Dosya: "Kriz Zamanlarında Müslüman Olmak" “Biz Müslümanlar” Diyebilmek

DOSYA

Salman Sayyid 1 Temmuz 2016

Ümmetin ciddi anlamda parçalanıp bölündüğü inancı Müslümanlar ve gayrimüslimler arasında oldukça yaygın. Neden böyle bir inancın var olduğunu anlamak için Müslümanların yine Müslümanları kıyımdan geçirdiği Suriye, Yemen, Afganistan ve Libya’daki iç savaşların yarattığı yıkımı görmek yeterli. Riyad, Ankara ve Tahran’ın birbirlerinin hilafına hareket etmeleri de ümmetteki derin yarılmalara örneklik arz ediyor. Bunun yanı sıra tarafsız bir bakış açısıyla incelendiğinde Müslümanların içinde bulunduğu bu olumsuz durum sempati ve destek de uyandırmıyor. Rohingya Müslümanlarının uğradığı zulüm Müslüman cemaatler tarafından Filistinlilerin çektiği acılarla aynı derecede algılanıp takip edilmiyor. Öte yandan Keşmir, Çeçenistan ve Doğu Türkistan’daki Müslümanların da uğradıkları baskılara karşı Müslüman cemaatten hak ettikleri ilgiyi göremediklerini söylemeye hakları var. Esasında bu örneklerin birçoğunda İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) üyesi olan ülkeler gayrimüslim yetkililere Müslümanlara baskı uygulama noktasında fiilen yardımcı bile oluyorlar. Ümmetin bu parçalanmışlığına dair var olan umutsuzluğun yanı sıra pek çok Müslüman bu çatışmaların yalnızca ümmetin birliği ile sona erdirilebileceğine, aynı zamanda bu tarz bir birliğin Müslümanların günlük hayatta karşılaştıkları olağan sıkıntıları da ortadan kaldıracağına inanıyor.

Peki Müslümanların birliğine dair böyle bir inanç olduğu hâlde bu parçalanmışlığın sebepleri neler? Müslümanların neden bölündüklerini anlamak için genel olarak topluluklar arasında birliğin nasıl oluştuğuna bakmak gerek.

“Biz Deme”ye Geçiş

Birlik müşterek bir kimlik oluşumunun bir yönü. Birlik kişilerin kendilerini “ben”den ziyade “biz” şeklinde tanımlamalarına imkân tanıyan, bireyleri birbirine bağlayan bağlara atıf yapar. Buradaki “biz” tekil olmak zorunda da değildir. Biz demenin farklı yolları vardır ve birlik bu “biz”i ifade edebilme gücünün bir ürünüdür. Ümmetin birliği “biz Müslümanlar” diyebilme, demek isteme ve buna dayanarak hareket etme yeteneğine bağlıdır. Böyle bir beyanın anlamlı olabilmesi için fiiliyata bakan bir yanının olması gerekir. Aynı zamanda bu “biz Müslümanlar” beyanının içi öyle doldurulmalıdır ki diğer Müslümanlar tarafından da kendilerinin kastedildiği açık bir şekilde anlaşılmalı, diğer Müslümanlar kendilerini bu “biz”in içerisinde hissedebilmelidirler.

Modern dünyada bu tür ifadeleri anlamlı kılan en kuvvetli mekanizma devlet olagelmiştir. Devletler çeşitli girişimleri ve kuruluşlarıyla “biz-deme”nin teşekkül etmesi için koşul ve yapıları kurmaya yardımcı olur. Okulları, dille ilgili düzenlemeleri, ulaşım araçları, para birimleri, ekonomik faaliyet koordinasyonları, farklı resmî belgelerin şekilleri, bunların hepsi diğer biçimler karşısında “biz-deme”nin belli şekillerini ortaya koyar. Müşterek kimliğin üretimi giderek artan bir şekilde devlet eylemlerine dayanır olmuştur. Devletler kendi eylemleriyle uyumlu müşterek kimlik tipleri üretir, bunlara uymayan veya haddini aşan “biz” biçimlerine müdahale ederek onları marjinalleştirirler. “Biz Müslümanlar” derken arka planda bu gerçek bulunmaktadır.

Şu anda ümmet en az 57 Müslüman ülkeye, ayrıca Hindistan, Etiyopya, Çin, Rusya, Fransa ve Tayland gibi bünyesinde büyük bir Müslüman nüfusu barındıran pek çok gayrimüslim ülkeye bölünmüş durumda. Müslümanların birçoğu da ulusal aidiyetlerin diğer “biz-deme” biçimlerine kıyasla öncelikli olduğu bir müşterek kimlik oluşumu süreci içinde bulunuyor.

Bu ulusal kimliğin avantajları bir yana ulusaşırı bir Müslüman kimliğinin de her yöne doğru yayılabileceğini belirtmekte fayda var. Dolayısıyla “biz Müslümanlar” derken bu tip beyanları mümkün kılacak ulusaşırı birden fazla yapının var olduğu bir bağlam dikkate alınmalı.

Zulmün Skalası Var Mı?

Bütün sınırlarına rağmen kendisini Müslüman olarak addetme hissi tüm dünya geneline yayılmıştır. Bunun neticesinde Müslümanlar farklı bölgelerdeki diğer Müslümanlar hakkında giderek daha fazla farkındalık geliştirmiştir. Fakat bu farkındalık bazı nedenlerden dolayı eşitsizdir. Bu kısmen daha önceki temasların tarihsel izleriyle gerçekleşmiş ve tarihsel bağların bulunduğu Müslüman cemaatlere yönelik ilgi daha fazla olmuş; kısmen de iletişimin kolaylığı sayesinde bazı Müslüman cemaatlerin sorun ve meseleleri diğer Müslümanlar için takip edilmesi daha kolay bir alan olmuştur.

Ancak ne var ki bu, bazı Müslümanlara yapılan zulmün nispeten daha fazla yankı bulmasını açıklamıyor. Teoride zulüm arttıkça diğer Müslümanların zulme uğrayanlara desteğinin de artması gerek. Elbette zulmün “skalası”na göre de bazı zorluklar çıkacaktır: Örneğin Filipinlerdeki Müslümanların başına gelenlerle Filistin’dekilerin başına gelenleri nasıl yorumlayacağız? Libya’da Müslümanlara yapılanlarla Çeçenistan’da Müslümanlara yapılanları nasıl kıyaslayacağız? Devlet desteklerinin bulunmadığı protestolara bakalım: Mesela Hz. Peygamber’e hakaret niteliği taşıyan Şeytan Ayetleri kitabı, Danimarka’da yayımlanan ya da Charlie Hebdo’nun yayımladığı karikatürler sebebiyle gerçekleşen protestolar; ya da Müslümanların sırf dinlerinden ötürü askerî müdahalelere maruz kaldıkları Bosna, Gazze, Afganistan… Bütün bu tepkiler göz önüne alındığında Müslümanlar arasındaki ihtilafların gayrimüslimlerden Müslümanlara yöneltilenlerle aynı derecede eyleme neden olmadığını görürüz. Hangi acının ne ölçüde destek bulmayı hak ettiğini belirleyecek herhangi bir algoritma olmadığında Müslümanlar metaforlara sığınmaktadır.

Sadece Müslüman cemaat değil, mahrumiyetlerle karşı karşıya kalan diğer insanlar da belli mücadele şekilleri oluştururlar. Dünya üzerinde neden bu denli çok Müslüman ve gayrimüslimin Filistinlilerin adalet mücadelesinde karşılaştığı güçlük ve sıkıntılara daha fazla ilgi gösterdiğinin cevaplarından biri de budur. Güney Afrika’daki Afrika Ulusal Kongresi üyelerinin Filistin halkıyla kendilerini özdeşleştirebilmelerinin nedeni Filistinlilerin mücadelesinde sömürgeci-ırkçı zulme dair kendilerini de yakından ilgilendiren bir metafor görebilmeleridir. Güney yarım kürede doğrudan Avrupa sömürgeciliğini tecrübe eden insanlar, sömürgeci egemenlik ve işgali meşrulaştıran Avrupa siyasal ideolojisinin başka bir tekrarını Siyonizmde görmüşler ve bu nedenle Filistinlilerin mücadelesine ilgi duymuşlardır. Müslüman toplumların içinde bulunduğu sıkıntılı durum her topluluğun kendi özel bağlamlarının kendine has getirilerinden ziyade daha büyük bir düzlemde kendisini gösteriyor. Bu durum da Müslümanlara diğer Müslümanların tecrübelerini okurken yerel şartların ötesini görebilmek gibi bir imkân tanıyor.

Ulusaşırı Müslüman Kimlik

Müslümanlar arasında mevcut olan çatışmalar ya da farklı Müslüman toplumların diğer Müslümanlardan gördüğü destekteki eşitsizlik ümmetin başarısızlığa uğradığı anlamına gelmez. Müslüman ümmetin parçalanmışlığı daha çok ulus devletle uluslararası sınırların belirlediği iki çeşit kolektif kimlik arasındaki gerilimin bir ürünüdür. Bu gerilim Birleşmiş Milletler’deki en büyük devletlerarası kurum olan ve hâlihazırda sıkça eleştirilen İslam İşbirliği Teşkilatı’nda (İİT) bile görülebilmektedir. İİT Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) ya da Amerikan Devletleri Örgütü (OAS) gibi oluşumların aksine bölgesel yakınlığa ya da İngiliz Devletler Topluluğu gibi eski sömürgeci müstemlekelerine dayanmamaktadır. İİT’nin temelinde “Müslüman olmak ulusaşırı bir müşterek kimliğe sahip olmak demektir” ilkesi yatar.

Geniş çapta bir birlik oluşturmaktaki başarısızlık ümmet içerisinde manevi bir başarısızlık anlamına gelmez, bu mevcut dünya düzeninin yapısal bir özelliğidir. Tüm kürede istikrarlı bir biçimde “Biz Müslümanlar”ı ifade edecek sadece birkaç mekanizmanın var olduğunu düşündüğümüzde herhangi bir milliyete indirgenemeyecek bir Müslüman müşterek kimlik duygusunun büyümeye devam etmesi bile dikkate değerdir.

Müslüman birliğinin yokluğuna sızlanmak gereksizdir, çünkü bu tarz bir birlik hâlâ imkân dâhilindedir. Tabii Müslümanlar bu tarz bir birliğin gerçekleşmesi için sabırsızlandığı müddetçe.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar