Kamusal Alanda İbadet Alman Üniversitelerinde Mescitler Kapanıyor

Almanya’da Dortmund, Berlin, Essen ve Duisburg’la başlayan “üniversitelerdeki mescit kapatmaları” aynı zamanda dinin kamusal alandaki yeriyle ilgili başka bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Öte yandan mescit kapatma trendinin diğer üniversitelere sıçramaması için en kısa zamanda bir karşı kamuoyunun oluşturulması gerekiyor.

Şeyma Karahan 3 Nisan 2016

Almanya’daki üniversitelerde öğrencilerin ibadet etmeleri için ayrılmış odalar hakkındaki tartışma Dortmund Teknik Üniversitesi’nde “sükunet odası” olarak adlandırılan ibadet odasının kapatılması ile başladı. Gayrimüslim öğrencilerin rektörlüğe ilettikleri şikâyet sonrası Dortmund’da bahsi geçen oda ocak ayının başında kapatıldı. Sebep olarak da kullanım kurallarının ihlali gösterildi.

Berlin Teknik Üniversitesi idaresi de kampüste bulunan mescidin mart ayı ortasından itibaren nihai olarak kapatılacağını açıkladı. Üniversite kapatma ile ilgili yayımladığı basın bildirisinde şu ifadeleri kullandı: “Berlin Teknik Üniversitesi çok sayıdaki mensubunun kültürel çeşitliliğine inanmakta ve kampüsteki çeşitliliği aktif olarak desteklemektedir. Fakat öte yandan Berlin Teknik Üniversitesi aynı zamanda devlet üniversitesi olarak kamusal kurumlarla kilise veya din arasındaki ayrımın da destekçisidir.”

Bu iki gelişmenin ardından Duisburg-Essen Üniversitesi de diğer üniversitelere katılarak 17 Şubat tarihinde hem Duisburg hem de Essen kampüslerindeki mescitlerin kapatılacağını açıkladı. Kapatma sebeplerinden biri de üniversite idaresine göre “şimdiye kadar yapılan oda tasnifini yeniden gözden geçirmeyi gerektiren akut yer darlığı” idi. Açıklamanın devamında ise şu cümle yer alıyordu: “(Mescit olarak kullanılan) bu oda 20 yıl önce şehirde cami imkânlarının az olduğu bir zamanda kurulmuştu.” Üniversite Müslüman öğrencilerin namazlarını eda edebilmeleri için alternatiflerin bulunduğuna dikkat çekiyor ve üniversite yakınlarında gidilebilecek yeterli sayıda cami bulunduğunu ifade ediyordu.

Bu bağlamda en başta sorulması gereken soru üniversiteli öğrencilerin kampüsün yakınında var olduğu iddia edilen camilere gitmek için ne kadar zamanları olduğudur. Müslüman öğrencilerin çoğu iki ders arasında namazlarını eda etmektedir. Bu durumda namaz kılabilmek için kampüsü terk edip yakın bir camiye gitmek en iyi çözüm olmayacaktır.

Essen İslam Öğrenci Federasyonu isimli üniversite grubunun eski başkanına göre oda sıkıntısı mescidin kapatılması için gösterilen bir bahane. Zira yıllar önce de mescidin aynı sebepten dolayı kapatılması denenmişti. Dolayısıyla “oda sıkıntısı” o zaman da gündemdeydi. Tek bir odanın kapatılması ile oda sıkıntısı sorununun çözülmesi herhâlde mümkün olmasa gerek.

WAZ gazetesinde yer aldığı gibi gayrimüslim öğrencilerin ayrımcılığa uğradıklarına dair iddialar ise öğrenciler ve üniversite idaresi tarafından kesin bir dille reddedildi. Aksine her iki kampüste bulunan mescitler üniversite öğrencilerinin öz yönetimi ve iş birliği hususlarında her daim olumlu birer örnek teşkil ediyor. Bu durumda üniversitelerde bulunan mescitlerin tam da bu problemli zamanlarda kapatılması akla daha farklı soruları getiriyor.

Duisburg ve Essen’deki mescitler yaklaşık 30 yıldan uzun bir süreden beri kullanılıyor. Her iki kampüste bulunan mescidin de üniversitedeki Müslüman öğrenci grupları tarafından bakımı yapılıyor ve bunlar uzun yıllardır yoğun bir şekilde ibadet için kullanılıyor. Peki üniversite bu kapatma işlemini nasıl ele aldı ve Müslüman öğrenciler buna nasıl tepki gösterdi?

Her iki mescidin kapatılması da kamuoyuna bir gazete makalesi aracılığıyla duyuruldu. Müslüman öğrenciler ise bu durum karşısında kendilerini arkalarından iş çevrilmiş ve ciddiye alınmamış hissettiler çünkü kendileriyle herhangi bir görüşme olmadı.

Açıklamanın akabinde Essen kampüsünde tüm işlemler hızlıca ilerledi. İslam Öğrenci Federasyonundan (ISB) mescidi boşaltması istendi. Öğrenciler sınav zamanının ortasında odayı bu kadar kısa bir sürede temizleyip boşaltmalarının mümkün olmayacağını ifade edip rektörlükle görüşmeyi denediler fakat netice alamadılar. Ancak boşaltma gününde, yani mescidin kapatılacağı günden bir gün önce üniversitenin 4 haftalık geçici bir süre mescitteki eşyalar için depolama imkânı verebileceği e-posta ile ISB’ye bildirildi. Mescidin kapatılmasına yönelik yapılan açıklamadan kapatılmasına kadar geçen süre oldukça kısa sürdüğü için mescit alelacele kapatıldı denebilir.

Nisan ayının sonunda kapatılacak olan Duisburg kampüsündeki mescit ise LB binasının bodrum katında bulunuyor. Essen’deki kampüsün kapatılmasından farklı olarak Duisburg kampüsündeki mescidin kapatılması için yer sıkıntısı sebep gösterilmedi. Rektörlüğün ifadelerine göre her iki kampüste de aynı şekilde davranılması zorunluluğu var. Essen’deki “oda sıkıntısı” Duisburg’ta olmadığına göre her iki kampüsün de bu anlamda neden aynı davranmak zorunda olduğu ise muamma. Basın açıklamasında “akut oda sıkıntısının” kapatma sebeplerinden sadece biri olduğu yer alıyor. Üniversitenin seküler ve kamuya ait bir eğitim kurumu olduğu bilhassa vurguluyor.

Kapatmalar kamuoyunda bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Tarafsız (neutral) bir üniversite kurumunda bir sükunet odasının ya da mescidin yeri olup olmadığına dair sorular giderek daha sık bir şekilde soruldu. Kapatılma için tarafsızlık ve sekülerlik argümanının gerekçe olup olmadığına dair tartışmalar da arttı.

Münster Üniversitesi Hukuk Fakültesi üyesi Prof. Dr. Hinnerk Wißmann’ın Perspektif’e verdiği demece göre Alman devletinin din konusundaki tarafsızlığı olumlu/destekleyici bir tarafsızlık. Bu tarafsızlığın altında kesin bir laiklik anlayışı yatmıyor. Bu nedenle de dinin kamuya açık alanlarda -devlet okullarında din dersleri sunulması örneğinde olduğu gibi- yüksek hakları bulunuyor. “Başkalarının haklarını ihlal etmedikçe herkes bir dine mensubiyetini açıkça ifade etme özgürlüğüne sahiptir.” diyen Prof. Wißmann’ın ifadesine göre, “Din ile temasta bulunmama gibi bir hak söz konusu değil.”

Diusburg-Essen Protestan Öğrenci Cemiyetinde papazlık görevi yapan Max Strecker de seküler Alman devletinin tarafsızlık ilkesi ile üniversitede mescitlerin kurulması ya da kapatılması arasında inandırıcı bir neden sonuç ilişkisi olamayacağı kanaatinde. “Seküler devlet dinin yaşanmasını mümkün kılmalı ve desteklemelidir. Bunun nasıl yapılacağı konusu ise toplumsal seviyede çözülmelidir.” diyen Strecker dinin şahsi bir meseleden toplumsal bir meseleye nasıl dönüştüğünü anlamakta fayda olduğunu söylüyor: “Din toplumumuzda şahsi bir karar, yani ilk etapta özel bir mesele. Fakat dinler daha iyi bir dünya ideali taşırlar ve sadece özel alanlara mahsus kalmaktan kurtularak kamuoyunda görünür olup dünyayı daha iyi hâle getirmeyi arzu ederler. Almanya’daki seküler devlet kamuoyundaki dinî ilgiyi dinin yaşanmasını destekleyerek dikkate almaktadır. Alman devleti ateist veya laik bir devlet değildir, aksine dinin barışçıl bir şekilde yaşanmasını öngören müspet bir bakışa sahip seküler bir devlettir.”

Duisburg-Essen Üniversitesi’nde artık mescidin olmayacağı bir gerçek. Bunun yerine üniversite idaresi 2018 yılında her iki kampüsteki inşaatların tamamlanmasının ardından bir “sükunet odasının”, yani her dinin mensupları tarafından ibadet, meditasyon ve dinlenme amaçlı kullanılabilecek tarafsız bir odanın hizmete açılacağını bildirdi. O zamana kadar öğrencilere ibadetleri için herhangi bir oda tesis edilmeyecek.

Başörtüsü, sünnet ve minare gibi tartışmaların Almanya’daki eyaletlere nasıl yayıldığı göz önüne alındığında üniversitelerde mescitlerin kapanmasının da bir “üniversiteler arası trend”e dönüşme ihtimali uzak değil. Müslüman öğrencilerin bu sorun karşısındaki taban destekli angajmanlarının eksik olması, üniversite idaresinin ön yargılı ve güncel siyasi diskurdan etkilendiği anlaşılan tutumu gibi faktörler dikkate alındığında mescitlerin üniversitelerden yavaş yavaş silinmesi gibi bir süreç yaklaşıyor olabilir. Bu sürecin en acı sonucu şüphesiz mütevazi bir ibadet alanının kapatılmasından daha çok İslam’ın kamusal alanlardan dışlanarak olumsuz sembolik bir mesajın topluma gönderilmesi olacak. Almanya’da sadece Müslüman öğrenciler değil, çoğulculuğu savunan herkes tam da bu nedenle mescitlerin kapatılmasına karşı durmalı ve şu soruya cevap aramalı: Din kamuya açık alanlardan dışlanmalı mı yoksa açık bir tarafsızlık çerçevesinde devlet dine uygun alan mı açmalı?

Fotoğraf: ©Maren Wenzel

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar