Fransa'dan Kebaba Savaş Kebap Avrupa Değerlerini Tehdit Ederse

Fransa’da Béziers Belediye Başkanı Robert Ménard, Avrupa değerlerini korumak adına kebaba savaş açtı. Kebabı “otantik Fransız kültürü”nün karşısında konumlandıran bu anlayış, Fransa’nın farklılıklarla yaşam konusundaki imtihanının da bir parçası.

Hassina Mechaï 4 Aralık 2015

Kebap Fransız medeniyetini tehdit mi ediyor? Bu soru Fransa dışında her yerde kulağa şaka gibi gelebilir ama Beziers Belediye Başkanı Robert Ménard bu konuda gerçekten endişeli.

Fransa’nın güneyindeki küçük ve şirin Beziers kentinin belediye başkanı Robert Ménard şehrini koruma adına kent merkezinde yeni kebap restoranlarının açılmasına izin vermeme kararı aldı. Ménard, ulusal kanal muhabirlerine verdiği demeçte şöyle demişti: “Beziers çok güzel bir şehir. Şehir merkezinden katedrali görebiliyorsunuz. Beziers’i şimdi olduğundan daha güzel bir şehir yapabilmek isterim.” Ancak asıl rahatsız edici cümleler bundan sonra geliyor: “Fransa Yahudi-Hristiyan bir gelenekten gelen bir ülke, bazıları için bunu kabullenmek zor olabilir ama buna alışsalar iyi olur (…) Biz Fransa’da çok fazla göçmen var diyorsak bu aşırı fazla demektir (…) Dolayısıyla yarın biri benden yeni bir kebap restoranı için onay istediğinde bunu onaylamayacağım, çünkü zaten şehirde hâlihazırda onlardan 20 tane var.”

Bu açıklamalar Robert Ménard’ın ilk icraatı değil. Ménard, Sınırsız Gazeteciler Örgütünün (İng. “Reporters Without Borders”) kurucularından ve aşırı sağcı Ulusal Cephe partisinin (Front National) desteğiyle Beziers’in belediye başkanı seçildi. Öyle görünüyor ki başkan bilhassa toplumun belli bir kesimini hedef alan girişimlere destek verme hususunda çok hevesli, zira öncesinde işe “estetik nedenlerden ötürü” ve “Beziers’in yararı” için cam önlerine çamaşır asılmasını kanunen yasaklamakla başlamıştı. Daha sonra saat sabah 10’dan sonra halı silkelemeyi yasakladı. Son olarak ise mülteci krizi sırasında polis eşliğinde bir mülteci barınağını basarak Suriyeli mültecileri Fransa’ya geldikleri için azarlamıştı. Ancak Beziers’in çözüm bekleyen daha önemli sorunları var: 10 kişiden 6’sının sosyal yardımlarla geçinebildiği bir şehirde yeni bir kebap restoranının açılması kimin umurunda olur?

“Kebaplaşma” ve “İslamlaşma” Korkusu

Beziers’in “Yahudi-Hristiyan yapısı”na sözde tehdit teşkil eden kebap restoranları meselesi her gün biraz daha İslamofobik hâle gelen Fransa’nın ulaştığı vahim noktanın sadece başka bir göstergesi. Gerçekten de her geçen gün daha fazla sağcı belediye başkanı benzer yasal düzenlemeleri hayata geçirmeye ve gündemlerini bu tarz konularla doldurmaya devam ediyor. Bazı belediye başkanları kamusal düzeni koruma, emniyet, güvenlik ve sağlık düzenlemeleri adı altında açıkça Müslüman Fransızları hedef alan yasal düzenlemeleri onaylamaktan çekinmiyorlar. Bunun için başvurulan “legal” yollar, sonuçta ortaya çıkan düzenlemelerin ayrımcı olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Benzer bir şekilde geçen haziran ayında Beaucaire Belediye Başkanı Julien Sanchez de mini marketlere akşam 11’den sabah 8’e kadar çalışma yasağı getirmişti. Başka bir yasakta ise sadece 2 sokakta bulunan tüm dükkânlara akşam 11 ile sabah 5 arası açık olmalarını yasaklamıştı. Bu ilk bakışta gayet normal bir düzenleme olarak görülse de, Fransa İslamofobi’ye Karşı Kolektif Mücadele Derneği (CCIF) söz konusu düzenleme ile 6 Müslüman işyeri sahibinin özellikle hedef alındığını belirterek Julien Sanchez hakkında ayrımcılık yaptığı gerekçesiyle şikâyetçi oldu.

Geçen ağustos ayında Chalon-sur-Saône belediye başkanı okul menülerinde domuz eti içermeyen alternatif yemeklerin sunulmasını laiklik ilkesini gerekçe göstererek yasaklamıştı. Müslüman Hukuki Savunma Birliği (İng. “The Muslim Judicial Defence League”) ise domuz eti içermeyen alternatif menünün 1984 yılından beri okullarda sorunsuzca sunulduğunun altını çizerek söz konusu kararı mahkemeye taşımıştı.

Laiklik Fransa’daki Müslümanlara Karşı İdeal Bir Silah mı?

Robert Ménard her ne kadar icraatlarını “Fransa’nın Yahudi-Hristiyan değerlerini koruma amacı” ile gerekçelendirse de, Fransız aşırı sağcı parti Ulusal Cephe, Müslüman Fransızlara saldırmak için daha çok laiklik ilkesini gerekçe gösteriyor.

Fransa kilise ile devlet yönetimini birbirinden ayıran yasanın 1905’te yürürlüğe girmesinden bu yana din hususunda “tarafsız”. Fakat bir süredir bu tarafsızlık ilkesinin karaborsa bir tanımının yaygınlık kazandığını görüyoruz. Sanki din hususunda tarafsız olmak artık devletin bir sorumluluğu değil de, tüm vatandaşların kamusal alanda dinî anlamda bir tarafsızlık sergilemek gibi bir mecburiyetleri varmışçasına bir algı oluşturuluyor. Buna bağlı olarak peçe veya bireyin dinî inancını gösteren unsurların kullanımını yasaklayan tüm hukuki düzenlemeler en başta ve çoğunlukla Müslümanları ilgilendiriyor ve onlardan bu dinî duyarsızlığa teslim olmaları bekleniyor.

Fransız aşırı sağcı parti Ulusal Cephe ise laiklik tartışmalarını şaşılacak bir şekilde sahipleniyor. “Şaşılacak şekilde”, zira 1905 yılında yürürlüğe girdiğinde bu yasaya en sert muhalefeti yapan Katolik Kilisesi’ne yakınlığı ile bilinen aşırı sağcıların şimdi laikliğin en hararetli savunucuları hâline gelmeleri oldukça ilginç bir durum.

Sağcı partiler uzmanı Jean-Yves Camus da aynı değerlendirmeyi yapıyor. Perspektif’e yaptığı değerlendirmede Camus, sağcı partilerin, bilhassa İskandinav ülkeleri ve Hollanda’dakilerin laiklik ve toplumun diğer temel değerlerini sahiplendiklerini, öte yandan “İslam’ın değil fakat İslamcılığın” 21. yüzyılın totaliter sistemi olduğu iddiasında bulunduklarını söylüyor: “Bu partiler İslamcılığı Avrupa ülkeleri için gerçek bir tehdit olarak algılıyorlar, zira onlara göre İslamcılığın hedefi kadınlar, Yahudiler, eşcinseller, dindar olmayan insanlar ve genel olarak dini sorgulayan tüm insanlar.”

Camus’a göre aşırı sağcı partiler toplumu yaşayan bir organizma olarak görüyor ve örneğin Ulusal Cephe bu organizmaya dışarıdan dâhil edilecek her hücrenin kargaşa ve şiddete neden olacağına inanıyor. Bu durumda onlara göre kebap restoranları da devam eden bir işgalin farklı bir cephesini teşkil ediyor. Fransız entelektüellerine göre Araplar ve Müslümanlar “gerçek Fransızları” ülkelerinden ediyorlar.

Tüm bunların ötesinde helal gıda, namaz, camiler ve kebap restoranları etrafında dönen tüm tartışmalar aşırı sağcıların medya organları üzerinde ne derece etkili olduklarının da bir göstergesi. Aralık ayındaki seçimlerde ilk defa Fransa’nın birçok bölgesini kazanacağı öngörülen aşırı sağcı partinin lideri Marine Le Pen’in ise anketlere göre bir dahaki başkanlık seçimlerinde ikinci tura kalması bekleniyor. Bu durumda kebaplaşma korkusuna benzer tartışmaların Fransa’da süreceğini söylemek pesimist bir tahmin olmayacak.

Hassina Mechaï

Cezayir kökenli Fransız gazeteci Mechaï, hukuk yüksek lisansı yapmış ve uluslararası ilişkiler ile Afrika ve Orta Doğu ilişkileri konusunda uzmanlaşmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar