Portre İbnülemin Mahmut Kemal İnal

Osmanlı devletinin son dönemlerinde yaşamış olan İbnülemin Mahmut Kemal İnal muhafazakâr bir yazar, tarihçi, edebiyat tarihçisi, müzeci ve aynı zamanda mutasavvıftır. Yaşadığı sosyal ve siyasi çalkantılı dönemde oldukça faydalı çalışmalara imza atmış ve hayatının son dönemlerine kadar konağında ilim ve sanat meclislerine ev sahipliği etmiştir.

Filiz Keskin 28 Ocak 2016

1870 İstanbul Beyazıt doğumlu olan İbnülemin Mahmut Kemal İnal, yaşadığı dönemin önemli isimleriyle beraber çalışma fırsatı buldu. Babası Mühürdar Mehmet Emin Paşa ve Annesi Hamide Nergis Hanım çocuklarının eğitimine büyük önem veriyorlardı. İnal, çocukluğunun bir kısmını babasının mühürdarlığını yaptığı Yusuf Kamil Paşa ve eşi Zeynep Kamil Hanım’ın konağında geçirdi. Bir süre devam ettiği Mülkiye ve Hukuk mekteplerini rahatsızlanması sebebiyle bırakması gerekti. Bu nedenle özel hocalardan ders aldı. Bunlardan en önemlisi ise Mehmet Akif’in babası olan İpekli Mehmet Tahir Efendi’dir.

1889 yılında Sadrazamın emri altında Sadaret Mektubi Kalemliği yapmaya başladı. Sonrasında saray evrak ve jurnallerinin tasnifi, Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nin (Evkaf-ı İslamiyye Müzesi) ve Medresetül Hattat’ın kurulmasında çalışmak gibi birçok önemli vazifeleri üstlendi. Devlet bünyesindeki görevleri arasında Şura-i Devlet azalığı, resmî yayın organı olan Takvim-i Vekayi müdürlüğü ve Divan-ı Hümayun (Osmanlı Devletinin karar merci) beylikçiliği vardı.

Cumhuriyetin kurulmasıyla 1923’te tarihî Osmani Encümeni (Osmanlı Tarihi Araştırma Kurumu) azalığına seçildi. Bir yıl sonra Vesaiki Tarihiye Tasnif Encümeninin (Osmanlı Tarihinin Monografi çalışmaları) başına getirildi. Bu encümende gerçekleştirilen araştırma ve tasnif İnal başkanlığında büyük bir titizlikle yapıldı. Bugün devlet arşivlerinde kullanıma açık olan bu tasnif tam 29 ciltten oluşmaktadır ve orjinali korunmuş hâldedir. İnal 1926’ya kadar ifa ettiği bu görevini tamamladıktan sonra, Hazine-i Evrakın da Osmanlı Arşivine devredilmesiyle, bizzat kuruluşunda faal olduğu İslam Eserleri Müzesi’nin Müdürlüğüne atanmıştır.

İnal aynı zamanda bu görevlerle birlikte Kütüphaneler Tasnif İşleri Müdürlüğünde çalıştı ve İslam Ansiklopedisi Müşavirliğinde de bulundu. 1939 yılının sonunda Mısır Veliahtı Prens Mehmet Ali Tevfik’in davetiyle İstanbul’daki Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ne benzer bir müze açmaya gitti. Hayatının son dönemlerini İstanbul Vefa’daki evinde geçirdi. Kendisi Osmanlı’nın son dönem önemli şahsiyetlerini yakinen tanıdığı için zamanının fikir adamları ve şairleri için bulunmaz bir fırsattı.

İnal şiire çok önem verirdi. Gazel tarzında birçok manzumesi bulunmaktadır. Şiirlerini “Manzum Sözler” adıyla bir araya getirse de bastıramamıştır. Basın hayatına girişi ise 1890 yılında Tarik Gazetesinde yayımlanan makalesiyle başladı. Makalelerini “Sa’y-i Beşer” adı altında topladıysa da bunları da bastıramadı. Roman bağlamında Sabih Tarihe Müstenid Hikaye, Bir Yetimin Sergüzeşti, Rahşan ve Yetim-i Alil adlı eserleri yayımlandı. Biyografi alanında ilk eseri olan Eseri-i Kamil Paşa’dan sonra Sadrazam Yusuf Kamil Paşa, Şeyhulislam Yahyâ ve Şair Mustafa Saffet gibi önemli şahsiyetlerin hayatlarını kaleme aldı.

1930’da 566 şairi kapsayan “Son Asır Türk Şairleri” eserini yayımladı. Bu eserinde son dönem Osmanlı’nın aydınlar topluluğu hakkında bilgi ve anekdotlara yer verdi. 1940-1953 arasında 14 ciltlik ve 37 sadrazamı içeren “Osmanlı Devrinde Son Sadrazamlar” isimli eserini yayımladı. Ayrıca “Son Hattatlar” adıyla 329 hattat hakkında bir eser kaleme almış ve vefatı sebebiyle tamamlanamayan “Hoş Sadâ” (Son Asır Türk Musikişinasları) adlı eseri daha sonra Avni Aktuç tarafından kemale erdirilmiştir.

Vefat etmeden önce hayatı boyunca kaleme aldığı ve topladığı kitap, yazı ve levha koleksiyonunu bunlarla birlikte 27 dosyalık vesikalarını İstanbul Üniversitesine bağışlamıştır. 1957’de İstanbul’da vefat etmiş, Merkezefendi Mezarlığına defnedilmiştir.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar