Avusturya Cumhurbaşkanlığı Seçimleri Aşırı Sağcı Devlet Başkanına Ramak Kala

Avusturya mayıs ayında yapılan Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde aşırı sağcı bir cumhurbaşkanına sahip olmaktan çok ufak bir yüzdelikle kurtuldu. Bu durum aşırı sağ dışında kalan diğer aktörlere büyük sorumluluklar yüklüyor.

Sevde Özdemir 1 Haziran 2016

Avusturyalılar en son Avrupa Şampiyonasından bu yana hiç bu kadar heyecanlanmamıştı. Yine uluslararası medyanın 22 Mayıs’taki Cumhurbaşkanlığı Seçimlerine kadar Avusturya’ya ilgisi de hiç bu kadar yüksek olmamıştı. Bütün Avrupa pür dikkat Avusturya’ya odaklandı. Bu ilgi sebepsiz değildi, zira Norbert Hofer ile birlikte Avrupa Birliği’nde ilk kez aşırı sağ bir adayın devlet başkanı olarak seçilmesine ramak kalmıştı.

Seçimin ilk turuna kıyasla ikinci turunda seçimlere katılım oldukça yüksekti. Cumhurbaşkanı makamı olan Hofburg’a talip olan iki adayın karşı karşıya kaldığı seçimde mektupla seçim rekoru kırıldı. Yaklaşık 900.000 seçmen pusula kaydı yaptı ve böylece seçime büyük bir heyecan kattılar. 22 Mayıs’taki seçim gününde Avusturya’nın yeni cumhurbaşkanının kim olacağı hâlâ belli değildi, çünkü sonuçlar birbirine oldukça yakındı. Norbert Hofer geçici sonuçlarda 144.005 fazla oyla yüzde 51.93 oranında bir orana ulaştığında seçim tahmini yapan uzmanlar bu durumun mektupla yapılan oyların sayılmasıyla değişeceği öngörüsünde bulundular. “Her bir oy çok önemli!” gerçeği de böylece bir kez daha ispat edilmiş oldu.

Seçimin ertesi günü resmî sonuçların İçişleri Bakanlığı tarafından açıklanmasına kadar gerginlik sürdü. İçişleri Bakanı Wolfgang Sobotka Innsbruck’taki sonuçları beklerken Norbert Hofer seçimleri kaybettiğini Facebook’ta açıkladı.

Bütün Avrupa rahat bir nefes alıp Yeşiller Partili yeni cumhurbaşkanının destekçileri gruplar hâlinde Viyana caddelerinde kutlamalara başladığında ilk sevinç dalgasını atlatan bazı vatandaşlar ise gerçekten de kutlama yapılacak bir durum olup olmadığını sorguluyordu.

Norbert Hofer kazandığı 2.223.458 oyla FPÖ’nün şimdiye kadar elde ettiği bütün rekorları gölgede bıraktı ve belagati yüksek, karizmatik ve radikal geçmişe sahip olmayan birisi olarak FPÖ Başkanı Heinz-Christian Strache’ye alternatif olarak ortaya çıktı. Aynı zamanda Avusturya’daki seçmenlerin yüzde 49.65’inin Alman ulusalcısı olan, Chemtrail komplo teorilerinin gerçek olup olmadığına dair parlamentoya soru önergesi veren, Avusturya’nın Nazilerden arındırılması için Nazilerin faaliyetlerini yasaklayan yasaya karşı çıkan, ama daha sonra “mültecilerin antisemitist olduğu” gerekçesiyle bu yasanın kalmasını isteyen bir adaya neden oy verdiği sorgulanmalıdır.

Hofer’in yakasına taktığı ve tarihte Nazilerin sembolü olmuş mavi kantaron çiçeğini sadece bir moda aksesuarı olarak kullandığına kimse inanmıyor. Birçok Avusturyalı politikacının “İsrail’e karşı tarihî sorumluluklar”dan bahsetmesi ancak Avusturya’da açık bir şekilde antisemitik ya da İslam düşmanı aktiviteler olduğunda bu sorumluluğu göstermeleriyle daha inanılır olabilir.

Buna karşın Alexander Van der Bellen seçim sonuçlarının sağa karşı büyük bir teveccüh olduğu zannını güçlendirmemesi gerektiğini söyleyerek seçmenleri şaşırttı. Van der Bellen birçok hoşnutsuz seçmenin kızgınlıkla ya da işlerini kaybetme korkusuyla aşırı sağ bir adayı seçtiğini söyledi.

Sağ düşüncelerin sadece Cumhurbaşkanlığı Seçimleriyle orta sınıfa kadar nüfuz etmediğini, meselenin öncesinin de olduğunu kimse tartışmıyor. Fakat bu seçim sonuçları bizim için uyarıcı olmalı ve daha iyi bir toplumsal birliktelik ve sağı semirten faktörleri ortadan kaldırmak için bizleri teşvik etmeli. Seçim sonuçları daha yakından incelendiğinde göçmen oranının en düşük olduğu şehirlerde FPÖ’nün seçmen sayısının oldukça yüksek olduğu görülüyor. Karşılıklı tanışma ve karşıdakine basiretle muamele yeniden ortak zeminimiz olmalı. Bu durumda Avusturya’da yeni cumhurbaşkanıyla ve yeni şansölye Christian Kern ile birlikte sosyal demokrasiye de büyük görevler düşüyor.

Norbert Hofer ve Heinz-Christian Strache’nin şu sıralar daha fazla dayanışma ve demokrasi vurgusu yapacakları ve ülkede ayrışma olmadığını göstermeye çalışmaları daha ılımlı bir söylem izlemeye çalışacaklarının göstergesi. Bu söylemin Avusturyalılar tarafından ne kadar inanılır bulunacağını zaman gösterecek. Fakat yabancı düşmanlığını güzel bir ambalaja saran FPÖ’nün seçmenlerinin elbette ırkçı olarak damgalanmak istemeyeceklerini ve FPÖ’yü seçen birçok kişinin sosyal açıdan düşüş yaşama korkusuyla bu tercihi yaptıklarını hatırlamakta fayda var. Peki bu korkular, politikası Avrupa tarihinin en karanlık zamanlarını hatırlatan bir partiyle flört etmek için haklı gerekçeler sunuyor mu? Bu sorunun cevabı “hayır” olsa gerek.

Birçok Müslüman için seçim sonuçları şaşırtıcı değil. Yine birçok Müslüman önümüzdeki Genel Seçimler konusunda oldukça karamsar. Birçok Müslüman dernek ve kişi, üyelerini ya da arkadaşlarını Alexander Van der Bellen’e oy vermek ve Hofer’i engellemek için harekete geçirdi. Müslümanların Yeşiller’in geleneksel seçmenleri arasında olmadığı göz önüne alındığında “kötünün iyisi”ni seçmek için büyük bir ikna çalışması gerçekleştirildiği ortada. Yerleşik büyük partilerin hiçbiri tarafından temsil edilmediğini düşünen Müslümanlar artık seçim öncesindeki kısa cami ziyaretlerinden bıkmış durumda. Azınlıkların sırtına basarak seçim kampanyası yapılması ve ÖVP ile SPÖ’nün giderek FPÖ’ye yanaşması artık biliniyor. Muhalefetin bu şuursuzluğu ise Müslümanların seçim sandıklarına gitmesini zorlaştırıyor.

Fotoğraf:Flickr.com/univienna

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar