyafetleriyle siyah giyinen Haredilerden kendilerini ayırt ederler.

Harediler, kendi aralarında Aşkenaz ve Sefarad olarak ikiye ayrılmış durumdadırlar. Doğu Avrupa kökenli Aşkenaz Harediler Yahadut Ha’Torah isimli siyasal bir partinin şemsiyesi altında örgütlenmişlerdir. Buna karşılık Haredilerin diğer kolu Sefaradlar da Şas partisini kurmuşlardır. Dindar milliyetçi Yahudilerin partisi, kökeni Mizrahi hareketine dayanan Mafdal’dır (Ulusal Dinî Parti). Bu parti 2009 yılından itibaren Habayit Hayahudi (Yahudi Evi) adıyla faaliyet göstermektedir. Yahudi fundamentalizmini bu iki grup, yani Harediler ve dindar milliyetçiler temsil etmektedir. Bu fundamentalist grupların temel düşünce yapısını Mesih, Kutsal Toprak, İsrail Devleti ve Kudüs oluşturur.

Yahudi fundamentalizmi, 19. yüzyılda doğu ve orta Avrupa’da yükselişe geçen antisemitizm ile Yahudiler arasındaki dinî reforma, sekülerleşmeye, Haskala hareketine (Yahudi Aydınlanması) ve Siyonizm’e bir tepki olarak önce Almanya ve Macaristan’da, daha sonra da diasporanın diğer bölgelerinde Aşkenazlar arasında görülmüştür. 19. yüzyılın sonlarında, Baal Şem Tov’un (1698-1760) öğretilerinden beslenen Hasidilerle, Litvanya’lı Ortodoks hahamların öğretilerinden etkilenen Musarlar ve Samson Rafael Hirsch’in (1808-1888) liderliğindeki “Torah im Dereh Eretz” (Ülke Yoluyla Torah) hareketi taraftarları antisemitizme çözüm olarak sunulan Siyonizm’e şiddetle tepki göstermişlerdir. Onlara göre Siyonizm, yalancı Mesihlerden bile daha zararlı ve yanlış bir düşünceydi. Onların gözünde Siyonistler, ateistler ve maskilimle (Yahudi Aydınlanmacısı) aynıydı. Dindar Yahudilere göre, kutsal topraklara (Sion’a) dönüş ilahi planın bir aşaması olduğundan laik Siyonizm’in bu planda yeri yoktu. Antisemitizm de laik bir devletin kurulmasıyla çözümlenebilecek bir şey değildi. Siyonizm karşıtı dindarlar, Siyonizm muhalefetini koordine etmek amacıyla 1912’de o zamanlar Almanya’ya ait olan Kattowitz’de Agudat İsrail (İsrail Federasyonu) örgütünü kurdular. Örgütün amacı, Yahudi sorunlarına Tevrat ışığında çözüm üretmekti.

1914 ila 1939 yılları arasında Hasidi rabbilerin çoğu Agudat İsrail’le birlikte hareket etti. Siyonizm’e karşı tutumları negatif olduğundan, Yahudi Ajansıyla iş birliğine hiçbir zaman yanaşmadılar. Fakat paradoksal olarak Hasidiler, aynı zamanda Siyon tutkunu idiler. Hatta Hasidi bir rabbi “Diasporada Hasidiler arasında bir rabbi olmaktansa kutsal topraklarda bir işçi olmayı tercih ederim.” demişti. Bu paradoksal durum, İsrail’in kuruluşundan sonra dindarların Siyonizm karşısındaki tutumlarında bir takım değişimlere de yol açtı. Bunda, bu tarihten önce yaşanan bazı olayların ve meydana gelen gelişmelerin de etkisi vardı. 1929 Arap isyanı sırasında Safed ve Hebron’da Haredilerin öldürülmesi ve takip eden yıllarda Almanya’da Nazilerin iş başına gelmesi anti-Siyonist Harediler arasında krize yol açmıştı. Moshe Blau’nun (1885-1946) öncülük ettiği Harediler, Siyonistlere karşı katı tutumun yumuşatılmasının yollarını aramaya başladılar ve daha ılımlı bir tutum içerisine girdiler. Örneğin kendileri Siyonist olmamakla birlikte Habad Hasidileri, aktif olarak İsrail Devleti’ni kutsal topraklar bağlamında desteklemeye başladı. Hatta Habad’ın yedinci kuşak lideri Rabbi Menachem Mendel Schneerson (1902-1994) daha da ileri giderek 1967’deki Altı Gün Savaşı’nda İsrail’in işgal ettiği toprakların geri verilmesine karşı şiddetle tepki gösterdi. Hasidi lider, işgal altındaki toprakların geri verilmesinin yanı sıra bu topraklarda yaşayan Araplara özerklik verilmesini ön görebilecek bir anlaşmaya da karşı çıktı. Habad’ın geleneksel anti-Siyonist yaklaşımıyla bağdaşmayan bu tutum, Rabbi Schneerson’a göre bir çelişki değildi. Habad’ın İsrail Devleti ile ilgili düşüncesi geleneksel Haredi yaklaşımla aynıydı. Ona göre laik bir Yahudi devleti, dindar Yahudilerce yönetilemezdi. Hem laik olduğu için, hem de geleneksel kurtuluş inancındaki hiçbir aşamayı teşkil etmediği için devletin kendisi dinî anlamda hiçbir öneme sahip değildi. Bununla birlikte içinde bulunulan dönem Mesihi dönem olduğundan kazanılan topraklardan çekilmek doğru olmayacaktı. Çünkü bu topraklar, Yahudilere Tanrı tarafından vadedilen kutsal topraklardı ve ancak bu topraklara sahip olunduğunda Mesih gelecekti. 1948 Bağımsızlık Savaşı, Altı Gün Savaşı, komünizmin çöküşü ve 1991’deki I. Körfez Savaşı gibi gelişmeler Mesihi çağın işaretleri olarak görülür. Bu düşünce biçimiyle Habad, Mesihçi fundamentalist bir hareket kimliğine bürünmüştür.

İsrail ve kutsal topraklar, Habad’ın karizmatik lideri Rabbi Menachem Mendel Schneerson için ikincil öneme sahipti. Onun temel önceliği, Yahudi toplumunun aşağıdan yukarıya yeniden Yahudileşmesi idi. Yeniden Yahudileşme için her yıl özel bir hedef belirleyen rabbi, bu hedefi gerçekleştirmek için bir kampanya başlatıyordu. Örneğin 1972’deki hedefi Tevrat okullarının sayısını artırmaktı. En kısa sürede Tevrat okullarının sayısını altmış bire çıkarmak için altmış bir komite oluşturmuştu. 1980’de, çocukların ailelerini dindarlaştırmaları için bir kampanya başlattı. “Evlenin, oğullarınız, kızlarınız olsun; oğullarınızı, kızlarınızı evlendirin. Onların da oğulları, kızları olsun. Orada çoğalın, azalmayın.”1 ayetini temel alarak aile planlamasına da karşı çıktı. Schneerson’un Yahudileştirme kampanyalarında önem verdiği en önemli husus ise Yahudi dinî hayatında önemli bir yeri olan tefilin2 bağlamayı yaygınlaştırmaktı. 1967’deki Altı Gün Savaşı öncesinde başlattığı bu kampanya hâlâ devam ediyor. Tel-Aviv, Londra, New York ve diğer şehirlerde meydanlara, caddelere tezgâh kuran Habad Hasidileri Yahudi olduğunu anladıkları kişileri tefilin bağlamaya çağırıyorlar. Bu kampanyanın amacı kitlesel arınmayı gerçekleştirmek. Çünkü Şulhan Aruh’ta3 belirtildiği üzere tefilin bağlamak manevi arınmayı sağlıyor. Kabalistik Habad Hasidileri için manevi arınmanın başka bir önemi daha var. Onlara göre Yahudiler, Yahudi olmayan çevre içinde kirlenmiş bulunmaktadır. Yoldan geçen bir kişinin Yahudi olduğunu anlayan Habad Hasidileri hemen o kişinin çevresini sarıp onu Yahudi olmayanlardan izole ederek arındırmaya çalışırlar. Bütün İsrail’in (Yahudi toplumunun) arınmasına kendini adamış olan Habad Hasidizmi, böylece bir çeşit fundamentalist aktivizm geliştirmiş ve iyi organize olmuş bir kitlesel arınma hareketine dönüşmüştür.

Haredilerin önemli bir kısmını oluşturan Satmar Hasidileri Siyonizm karşıtlığını günümüzde hâlâ yüksek sesle dile getirmektedirler. Onlara göre Tanrı devletinin Mesih’in gelişinden önce kurulması mümkün olmadığından İsrail Devleti meşru değildir. Ancak Mesih’in gelişiyle var olabilecek İsrail Devleti’nin 1948’de Siyonistlerce kurulması Yahudilerin kurtuluşunu geciktirmiş, Tanrı ile İsrail halkı arasındaki ahdi bozmuştur. Satmar Hasidilerinin en önemli lideri Joel Teitelbaum (1887–1979), kadınların askere alınması, sosyal hayatta cinsiyet ayrımının gözetilmemesi, tarihî kutsal yerlerin tahrip edilmesi, laik okulların kurulması, Şabat’ın ihlali gibi uygulamalarına bakarak İsrail yönetimini dinî inancın altını oymakla ve halkı dinsizleştirmeye çalışmakla suçlamıştır. Rebbe (Hasidilerde rabbiye rebbe denir) Teitelbaum’un İsrail karşıtı tavrı, 1967 Altı Gün Savaşı’nda İsrail ordusunun kazandığı başarıyı lanetlemesiyle doruk noktasına çıkmıştır. Teitelbaum’a göre Siyonizm’i kabul etmek ve onunla iş birliği içinde olmak, şeytana imanla eş anlamdaydı. Milliyetçilik ise gentilelerin (Yahudi olmayanlar) taklit edilmesinden başka bir şey değildi. Satmar Hasidileri, İsrail Devleti’ne karşı bu düşmanca tutumlarına rağmen, Kudüs ve Bne Brak’ta iki yerleşim birimi kurmuşlardır. Fakat İsrail Devleti’ni bir küfür devleti olarak görmesinden dolayı grubun lideri hâlâ ABD’de yaşamaktadır.

İsrail’deki Satmar Hasidileri liderlerinin görüşleri doğrultusunda ülkenin siyasi hayatına katılmayarak seçimleri ve yönetimi protesto eden gösteriler gerçekleştirmektedirler. İsrail Devleti kimlik kartını reddetmekte, askerlik hizmetini yerine getirmemekte, boykot eylemleri düzenlemekte, devletle uyumlu yaşayanları ise taciz etmektedirler.

Hasidi fundamentalistlerin en radikal olanları ise Satmar rebbesinin (dinî lider) ruhani liderliğini kabul eden Neture Karta’lardır. Netura Karta “Şehrin Koruyucuları” anlamına gelmektedir. İsrail’de Kudüs ve Bne Brak’ta, Amerika’da New York’ta ve diğer birkaç ülkede mensubu bulunan Neture Karta, adını ve misyonunu Kudüs Talmudu’dan almıştır. Tevrat’ın konumunu ve otantik Yahudiliği savunma misyonunu üstlenen Neture Karta, Yahudilerin günahları sebebiyle kutsal topraklardan Tanrı tarafından sürgüne gönderildiğine, beşeri iradeyle zor kullanarak geri dönülmeyeceği konusunda Tanrı’ya söz verildiğine inanır. Neture Karta inancına göre Yahudi halkının kurtuluşu ve saadeti ancak Mesih önderliğinde gerçekleşebilir. Bu inanç çerçevesinde Neture Karta, Siyonizm’in bütün biçimlerine ve İsrail Devleti’nin varlığına açıkça karşı çıkmaktadır. 1948’de İsrail Devleti’nin ilanından önce İngiliz manda yönetiminin çekilmemesi için talepte bulunan bu grup, İsrail’e karşı düşmanca tutumunu bütün katılığıyla devam ettirmiş, 1991 Madrid Konferansı’nda Filistin heyetinin yanında olmuştur. Grubun lideri haham Moshe Hirsch, daha sonra kurulan Filistin hükûmetinde Yahudilerden sorumlu bakan olarak görev almıştır. Hirsch’e göre kâfir Siyonist İsrail Devleti’nin egemenliği altında yaşamaktansa, Arap egemenliği altında yaşamak Halaka’ya (Yahudi dinî yasalarına) daha uygundur. İsrail Devleti’ne karşı düşmanlığını açıkça göstermekten çekinmeyen Neture Karta, İsrail’in düşmanlarıyla da doğrudan iletişim kurmaktadır. Örneğin, Mart 2006’da birkaç Neture Karta üyesi, İsrail’in tarihten silinmesi gerektiğini söyleyen Ahmadinejad’a destek için İran’ı ziyaret etmiştir. Yahudi dünyasını ayağa kaldıran en son girişimleri ise 11-12 Aralık 2006’da Tahran’da düzenlenen Holokost (soykırım) Konferansı’na bir heyetle katılmaları olmuştur. Aralarında Satmar mensubunun da bulunduğu heyetin bu girişimi, anti-Siyonist Harediler arasında da tartışmalara yol açmış, katı anti-Siyonist Satmar Hasidilerinin İsrail’deki yargı organı bu olayı “en çirkin bir biçimde Tanrı’nın adının kirletilmesi” olarak değerlendirmiş ve Yahudileri bu konferansa katılanlardan uzak durmaya çağırmıştır. Konferansa katılanlar, gelen eleştiriler karşısında yazılı bir açıklama yaparak kendilerini şöyle savunmuşlardır: “İranlılar, İsrail’in şahsında Siyonistlere karşı verilen savaşta başı çekmektedir. İranlılarla uzlaşmak, Yahudi ulusunun yani Tevrat ulusunun uysal, merhametli ve barışçıl bir ulus olduğunu onlara inandırmak bizim görevimizdir.”

Neture Karta’ya göre Siyonizm, asimilasyonist ideolojiler üzerine kurulmuş yanlış bir Mesihçi akımdır. Siyonizm’in bağımsız bir İsrail Devleti düşüncesi, hem Tanrı’nın hem İsrail ülkesinin hem de Tevrat’ın inkâr edilmesi demektir. Neture Karta, Tanrı’nın Holokostla Siyonizm’den öç aldığına inanmaktadır. Bu düşünceler çerçevesinde Neture Karta, İsrail Devleti’ni tanımayı reddetmekte, buna bağlı olarak askerlik ve vergi gibi vatandaşlık görevlerini kabul etmemektedir. Neture Karta’nın devlet karşıtı tutumu zaman zaman İsrail’de iç çatışmalara da yol açmaktadır.

Anti-Siyonist fundamentalist Haredilerin yanında, kendilerini “Siyonist olmayan” şeklinde ifade eden Haredi gruplar da vardır. Bu gruplar, İsrail Devleti’nin meşruiyetini reddetmek yerine, onun Yahudilik açısından yararlı olup olmadığını tartışmaktadır.

Siyonizm karşısındaki bu farklı tutumlarına rağmen bütün Harediler, İsrail’de ve diasporada politik ve dinî güç olarak kendilerini belli etmekte, Halaka olarak nitelendirilen dinî yasaları eğitim, tıp, gıda, ulaşım, sanat ve idare gibi pek çok alanda İsrail Devleti’ne dayatmaktadırlar. Bunlar kendilerini seküler toplumdan ve devletten izole ederek bir getto hayatı yaşamaktadırlar. Bugün Kudüs’te, Mea Şearim’de ve Bne Brak’ta Tevrat’a uygun bir yaşam kuran Harediler İsrail Devleti’ni tanımamakta, İsrail’in bağımsızlık gününü kutlamamakta, askerlik görevini reddetmekte ve devlete vergi vermemektedirler. Çağdaş yaşam tarzını, çağdaş eğitimi ve giyim kuşam şeklini reddeden Ortodoks Harediler, laikleri Yahudi kabul etmemekte ve onları gentile (yabancı) olarak görecek kadar ileri gitmektedirler. Harediler, koşer5 kuralına uygun hizmet vermeyen gıda marketlerini ve lokantaları, Şabat’ta hizmet veren ulaşım araçlarını taşa tutuyorlar, mahallelerine giren açık giyimlileri taciz ediyorlar. Buna karşın Kudüs’te militan Haredilerin gittikçe artan nüfusundan rahatsız olan Yahudiler ise, modern yaşam tarzının her yönüyle yaşandığı Tel Aviv’e göç etmek zorunda kalıyorlar. Kimileri de hafta sonu tatilini eğlenerek geçirmek için cuma öğleden sonra arabayla Tel Aviv yoluna düşüyor.

Modern kültürü ve modern eğitim sistemini kesinlikle reddetmelerine rağmen Haredilerin 5 Dine uygunluk kuralı modern bilim ve teknolojinin sunduğu imkânları kullanma konusundaki tutumlarında farklılık görülebilmektedir. Kimileri modern teknolojinin imkânlardan yararlanmayı tercih ederken kimileri de karşı çıkmaktadır.

Yahudi fundamentalizminin diğer kanadını oluşturan dindar milliyetçiler laik Siyonizm karşısında dinsel Siyonizm’i savunmaktadırlar. Bu kanadın kökeni, 19. yüzyıla kadar gitmektedir. Dinsel Siyonizm’in savunucusu dindar milliyetçi fundamentalistlerin modernite karşısındaki tutumları Haredi fundamentalistlerin tutumlarından farklılık gösterir. Dindar milliyetçiler, 1920’li yıllarda Filistin’de dindar Yahudiliğin iki büyük gruba ayrılarak bölünmeye başladığı dönemden itibaren modernite ile uzlaşmışlardır. Bu farklılık onların kıyafetlerinde kolaylıkla gözlenebilmektedir. Modern giyim tarzını benimseyen dindar milliyetçiler Yahudi yasalarına itaatte seçici davranabilmektedirler. Bu farklılıkları kadınlar konusunda da açıkça görülebilmektedir. Kadınlar partilerde ve birçok organizasyonda etkili görevler alabilmektedir. 1850’den beri siyah mgiysilerden vazgeçmeyen Harediler ise kadınlara toplumsal hayatın hiçbir alanında yer vermezler. Televizyon seyretmeyi haram sayan Harediler, diğer Yahudi kitleyi hedef alan seçim programlarına çıkmaya karar verdiklerinde bile tüm katılımcıların erkek olmasında ısrar etmişlerdir. mDindar milliyetçi Yahudilerin kadınlarla ilgili mkonularda modernite ile sağlamış olduğu uyum, bazı durumlarda çelişki de içermektedir. Halaka’da kadın sesini dinlemenin haram olduğunun belirtilmesinden dolayı bazı dindar milliyetçiler kadın şarkıcıları dinlemezken, bazıları da farklı yorumları benimseyerek dinleyebilmektedir.1990’lı yıllarda kurulan Arutz 7 isimli radyo kanalının müzik yayınlarındaki uygulama, dindar milliyetçilerin kadın sesi konusundaki kafa karışıklığına ilginç bir örnek oluşturmaktadır. Radyo kanalının en geniş yayın kitlesine ulaşabilmesi için aralarında kadınların da bulunduğu popüler şarkıcıların eserlerine müzik yayınlarında yer vermeleri gerektiğini düşünen yetkililer haham sansürünü aşamayınca teknolojiden yararlanma yoluna gitmişlerdir. Sansürcü hahamların onayını alarak, kadın şarkıcıların popülerleştirdiği şarkıları erkeklere okutmuşlar ve daha sonra elektronik ortamda erkek sesini kadın ses perdesine dönüştürerek yayınlamışlardır. Harediler bu uygulamaya karşı çıkarak kınamış ve bugüne kadar Arutz 7’yi dinlemeyi reddetmişlerdir. 1988 seçimlerinde elde ettikleri başarıdan güç alarak, İsrail’in millî marşı Hatikva’yı parlamento açılışında karma koro yerine erkekler korosuna okutturmayı başarmışlardır. Bu uygulama, Haredilerin din anlayışlarını toplumun diğer kesimlerine dayatmalarının örneğini oluşturmaktadır.

Yahudi fundamentalizminin temel nitelikleri hakkında sonuç olarak şunlar söylenebilir: Gerek Haredi gerek dindar milliyetçi fundamentalistlerin belli kırmızıçizgileri vardır. Bu çizgilere herkesin şartsız teslimiyetini isterler. Doğru olan/olmayan arasındaki kırmızıçizgiyi korumak için büyük bir çaba gösterirler. Onların doğruları mutlaktır ve şüphe götürmez. Haredilerin kırmızıçizgisi Mesih, dindar milliyetçilerin kırmızıçizgisi ise kutsal topraktır.

Şüphesiz fundamentalist hareketler genellikle ekonomik bakımdan gelişmemiş topluluklar arasında taraftar bulmaktadır. Yoksul, işsiz, mülksüz insanlar bu hareketlerin militan kaynağıdır. Ancak bunlar tamamen yoksul, yani yoksulların en yoksulu olmayıp, genellikle eğitimli fakat tatmin edici iş sahibi değildirler. Örneğin 1994’de Hebron’da yirmi dokuz Müslümanı sabah namazında katleden fundamentalist Kach yanlısı Baruch Goldstein doktordur, fakat Kiryat Arba kasabası onun iyi bir gelir elde etmesini sağlayacak ekonomik yeterliliğe sahip değildir. Öte yandan bütün Yahudi fundamentalist hareketler şiddet eğilimli değildir. Şiddet eğilimi, dindar milliyetçi gruplar arasında görülmektedir. Haredi grupların şiddetle ilişkisi ise taciz düzeyindedir.

Yahudi fundamentalizmi konusunda değinilmesi gereken başka bir nokta da değişimle ilgilidir. Fundamentalistler, küfür içinde gördükleri İsrail’i ve laik Yahudileri değiştirmeye kendilerini adamışlardır. Fakat onların tek ilacı geçmişi korumak veya yeniden yaratmak değildir. İsrail’de Kudüs’ün Mea Şerim mahallesinde yaşayan Harediler modern yaşam aygıtlarından yararlanırlar, siyasetle ilgilenirler ve mensubu bulundukları dinî partilerle İsrail siyasetinde etkin bir rol oynarlar. Fakat Halaka kurallarına uymaya itina gösterirler ve başkalarını da uymaya zorlarlar. Son olarak, İsrail’in genel nüfusu içinde yüzde 5’lik bir dilimi oluşturduğu tahmin edilen Harediler, İsrail’in siyasi, sosyal ve ekonomik yaşamında güçlü bir etkiye sahiptirler. Diğer toplum kesimleri onların taleplerini dikkate almak zorunda kalmaktadır.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar