Almanya'da İslam Düşmanlığı CDU 2017: Hristiyan Demokratların Siyasileştirdiği İslam

Almanya’da Hristiyan Demokrat Partisinden (CDU) bazı genç milletvekili ve siyasetçiler 2017 ile ilgili hedeflerini ortaya koydukları bir grup kurdular. Grup, İslam’a dair tezleriyle dikkat çekerken dile getirilen tezler sözde siyasi İslam’ı önlemeye çalışırken Alman siyasetinin İslam’ı siyasileştirmesi tehlikesini beraberinde getiriyor.

Eren Güvercin 1 Temmuz 2015

Hristiyan Demokrat Partisinden (CDU) genç siyasetçiler, belli konulara dair konumlarını izah eden yazılar yayımlayan gruplarına CDU2017 adını verdi. Grup faaliyetlerini “2017 için bugünden karar vermek” sloganıyla yürütüyor. Bu iddialı slogan ilk bakışta insanların ilgisini cezbedici nitelikte, fakat zaten sloganların asıl görevi de budur: Sloganların arkasında saklanan içeriğe biraz daha yakından baktığınızda asıl niyetin tamamen farklı bir şekilde parladığını görürsünüz.

CDU2017 Almanya’da İslam ile ilgili altı tezi yazılı hâle getirdi. İmzalayanlar arasında Jens Spahn, Cemile Giousouf, Peter Tauber ve Serap Güler gibi siyasetçilerin bulunduğu bu metinlerin giriş bölümünde CDU’nun “davetkâr bir parti” olduğu, yani partinin kapılarının aslında Müslümanlara da açık olduğu vurgulanıyor ve mevcut fikir ayrılıkları ile sorunların beraberce, yani Müslümanlarla diyalog hâlinde çözülmesi isteği belirtiliyor. Metni imzalayanlar bu diyaloğun tesis edilmemesi durumunda Almanya’daki Müslümanlarla gayrimüslimler arasında bir iletişimsizlik oluşabileceğine dikkat çekiyorlar.

Metinde öne sürülenler mantıklı gibi gelse de gerçekte durum farklı. Çünkü metinde vurgulanan söz konusu “iletişimsizlik” Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında değil, daha ziyade Müslümanlar ile siyaset arasında. Zira cami cemiyetlerinde, akademik ortamlarda ya da başka platformlarda Müslümanlarla gayrimüslimler arasında zaten verimli bir iletişim sürdürülüyor. Bu iletişimin elbette geliştirilmesi gerek, fakat olumlu gelişmeleri ve yeni neslin mevcut engelleri nasıl aştığını da görmek gerek.

Öte yandan siyasetin cami cemiyetleri ve İslami derneklere karşı garip bir muamele içerisinde olduğu gözleniyor. CDU2017’nin İslam’a dair altı tezi de bu garip muameleye iyi bir örnek teşkil ediyor. Bir yandan siyasetçiler Müslümanların sorunları hakkında görüşebilmek adına cami cemiyetlerinin temsilcilerine ihtiyaç duyarken öte yandan hem siyaset hem de CDU2017 iletişim kurmak zorunda olduğu bu “muhatap”lardan çok da hoşnut görünmüyor.

Henüz çok kısa bir süre önce, nisan ayında CDU’ya yakın Konrad-Adenauer Vakfı’nın desteği ile Almanya Müslüman Forumu (MFD- Alm. “Muslimisches Forum Deutschland”) kuruldu. Aralarında İslam ilahiyatı profesörleri, ateşli İslam eleştirmenleri, Yezidiler, Aleviler ve sözüm ona liberal Müslümanlar da bulunan karmakarışık bu grup anayasaya bağlı ve insan haklarına saygı gösteren “hümanist Müslümanları” temsil etme iddiasında bulunmakta, ayrıca kendisini siyaset için de “muhatap” olarak sunmaktadır. Burada kullanılan retorik oldukça açıktır: “Bizler iyileriz, diğer İslami dernekler gizliden gizliye anayasaya düşmanlar veya en azından tam anlamıyla güvenilemez oluşumlar.”

Elbette herkesin bir oluşum kurmaya hakkı var. Fakat sorun teşkil eden husus CDU’ya yakın bir siyasi vakfın MFD’ye hem maddi hem de örgütsel açıdan destek olmasıdır. Sadece Müslümanlar değil gayrimüslimler de, örneğin Köln Başpiskoposluğundan Dr. Thomas Lemmen de Müslümanların kendi öz örgütlenmelerine bu tarz müdahaleleri eleştirmektedir. Göçmen kökenli CDU siyasetçilerine MFD hakkında ne düşündükleri sorulduğunda ise CDU’nun bu dernek ile bir alakası olmadığına dair bir bahane işitilmekte, bu tarz gelişmeler aynı siyasetçiler tarafından “yorumsuz” bırakılmaktadır.

Şimdi CDU2017 grubu Almanya’daki İslam hakkında altı tez ile öne çıkıyor ve “ideal Müslüman”ın, yani arzu ettikleri Müslüman prototipinin özelliklerini anlatmaya çalışıyor. Bu tezlerde örneğin şu ifadelere yer veriliyor: CDU, “Kur’an’ı tarihsel kontekstte yorumlayan ve onu 21. yüzyılın toplumsal ilişkileri ve Avrupa düzleminde anlamlandıran bir İslam’ı savunanları” destekleyecektir. Siyasetçilerin İslam ilahiyatına karışmaya cüret etmeleri ve hatta hangi Müslümanları destekleyeceklerini tespit etmelerini görmek doğrusu şaşırtıcıdır. Bu görevin kala kala siyasetçilere kalması da aynı oranda şaşırtıcıdır. Öte yandan siyasetçiler ve diğer aktörler örneğin Kur’an’ın tarihsel bağlam içerisinde tefsir edilmesi gibi bazı kavramları mütemadiyen kullanmaktan hiç de kaçınmıyorlar.

Görünüşe göre bu insanlar ayetlerin klasik geleneksel Kur’an çalışmalarında zaten tarihsel kontekste ve vahyin sebebine göre tefsir edildiğini anlamamışlar. Bu geleneği Münster’deki bazı sözüm ona reformist ilahiyatçılar ve bilhassa siyasetçiler devrimci bir yenilik olarak tanıtsalar da bu kavram yeni değil. Fakat bu aşınmış kavramların arkasında farklı amaçlar yatmaktadır: Bu söylemlerle Müslümanların önüne sanki katalogdan seçilmek üzere bazı hususlar koyulmakta ve sadece bunları yerine getirenlerin siyasiler tarafından tanınacağı veya “iyiler” safında yer alabileceği dikte edilmektedir. Bu amaca destek veren bir diğer araç da Alman üniversitelerinde yeni kurulmuş İslam ilahiyat fakülteleridir. Bazı ilahiyat fakültelerinde İslam dinî cemaatleriyle iş birliği tesis edilse de, kimi yerlerde anayasada da vurgulanan “dinî cemaatlerin dâhil edilmesi” gerekliliği tam anlamıyla hayata geçirilemiyor.

Tam da bu nedenle CDU2017’nin daha fazla üniversitede İslam ilahiyatı kürsülerinin kurulmasına yönelik talepleri Almanya’da İslam ilahiyatının geliştirilmesine yardımcı olmayacaktır. Almanya’daki Müslümanların daha fazla ilahiyat kürsüsüne ihtiyacı yoktur, aksine mevcut kürsüler evvela görevini yerine getirmeli ve Müslüman cemaatin güven duyduğu bir eğitim tesis etmelidirler. Bu güven henüz tesis edilmiş değildir. Bazı yerlerde görevini yerine getirmeyen İslam ilahiyat kürsülerinin genişletilmesi sadece saf bir aktivizm ve göz boyama olacaktır. Bu bağlamda siyaset bilinçli olarak Müslüman cemaatin dışarıda bırakılmasını ve belli gelişmelerin onlara zorla dikte edilmesini sineye çekmektedir.

CDU2017’nin tezlerinde yer alan bir diğer husus da, “Almanya’da sadece Müslümanların günlük hayatlarını bilen” kişilerin vaaz verebileceği ve imamlık yapabileceği iddiasıdır. Bu nedenle de Almanca konuşabilen imamlara ihtiyaç duyulduğu belirtilmekte, “ithal imamların” uyum için engel teşkil ettiği söylenmektedir. Burada gerçekten de doğru hususlara değinilmekte, fakat bu bağlamda çıkarılan sonuçlar sorunlu gözükmektedir. Görünüşe göre bu tezleri ortaya atan siyasetçiler Müslümanların günlük hayatlarından haberdar değiller. Zira bu hususta bilgileri olsa Almanya’daki Müslümanlar arasında imamların Almanca vaaz vermelerinin gerekliliğine dair zaten bir görüş birliği olduğundan haberdar olurlardı. Bu bağlamda faaliyete geçmiş olan birçok cami cemiyeti olmasına rağmen CDU2017’nin “ithal imamların” uyumun başarısız olmasından veya gençlerin radikalleşmelerinden sorumlu olduklarına dair sonuç çıkarması gerçeklikten uzaktır. Sadece ramazan ayında tören eşliğinde iftar ziyaretlerinde veya seçim kampanyası zamanlarında değil de başka zamanlarda da bir caminin içerisini görmüş olsalar, bu sözde “ithal imamların” İslam hakkında sağlıklı bilginin kazandırılmasında ne denli önemli bir rol oynadıkları hakkında bilgileri olurdu. Çoğu zaman göz ardı edilse de Türkiye’den gelen imamlar gençlerin radikalleşmesine karşı âdeta bir kale oldular.

İmamların Almanca bilmesi elbette önemlidir ve bu alanda cami cemiyetlerine büyük görev düşmektedir. Ne var ki bu durumun Müslümanların arasında tartışılması gerekmektedir. Bunu tartışmak, Avusturya’daki kabul edilemez İslam Yasasını örnek alarak burada yaşayan Müslümanlara bir talep kataloğu sunmak isteyen siyasetin görevi değildir. Tek başına “ithal imam” tanımlaması bile saygısız bir tavrın açığa vurmasıdır.

Anlaşılması artık tamamen güç olan ise 5. tezde yer alan ifadelerdir. Bu tezde Almanya İslam Konferansına iştirak eden cami cemiyetleri ve derneklerin “ilahiyat alanında değil, sadece din siyaseti açısından muhatap” olduklarına dair bir sav ileri sürülmektedir. Yani Müslümanlara dinî hizmetleri sunan, camileri ayakta tutan, imamların maaşını ödeyen, onları eğiten ve ayrıca genç Müslümanlara dinleri hakkında bilgi veren, hac hizmetini organize eden ve sair hizmetleri sunan dernekler, ilahiyat alanında muhatap olarak kabul edilmemekte, derneklerin teolojik yeterlilikleri inkâr edilerek sadece din siyaseti alanında muhataplığa layık görülmektedirler. CDU2017, ilahiyat sorunları hakkında 2000’e yakın cami cemiyetini muhatap almayacaksa kimi alacaktır? Bu sorunun cevabı kendisini satır aralarından belli etmektedir. Zira devamında cami cemiyetlerinin Müslümanların sadece bir azınlığını temsil ettikleri iddia edilmektedir: “Bu nedenle toplumsal veya dindarlar arası diyalog için (Müslümanlar arasında) muhatap ve partner bulmak güçtür. Biz İslam’ın Almanya ve Avrupa’da devlet ve toplum için müzakere, sözleşme ve diyalog partneri olabilecek bir şekilde ilahiyat alanında da organize olmasını desteklemek istiyoruz.”

Siyasetçiler İslami derneklerin Müslümanların çoğunluğunu temsil etmediğine dair mesnetsiz söylemlerini mütemadiyen tekrarlamaktalar. Bu şekilde asıl söylemek istedikleri kendilerine göre daha uygun temsilcileri yeğledikleridir. Konrad-Adenauer Vakfının Almanya Müslüman Forumu ile ortaya koyduğu çaba bunun bir göstergesidir. Sözüm ona “siyasi İslam”la mücadele etmek istediklerini öne sürmelerine rağmen bu çabaları bir yandan açıkça siyasi güdümlüdür; yani âdeta siyasi bir İslam’ın, siyasi açıdan doğru bir şekli aranmaktadır. Diğer yandan Almanya’da yaşayan dört milyona yakın Müslüman belki de temsil edilmek istemiyor, fakat düzenli olarak camilere giden ve günlük hayatlarında dinin önemli bir rol oynadığı Müslümanlar farklı dernekler tarafından pekâlâ temsil ediliyor.

CDU, İslam’ın ilahiyat alanında da organize olmasına ve “Almanya usulü İslam” için akademilerin oluşmasına destek vermek istiyor. Bu kulağa çok hoş gelse de güdülen amaç hiç de hoş değil. Ne zamandan beri siyaset bir dinî cemaatin içişlerine karışma küstahlığına cesaret edebiliyor? Bir dinî cemaatin ilahiyat alanında nasıl organize olacağı sadece ve sadece o dinî topluluğun kendi meselesidir. Almanya’daki İslam’ın temel sorunları hakkında Müslümanların kendileri ile tartışmak yerine Müslümanlara yerine getirmek zorunda oldukları talimatlar vermek ancak kibirden kaynaklanmaktadır. Burada aynı göz hizasında bir iletişim ortamı aramak yerine Müslümanlara ne düşünebilecekleri, neye inanabileceklerine dair talimatlar verilmek isteniyor.

Siyasi açıdan “doğru” kabul edilen bir “devlet İslamı”ına dair bazı siyasetçiler kendi hayallerini şaşılacak tezlerle ortaya koysa da bu hayallerin Din Hukuku açısından elle tutulur bir yanı yok. Aslında her siyasetçi, bu hayallerin karşılığı olmadığının farkında olmalı.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar