Mısır'da Darbe Sonrası Mısır Tarihinde Bir Devlet Başkanına İlk İdam Cezası

Uluslararası toplumun tepkileri, insan hakları derneklerinin girişimleri ya da Mısır’ın adalet konusundaki sarsılan imajı Muhammed Mursi’ye idam cezası verilmesini engellemedi. Bundan sonra Mısır’daki komedi yargılamaların akıbeti merakla bekleniyor.

Alessandra Bajec 1 Temmuz 2015

2011 yılında hapishaneden kaçan mahkûmlara dair firar davasının sonucunda 16 Haziran’da verilen yargı kararı, şayet bu karar bozulmazsa Mısır’ın ilk demokratik yollarla seçilen cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin ölüme mahkûm edilmesi anlamına geliyor. Kahire Ağır Ceza Mahkemesi Mursi ve 100’den fazla sanığa ceza evi firarı planladıkları ve 2011’de Mübarek hükûmetine karşı yapılan gösterilerde polise saldırdıkları iddiaları gerekçesiyle ölüm cezasını onayladı. Aynı mahkeme Mursi’yi Filistinli Hamas hareketi, Lübnan’ın Hizbullah’ı ve İran için istihbarat casusluğu yapma suçlarından müebbet hapse mahkûm etmişti. İddiaları destekleyen kanıtlar ise kamuya açıklanmamıştı.

Al-Ahram Stratejik ve Siyasi Araştırmalar Merkezi uzmanı Ziyad Akl Musa konuyla ilgili şunları söylüyor: “Mahkemenin elindeki kanıtlarla ilgili mutlak bir gizlilik var; buna sebep olarak da konunun hukuki bir mesele olduğu ve halkın bunu bilmesine gerek olmadığı gösteriliyor.”

Bu yıl nisan ayındaki başka bir davada Mursi cumhurbaşkanı olduğu 2012 yılında kendi taraftarlarını şiddet kullanmaları, protestocuları gözaltına almaları ve işkence etmeleri için kışkırttığı iddialarıyla 20 yıl hapse mahkûm edilmişti. İdam kararı ise bariz şekilde siyasi bir karar olduğu ve yargı sürecinin adil olmadığı gerekçesiyle dünya üzerindeki pek çok insan ve grup tarafından kınandı.

İnsan hakları organizasyonları Mısır’ın yargı sisteminin bağımsız olmadığı eleştirilerinde bulundular. Uluslararası Af Örgütü kararın “geçersiz ve hükümsüz prosedürlerle gerçekleştirilen bir maskaralık” olduğunu söyleyerek karara karşı çıktıklarını açıkladı. Ayrıca örgüt bu kararın Mısır’daki yargı sisteminin bozulduğunun diğer bir işareti olduğunu da ekledi. Örgütün Orta Doğu ve Kuzey Afrika başkan yardımcısı, Mursi’nin aylardır herhangi bir adli denetim olmaksızın hücre hapsinde tutulduğunu ve soruşturmalar süresince kendisini temsil edecek herhangi bir avukatın bulunmadığı gerçeğinin bu hukuki muamelelerinin yalnızca adaletle alay etmek olduğunu gösterdiğini söyledi.

Bu sert ceza Müslüman Kardeşler üzerinde kurulan baskı politikasının yalnızca bir parçası olarak görülüyor. Zira Mursi 2013 temmuzunda askerî darbe ile indirildikten sonra Sisi bu örgütü yok etme sözü vermişti. Görevden alınan cumhurbaşkanı o günden itibaren cezaevinde tutulurken Müslüman Kardeşler de Aralık 2013’te “terörist örgüt” olarak tanımlandı. Gerçekleştirilen operasyonların ardından yüzlerce Mursi taraftarı ve protestocu öldürüldü; 40 binden fazlası gözaltına alındı. Mursi’nin yanı sıra Müslüman Kardeşlerle ilgisi olduğu iddia edilen yüzlerce aktivist Temmuz 2013’ten beri toplu hızlı yargılamalarla idama mahkûm edildi. Birleşmiş Milletler bu yargılamaların “yakın tarihte emsali görülmediğini” belirtti.

Muhaliflere yönelik sürdürülen bu yasal süreçler, Mısır rejimi tarafından siyasi muhalefeti ortadan kaldırmak amacıyla kullanılan araçlardan yalnızca biri. Bunların arasında çok sayıdaki protestocu gencin, öğrenci ve habercinin rastgele tutuklanması ve gözaltına alınması da bulunuyor. İnsan hakları grupları, muhalefet ve özellikle de Müslüman Kardeşleri bastırmak için hukukun suiistimal edildiği gerekçesiyle Mısırlı otoriteleri suçluyor.

Mursi davasıyla ilgili olarak Perspektif’e demeç veren Musa’ya göre davanın hukuki süreçle bir ilgisi yok; süreç tamamen Müslüman Kardeşlere duyulan nefret hissi ile yürütülüp âdeta bir “siyasi intikam” süreci hâline gelmiş durumda. Zira adli makamlar cumhurbaşkanlığı seçilmesinin ardından bir yıllık bir zaman zarfı içerisinde Mursi’yi suçlu çıkaracak yeterli kanıtın bulunduğunu iddia ederken, şaşırtıcı şekilde otuz yıl süren devlet başkanlığı döneminde önceki cumhurbaşkanı Mübarek aleyhindeki yolsuzluk ve cezai suçlamaların delillerini yetersiz buluyorlar. Hesap vermekten sıyrılmış olan yalnızca Mübarek ve destekçileri değil; herhangi bir dava ya da mahkûmiyet kararı şöyle dursun, polisin orantısız güç ile görevini kötüye kullanmasına dair herhangi bir soruşturma da başarıya ulaşmış değil. Diğer yandan binlerce siyasi muhalif yetersiz kanıtlarla topluca mahkûm edilip bu insanların gerçekten o suçları işleyip işlemediğinin araştırılmasına bile gerek görülmüyor. Tüm bunlar Mısır’daki adalet sisteminin nasıl keyfî ve seçici olduğunu ve adaleti aramak yerine muhalifleri cezalandırma amacı taşıdığını da ortaya koyuyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü de Mursi hakkındaki kararın siyasi bir karar olduğunu öne sürerek bu tartışmalı idam hükmünü onayladığı için Mısır yargı sistemini topa tuttu. İnsan Hakları İzleme Örgütü Orta Doğu ve Kuzey Afrika Direktörü Sarah Leah Whitson şunları söyledi: “Bu yasal kovuşturmalar gösteriyor ki, Mısır mahkemeleri herhangi bir kanuni prosedüre uymaksızın hükûmet muhaliflerini mahkûm etmeye hazır.” Dava dosyası özetlerinin İnsan Hakları İzleme Örgütünce hazırlanan incelemesinde hem cezaevinden kaçış hem de yabancı güçlerle gizli pazarlık yapma davalarında ne devrik başkan Mursi ne de diğer davalılara yöneltilen suçlamaları destekleyen herhangi bir şey bulunmadığı belirtiliyor. Her ne kadar Mısır Ceza Kanununda davalının suçlu bulunabilmesi için bireysel olarak işlenen suçun kanıtlanması gerekiyorsa da, suçlamalarda yer alan eylemlerdeki bireysel suçların savcılar tarafından araştırıldığına dair dava dosyalarında herhangi bir işaret yok. İnsan Hakları İzleme Örgütü verilen yargı kararlarının salt asker ve polis memurlarının ifadelerine dayandığını belirtiyor. Araştırma uzmanı ve sosyolog Ziyad Akl Musa ise güvenlik görevlilerinin verdiği ifadelerin ne derece güvenilir olabileceğini sorguluyor: “Mısır’daki emniyet kurumu doğası gereği siyasi bir kurum. Mahkeme nihayetinde siyasi bir hüküm vermek için siyasi ifadeleri ve şahitleri davaya soktu.”

Musa’nın açıklamalarına göre Mısır Devleti her ne kadar bu davanın kurallara uygun bir ceza davası olduğunu söylese de verilen ifadeler ve mahkemenin kararı ele alış şeklinden tutun da nihai yargı kararı ve verilen idam cezalarının çokluğu Mursi davasının çok daha farklı bir dava olduğunu ortaya koyuyor. Mahkeme, kararın okunmasından hemen önce Mursi’ye destek veren ve Mısır’ın ilk özgür seçimlerinden galibiyetle çıkan Müslüman Kardeşlerin ayrıntılı ve eleştirel bir geçmişini okudu. El-Ehram’ın araştırma uzmanına göre karardan önce Müslüman Kardeşlerin tarihçesinin kasıtlı bir şekilde okunması yargı kararını halka duyurma çabası olup, bunun yalnızca yasal bir prosedür olmadığını, aynı zamanda vatansever bir dava olduğu algısını halka yayma çabası.

“Mahkeme, verdiği kararı millî bir fenomene dönüştürmeye ve mahkemenin aslında halkın istekleri ile demokrasiyi desteklediğini; davanın terörizme karşı verilen bir savaş olduğunu göstermeye çalıştı.” diyen Musa ekliyor: “Ki bu durum bizi yasal bağlamdan uzaklaştırıp politik bir atmosfere sokuyor.” Bununla birlikte tüm şahit ifadeleri kapalı kapılar ardında tutuldu. Şayet Mursi ve diğer sanıkların işlediği iddia edilen suçlarda ferdi olarak sorumlulukları varsa savcılar bunları kamuoyuna ilan etmelidir.

Mısır’ın adalet sistemindeki bir diğer eksiklik, davaları denetleyen bağımsız kurumların olmayışıdır. Adalet sistemi hiçbir şekilde halka yansıtılmamakta, Musa’nın da işaret ettiği gibi yargı kurumlarının bağımsız bir gözetimi bulunmamaktadır. Nitekim 2014’te Birleşmiş Milletler, prosedür düzensizlikleriyle dolu toplu yargılamalarla 1200’den fazla insanın idama mahkûm edildiği Mısır’ın uluslararası adil yargılama garantisinin giderek hor görüldüğü bir sisteme dönüştüğü konusunda uyardı. Uluslararası toplum ise etik gerekçelerden ötürü idam cezası karşısında endişelerini dile getirdi. Amerika Birleşik Devletleri’nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Samantha Power resmî Twitter hesabında şöyle dedi örneğin: “Mısır mahkemesi eski başkan Mursi de dâhil olmak üzere siyasi muhaliflerin toplu idam cezalarını onayladı. Kanunlara uygun yargı sürecinin olmaması adalet sisteminin güvenirliğini sarsmaktadır.” Avrupa Birliğinin önde diplomatlarından Federica Mogherini, verdiği bir demeçte kararın uluslararası kanunlara uygun olmayan toplu bir dava sonunda alınmış olduğunu söyledi.

Bununla birlikte dünyanın her yerinden yükselen kınama seslerinin dışında Amerika ve Avrupa’nın Mısır’a yönelik politikaları değişmeyecek ya da bu idam kararı Mısır rejimiyle yakın ilişkiler kurulmasına yine de engel olmayacaktır. Musa’ya göre uluslararası toplum Arap bölgesindeki çıkarlarına daha çok değer veriyor; dolayısıyla Mısır’daki insan hakları onlar için çok da önemli değil. Her ne kadar Washington idam kararları hakkındaki endişelerini belirtmiş olsa da, Obama yönetimi Mısır’a yaptığı yıllık 1.5 milyar dolarlık yardımına devam ediyor örneğin. Pentagon ve CIA, Mısır rejimiyle koordine bir şekilde Kuzey Afrika ve Orta Doğu’daki faaliyetlerini sürdürüyor.

Mısır Baş Müftüsü tarafından onaylanmış olsa bile idam hükmü hâlâ temyiz edilebilir. (En azından bu yazının yazıldığı tarih olan 27.6.2015’te mahkeme kararının değiştirilmesi olasılığı hâlâ mevcuttu.)

El-Ehram sosyoloğu Musa’ya göre ise Mısır mahkemesinin verdiği yargı kararının tersine döndürülmesinde uluslararası toplumun pek bir etkisi olmayacak. Musa’nın tahminine göre Mısır Devleti uluslararası eleştirilerden kaçınmak için Mursi’yi infaz etmeme kararı alabilir: “Karara karşı temyize gidilebilir, bunu başka bir temyiz daha izleyebilir. En nihayetinde dava müebbet hapis ya da 25 yıl hapis cezasıyla sonuçlanacak.” Bununla birlikte mahkeme bazı analizcilerin ileri sürdüğü gibi destekçilerinin Mursi’yi kahraman ya da şehit olarak anmasını önlemek maksadıyla cezanın indirilmesini de sağlayabilir. Her iki durumda da uluslararası adil yargılama standartlarına göre yeniden yargılanma yerine Mursi’yi demir parmaklıkların ardında göreceğiz gibi görünüyor.

Alessandra Bajec

Alessandra Bajec Kahire merkezli serbest gazeteci. 2010-2011 yılları arasında Filistin’de yaşadı. Metinleri rt.com, CounterPunch ve Avrupa Gazetecilik Merkezi dergisinde yayımlandı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar