"Durchsetzungsinitiative" İsviçre’deki Yabancılar İçin Katı Bir Yasa Tasarısı

28 Şubat’ta İsviçre’de gerçekleşecek olan halk oylaması, suç işleyen yabancıların sınır dışı edilmesinde katı kurallar öngörüyor. 2010 yılındaki halk oylamasının katılaştırılmış hâli olan oylama, ağır hak ihlallerine de kapı aralayacak.

Önder Güneş 2 Şubat 2016

Batı Avrupa ülkeleri arasında insan hakları konusunda itibarlı bir konuma sahip olan İsviçre şubat ayında kritik bir oylamaya hazırlanıyor: Hafif ve ağır suç işleyen yabancıların yurt dışına sürülmesi.

2010 yılında İsviçre halkı ağır suç işleyen yabancıların sorgusuz sualsiz yurt dışı edilmesini ulusal oylamada kabul etmişti. Almanca “Auschaffungsinitiative” olarak adlandırılan oylamanın akabinde İsviçre federal yönetimi bu yasanın uygulanması için görevlendirildi, ancak sağcı söylemleri ile tanınan İsviçre Halk Partisi (SVP) bir hinlik veya eksik uygulama riskini öne sürerek “zorunlu uygulama” (Alm. “Durchsetzungsinitiative”) ismi verilmiş yeni bir halk oylaması yapılacağı tehdidini savuruyordu. Federal Mahkeme aslında ağır suç işleyen yabancıların sınır dışı edilmesini uygulamada kararlı idi, ancak hâkimlerde suçlunun ailevi durumunu göz önünde bulundurma hakkını saklı tutuyordu. SVP buna rıza göstermeyerek sonunda gerekli 100.000 imzayı topladı ve 28 Şubat 2016 oylaması için zorunlu uygulama yasasını seçim takvimine geçirdi.

2010 yılındaki ilk oylamada cinayet, gasp ve tecavüz gibi ağır suç işleyen yabancıların sınır dışı edilmesi söz konusuydu. O dönemde provokasyon taktiğini çok iyi kullanan SVP bu konuda yine sınır tanımayarak “Kosovalılar İsviçrelileri kesiyor” başlıklı afiş ve reklamlar yayımladı. O günlerde bir Kosovalı bir İsviçreli ile tartışmaya girip onu bıçak ile yaralamıştı. Tek bir olay üzerinden insanlara pompalanan bu korku ile beraber kamuoyunda yabancıları toptan cezalandırma arzusu oluştu ve yasa yüzde 53 oranı ile kabul edildi.

İsviçre Parlamentosunun 2010 yılında kabul edilen yasayı uygulamaktan kaçındığını iddia eden SVP, şimdilerde “topun halkta olduğunu” iddia ediyor. “Zorunlu uygulama” ismi altında aslında sadece eski yasayı kayıtsız şartsız yürürlüğe geçirmek gibi safiyane bir niyet gösterilse de, bu yeni yasa hafif suç işleyen yabancıları da kapsayacak. Eski yasada cinayet, tecavüz ve gasp gibi suçlarda en az 6 ay hüküm giymiş yabancılar yurt dışı edilecekken, yeni yasa tasarısında 10 yıl içinde 2 defa hafif suç işleyen kişilerin de sorgusuz sualsiz oturum haklarının iptal edilmesi öngörülüyor.

Örneğin 32 yaşındaki Brezilya vatandaşı Roberto: Trafikte bir anlaşmazlık yüzünden bir başkasını tartaklamış ve polis rapor tutmuştu; ancak 9 sene önce aşırı hız yaptığı için mahkemede yüklü bir para cezası ile yargılanmıştı. Şimdi Roberto’ya sadece tatillerden tanıdığı Brezilya’nın yolu gözükecek. Veya 44 yaşındaki İranlı Feyruz: Bir sene önce kaçak temizlik yaptığı evin sahibi onu memnun kalmadığı için şikâyet etmişti. Ancak Feyruz 4 sene önce ilticası reddedilen amcasını evinde hukuka aykırı olarak barındırmıştı. Feyruz da ailevi durumu ve çocukları göz önünde bulundurulmaksızın sınır dışı edilecek. Sosyal sigortalar kurumuna devletten aldığı sosyal yardımın yanında ek bir işi olduğunu ve para kazandığını bildirmeyen Torsten ise bir diğer örnek. Evli ve çocuklu olması dikkate alınmadan yurt dışına sürülecek. Yukarıdaki her isim kolaylıkla yakından tanıdığımız bir arkadaşımızın ismi ile değiştirilebilir.

Son senelerdeki kargaşa ve mülteci akımından dolayı kamuoyunda oluşan hava göz önüne alındığında artık ağır suç işlemiş yabancıların sınır dışı edilmesini kimse zaten tartışmıyor, zira buna bu aşamada kimse cesaret edemez. Bununla birlikte İsviçre federal hükûmeti insan haklarını göz önünde tutarak hâkimlere bir acil çıkış kapısı şansını tanımak istemişti. Bu durumda hâkimler suçlunun ailesi derin bir çıkmaz ve istikrarsızlığa düşecekse veya bakıma muhtaç ise suçlunun cezasını çektikten sonra İsviçre’de kalmasına müsaade edebilecekti. Ancak SVP bu acil çıkış kapısını İsviçre halkının iradesine düpedüz karşı gelmek olarak adlandırdı, propagandasını sürdürdü ve yeni yasada hâkimlere bu kapıyı kapatmak istedi. Burada İsviçrelilerin bu halk oylama sistemi ile gurur duyduklarını ve doğrudan halkın hür iradesi olarak tanımlayıp sonuçlarına ister istemez katlandıklarını belirtmek gerekir. Halk oylamasının sonuçlarına karşı gelmek büyük ayıp addedilir.

Aralık ayında yapılan anketlere göre İsviçre halkının yüzde 55’i bu yasayı onaylayacak, yüzde 25’lik bir oran ise henüz kararsız. Ancak anketin gerçekleştirildiği tarihte Köln tren istasyonundaki yılbaşı taşkınlıkları henüz yaşanmamıştı. Kuvvetle muhtemel Köln’deki olaylardan sonra “mülteciler”, “İslam” ve “yabancılar” başlıkları birleştikçe yasayı kabul oranı daha da yükselmiştir. Milliyetçi duygulara yönelik yapılan bu propagandalar insanların gelecek korkuları ile harmanlanarak aşırı katı ve insan hakları konusunda tartışmalı kanunlara yol açabiliyor.

İsviçre hukukçularının önemli bir bölümü bu yasanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine (AİHS) aykırı olduğunu savunuyor ve yasa eğer kabul edilirse, İsviçre’nin AİHS insan hakları platformundan çıkarılması gerektiğini ifade ediyor. İsviçre’de doğmuş ve büyümüş bir yabancının ailesinden kopartılıp tanımadığı bir ülkeye gönderilmesini hiçbir hukukçu elbette tasvip etmez.

Mülteci akımından kaynaklanan korku ve yabancı düşmanlığını çok iyi kullanan SVP propagandası tutarsa yabancıları artık çok zor günler bekleyecek. Yabancıların diğer aile fertlerinin İsviçreli olması bile önemli olmayacak. Halkta oluşan, “Bu insanlara artık dur denilmeli ve bir ceza verilmeli.” hissi artık mantıklı yorumlara da kapanmış durumda. İsviçre ekonomisinde birçok yabancı uyruklu insan önemli yerlerde istihdam ediliyor. Bu kişilerin 2 defa hafif suç işlemesi şirketler için de insan kaybına ve zarara yol açacak. SVP ise topu halka atıp, “2010 yılında halk böyle istedi, buna karşı gelemezsiniz.” diyerek siyasetçileri “dik durma erdemini göstermeye” çağırıyor. Avrupa’nın ortasında böyle katı bir yasayı savunmayı SVP içindeki hukukçular bile uygun bulmazken, parti üst yönetimi “Bu onların kişisel fikirleri.” diyerek niyetlerinde şüpheye yer bırakmıyor. Umarız İsviçre halkı 28 Şubatta hür ve serbest iradesini kullanır, ancak bu sefer vicdanının sesini dinler ve korkulara yenik düşmez.

Fotoğraf: ©Flickr.com/Mhobl

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar