Myanmar'daki Müslümanlar “Rohingyaların Ölümleri Artık Soykırım Hâlini Aldı”

Dr. Ambia Perveen Almanya’da yaşayan bir Rohingya aktivisti. Avrupa Rohingya Konseyi üyesi Perveen ile seçim sonrası Myanmar’daki durumu ve gelecekle ilgili düşüncelerini konuştuk.

26 Ocak 2016

Bir Rohingya aktivisti olarak Myanmar’daki son durumu ve Rohingyaların içinde bulunduğu koşulları yakından takip ediyorsunuz. Bize Rohingyaların Sittwe mülteci kamplarındaki durumunu ve yaşam koşullarını anlatabilir misiniz?

Myanmar-Sittwe kampları tıpkı bir açık hapishane gibi. İnsanlar kafeslere doldurulmuş kuşlar gibi âdeta. Ne var ki kafes kuşlarına yem verilir; ama bu kamplardaki insanlar karınlarını doyurabilmek için mücadele etmek zorundalar. Mültecilerin yaşamak zorunda kaldıkları bu sefil barakaların önlerinde mültecileri korumakla görevli olduklarını söyleyen güvenlik güçleri var. Ama hakikatte güvenliği sağlamak için değil, gönderilen yiyecek ve yardım malzemelerini engellemek için orada duruyorlar. Acil tıbbi malzemelerin olmaması nedeniyle her gün onlarca mültecinin ölmesi artık sıradan bir olay hâline geldi. Barakaların bulunduğu alan, insanları botlarla denize doğru itmek amacıyla açık bırakılıyor. Bir yandan da Deniz Kuvvetlerince desteklenen insan kaçakçılığı şebekeleri, bu insanları atalarının topraklarından koparmak için canla başla çalışıyor. Yalnızca bu yıl, çoğu sonradan hayatını kaybeden 85 bin Rohingya vatanlarını terk etti. Bu ölümler Rohingyaların güvenli bir sığınak arayışı için çıktıkları yolculuklarda meydana gelmiş; tepkisiz kalan tüm dünyanın gözleri önünde soykırım hâlini almıştır.

Siz uluslararası bir lobi grubu olan Avrupa Rohingya Konseyinin (ERC- İng. “European Rohingya Council”) bir üyesisiniz. Bize biraz Avrupa Rohingya Konseyinin faaliyetlerinden bahseder misiniz?

Biz bölgede aynı amaçlar için faaliyet gösteren birçok Rohingya organizasyonundan biriyiz. Bu ortak amaçlar Rohingyaların refahı ve ana vatanımız olan Myanmar’da siyasi haklarımızı geri kazanmaktır. Biz aynı zamanda diğer organizasyonlarla iş birliği hâlinde merkezimizin yönlendirmesiyle birlikte çalışıyoruz. Bölgede Çin ve Hindistan olmak üzere iki büyük güç var. Çin’in bölge üzerinde ciddi yatırımları bulunmakta. Myanmar’daki bu iki bölgesel güce yönelik masaya konmasını istediğimiz asıl mesele, sürekli botlara bindirilen insanlarımız konusunda Asya devletlerinin bu sorunu çözebilecekleri hukuki bir çerçevenin olmayışıdır. Deniz botlarına bindirilen Rohingyaların içinde bulundukları zor durum, bu ev sahibi ülkelerin siyasi iradeleri üzerinde anlaşmamaları, birleşmemeleriyle de perçinleniyor. Bunlar Çin ve Hindistan’ın devreye girmelerini istediğimiz noktalar. ERC olarak da bu konularda diğer kuruluşlarla birlikte lobi faaliyetlerinde bulunuyoruz.

İnsanlarımızın çektiği acılar, dünya üzerinde daha fazla Rohingya dernek bürolarının açılmasını gerekli kılıyor. Geçmişte bu soykırımın bir kolu da onlarca yıl boyunca devam eden, yozlaşmış, etkisiz ve zorba askerî rejimler idi; bu da bizim sefaletimizi ve ıstırabımızı tüm medeni ülkelerin gözleri önüne sermemizi engelliyordu.

Rohingyaların geçen ay yapılan seçimlerde oy kullanmaları yasaktı. Sonuç olarak da Müslüman adaylar parlamentoya giremediler. Dahası, Myanmar Ordusu parlamento sandalyelerinin yüzde yirmi beşine hâkim ve bu karar anayasa ile korunuyor. Bu şartları göz önünde bulundurarak, ülkede “ilk adil ve demokratik genel seçimler”den söz etmek mümkün mü sizce?

Bugünlerde Aung San Su Kyi’nin yüzünü gülerken görebilirsiniz. Bu gülüş hayat dolu ve dinamik bir ulusun yeni bir demokrasi ve siyasi özgürlüğe hazır olduğunu göstermektedir. Ne var ki Kyi’nin gülümseyişi Myanmar’daki yerli halkın yıllardır dışlanması ve zulüm görmesi gibi trajik bir hakikati gizlemektedir.

8 Kasım’da gerçekleşen tarihî seçimler, Arakan’da ciddi bir ilerleme sağlama fırsatı niteliğinde. Şimdi Kyi yarım yüzyıl süren askerî ihmallerin ve yanlışların düzeltilmesine başlamalı. Canlı ve istikrarlı bir demokrasi için, Rohingyalar da dâhil olmak üzere tüm Myanmar azınlıklarını kucaklamalı, onların entegrasyonu için çalışmalı ve şimdiye kadar çektikleri acıları telafi etmeyi hedefleyerek her birine saygı göstermeli. Bu azınlıklara demokrasi şemsiyesi altında eşit haklar verilmeli. Bunlar kendisinin ve Myanmar’daki yeni NLD hükûmetinin meşruiyetini ve gücünü ölçecek önemli sınavlardır. Dolayısıyla Rohingyaların resmen tanınması çok önemlidir.

Aung San Su Kyi’nin seçim zaferini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Rohingya konusunda devlet politikasında olumlu bir değişiklik görecek miyiz?

Politika yalnızca halkın isteklerinin gerçekleşmesini beklemek değildir. Aynı zamanda bu alandaki adalet arayışının sebeplerinin de anlaşılması gerekiyor. Salt hukuk ve düzen vaazı vermek yetmez. Bir insan hakları ikonu ve Myanmar’ın demokratikleşme simgesi olan Aung San Su Kyi nerede olursa olsun haksızlıklara yanıt vermeli, halkın iyiliği için nüfuzunu kullanarak adaletsizlikleri sona erdirmelidir. Bir değişiklik olup olmayacağını ve Kyi’nin zaferinin şimdiye dek açılan yaraları ne denli kapatabileceğini önümüzdeki zaman gösterecek.

2012’de Rakhine Budistleri ile Rohingya Müslümanları arasında gerçekleşen şiddet olayları uluslararası kamuoyunun dikkatini Rohingyalara çekti. O zamandan beri yasal statülerinde bir gelişme olmamasına ve temel hak ve ihtiyaçlardan hâlâ mahrum olmalarına rağmen meseleye gösterilen küresel ilgi azalmış durumda. Birleşmiş Milletler onları en fazla zulme uğramış olan azınlık olarak tanımlamasına rağmen sizce tüm dünya Rohingyaların içinde bulunduğu trajediye neden yeteri kadar ilgi göstermiyor?

Amerika ile Avrupa Birliği sessiz bir şekilde gerçekleştirilebilecek somut eylemleri uygulatarak daha yapıcı bir rol oynayabilir. Bu tabii ki Su Kyi hükûmetinin desteğiyle koordineli bir şekilde ve uymaması durumunda yaptırım uygulanması şartıyla olur ve Rohingyaların evlerine geri dönmesi, Rakhine ve Rohingya topluluklarının daha iyi bir yaşam inşa etmesi ve Arakan devleti üzerinde ekonomik gelişmelerin teşvik edilmesi sağlanabilir. Bunun yanı sıra, Washington bölgede yerlerinden edilen tüm Rohingyaların vatanlarına bir an evvel geri dönmelerini sağlamalıdır. Bu adımlar elbette uzun soluklu politikaları beraberinde getiriyor, sanırım uluslararası camia da Rohingya konusunda bu uzun soluklu politikalar bağlamında şu anda yeteri kadar hevesli değil. Bu durumda gösterilen ilgi düzenli ve yapıcı olmaktan ziyade büyük trajediler ve cinayetler duyulduğu zaman ayyuka çıkmakla kalıyor.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar