Portre Hocaların Hocası: Necmeddin Okyay

Hattat, ebru ustası, ahârcı, mürekkepçi, gül yetiştiricisi, klasik cilt ustası, okçu, hafız ve derviş Necmeddin Okyay (1883-1976) pek çok alandaki mahirliği ile “Hezârfen” sıfatının kendisine en çok yakıştığı isimlerden biridir kuşkusuz. 28 Ocak 1883’te Üsküdar’da doğan Necmeddin Okyay, 93 yıllık ömrünün her gününü öğrenmeye ve öğretmeye adamıştır.

İlknur Küçük 2 Şubat 2016

Okyay’ın ilim yolculuğu Osmanlı eğitim sistemine göre yaşı dört sene, dört ay, dört güne eriştiğinde, ibtidaî tahsili için evlerinin yakınında bulunan mahalle mektebine yazılmasıyla başlar. Üç yıl sonra buradan mezun oluşunun ardından hafızlığa yönelir. Ravza-i Terakki mektebine üçüncü sınıftan başlar ve orta tahsilini burada sürdürür. Mektebin hat muallimi Üsküdarlı Talat Bey’den rik’a, dîvanî ve celi divanî yazılarını öğrenir ve icazetini alır; yine o sıralarda hafızlık eğitimini tamamlar. Ardından, Filipeli Bakkal Hacı Arif Efendi’den sülüs ve nesih öğrenir. Devrinin en kudretli öğretim müesseselerinden olan Ravza-i Terakki’den birincilikle mezun olur. Ebru ve ahar yapmayı ise Özbekler Dergâhı Şeyhi Edhem Efendi’den öğrenir.

Yazdığı hat levhaları tanınmaya başlayınca 1914 yılında Medresetü’l-Hattatîn adlı mektebe hoca olması için davet edilir. Mektebe gittiğinde yanlışlıkla talebe olarak kaydedildiğini öğrenir. Hiç itiraz etmeden “Demek ki daha öğreneceklerim varmış.” diyerek sülüs hattını geliştirmek için Kamil Efendi’den ders alır, Tuğrakeş Hakkı Bey’den de celi sülüs ve tuğra öğrenir. 1916’da ebru ve ahar muallimi olarak Medresetü’l-Hattatîn’de öğrenci yetiştirmeye başlar. 1918’de bu okuldan diplomasını alır. O sıralarda, medreseye gelerek kendisinden çiçekli ebru yapmasını isteyen tanımadığı birinin arzusunu gerçekleştirmeye çabalarken bunu da başarır ve daha sonra “Necmeddin Ebrusu” adı verilecek bir ebru tarzı ortaya çıkarır.

Medresetü’l-Hattatîn kadrosunda başlayan hocalığını, buranın kapatılmasıyla, 1925’de Hattat Mektebi, 1929’da Şark Tezyini San’atlar Mektebi adını alarak sürdüren yeni okullarda; 1936’dan itibaren Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Türk Tezyini Sanatları kısmında sürdüren Necmeddin Okyay, 1948’de yaş haddinden emekliye ayrılmakla beraber, yeni sanatkârlar yetişmesi için evini talebelere açar, hiçbir ücret almadan evinde sanat meraklılarına eğitim verir. Devlet Güzel Sanatlar Akademisinden ayrılırken eski personel kanununa tâbi olduğu için emekli maaşı alamayan birkaç hoca arasında yer alan Necmeddin Okyay, her ay 178 Türk lirası karşılığında bir eserini akademiye vermeye başlar ve bu vesileyle 1960 yılı sonuna kadar 150’nin üzerinde yazısı Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde toplanır. Bu yazıların bir kısmı mezuniyet ödevi olarak öğrencilere tezhip ettirilmiş ve hâlen Resim ve Heykel Müzesi koleksiyonunda yer almaktadır. Tezhip edilmeyen çok sayıdaki diğer yazısı ise 2001 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Rektörlüğü’nden dolabıyla birlikte kaybolmuştur.

Necmeddin Okyay, ta’lik hattına yönelmiş, eserlerinin pek çoğunda bu hat metodunu uygulamıştır. Sınırlı sayıda sülüs ve celî sülüs levhaları da vardır. Ta’lik ve celî ta’lik eserlerine, bir kısmı kendi ebrularıyla bezenmiş olarak müze ve özel koleksiyonlarda rastlamak mümkündür.

Necmeddin Okyay 80’li yaşlarına gelince artık mesleğinin pirî “Şeyhü’l-hattatîn” olarak anılır. Okyay, hat sanatında öylesine usta bir isimdir ki, imzası bulunmayan yazıların, tavır ve üslûbundan hattatlarını, hatta yazıldıkları yılları bilebilecek kadar “hat sanatında kaybolmuş” bir sanatkârdır.

Okyay muhtelif dallarda pek çok sanatkâr ve bu sanatları öğreten hocalar yetiştirmiştir. Bu yönüyle onun yukarıda zikrettiğimiz sıfatlarına “hocaların hocası” ünvanını da eklesek yanlış olmaz.
Talebelerinden Prof. M. Uğur Derman onun her zaman hocalarından saygı ve ihtimamla bahsettiğini aktarır, “Evladım, zamanın en iyi hocalarından ders gördüm amma, kendim bir şey olamadım.” şeklindeki ifadeleri tevazuuna en güzel örnektir. Gönül dünyasının güzelliklerini hat ve ebru eserlerine nakşeden Okyay, bahçesinde yetiştirdiği 400 çeşit güle de bu engin dünyanın zenginliğini yansıtmıştır. Yetiştirdiği 400 çeşit gülün Latince isimlerini bildiği aktarılır.

Okyay’ın koleksiyonunun büyük bölümü 1960 yılında Topkapı Sarayı Müzesine intikal etmiş, kalanların bir kısmı 1974’te Ziya Aydın’a geçmiş, metrûkâtı ise 1977’de Türk ve İslam Eserleri Müzesi ile Türkpetrol Vakfı’nda toplanmıştır. Asıl mesleği imamlık olan Okyay, babasının da başimamlık yaptığı Üsküdar Yeni Valide Camii’nde 40 yıl imamlık yapmış ve cenaze namazı aynı camide 5 Ocak 1976’da vefatının ertesi günü kılınmıştır.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar