15 Temmuz 15 Temmuz Gecesi, Ankara: Ölüme Ramak Kala

Ankara’da mülteci, yetim, mazlum ve mağdur çalışmalarında Hasene Derneği gönüllüsü olarak çalışan Mehmet Sozak 15 Temmuz darbe girişiminde çatışmaların yoğun olarak yaşandığı Emniyet Müdürlüğünde yaralandı. Sozak ile darbe gecesini konuştuk.

Fahri Eyeci 1 Eylül 2016

Darbe girişimini nerede öğrendiniz?
Cezayir’de, Bosna Hersek’te ve Arnavutluk’ta arkadaşlarım var. Darbeyi onlardan öğrendim. Telefonuma mesaj yağmaya başladı. Fakat Ankara’da terör eylemleri arttığı için bu da onlardan biridir diye düşündüm. Sonra Ankara’daki Yemenli bir arkadaşım beni aradı. “Yaşıyor musun, neredesin?” diye sordu. Ben de “Hayırdır ne oldu?” dedim.

“Duymadın mı, darbe olmuş.” dedi. Daha sağlıklı bilgi almak için bir arkadaşımı aradım.

O da “Haberin yok mu, darbe oldu. Televizyonu aç.” dedi. Televizyona bakınca “Allah’ım sen yardım et.” dedim ve arkadaşıma hemen gelip beni almasını söyledim. Dışarı çıktığımızda gece yarısı olmuştu.

İlk öğrendiğinizde neler geçti aklınızdan?
Önce o psikoloji içinde “hainler, alçaklar” diye kendi kendime söyleniyordum. Biliyordum ki darbe varsa silahlı çatışma da var. Hemen abdest aldım, 2 rekât namaz kıldım. “Bari ölürsek Allah’ın huzuruna o şekilde çıkalım.” dedim. Arkadaşlarımı beklerken televizyonu bir açayım dedim. Baktım ki Cumhurbaşkanı Erdoğan 3G’den konuşuyor. Eğer bir devlet başkanı 3G’den konuşuyorsa durum vahimdir. Onu bile dinlemedim. Yaşlı bir annem var. O seslerimi duyunca yanıma geldi ve “Ne oldu?” diye sordu. Ben de, “Darbe olmuş, dışarı çıkıyorum.” dedim. Elini öptüm. Annem de “Allah’a emanet ol, yolun açık olsun.” diyerek beni uğurladı.

Nereye gittiniz?
Arkadaşlarım arabayı havalimanı istikametine sürdüler. Bense “Emniyet Müdürlüğüne gidelim.” dedim. Zamanında okumuştum. Bir yer işgal edilirse ya Emniyet ya da Valilik işgal edilir. Buralar ele geçirilirse halk psikolojik olarak çöker. Biz de Ankara Emniyet Müdürlüğüne doğru yol aldık.

O gece en sıcak çatışmaların yaşandığı yerlerden birisi de Ankara Emniyet Müdürlüğüydü. Orada durum nasıldı?
Emniyet Müdürlüğü yakınında Ankamall Alışveriş Merkezi karşısında Akköprü’ye giden yolu bir Toma kapatmıştı. Emniyet Müdürlüğü askerî helikopterden atılan bombalarla alevler içinde yanıyordu ve çatışma sesleri geliyordu. Bu ortamı görünce yolu kapatan polise, “Darbeci misin değil misin, çabuk söyle!” diye bağırdım. “Görmüyor musun arkadaşlarını öldürüyorlar!” Sonra o polis ile tartışmayı bırakıp oradaki araçların kapısına vurmaya başladım: “Çabuk araçlardan inin. Emniyet binasındaki polisleri öldürüyorlar!” diye bağırarak “Allah için polislerimizi darbecilerden kurtaralım.” dedim. Oradaki insanları örgütleyerek orta kaldırımı atlayarak Akköprü’ye ve Emniyet’e doğru koşmaya başladık.

Basına yansıyan görüntülerde Akköprü üzerinde darbecilerin ateş ettiği görülüyor. Akköprü’de durum nasıldı?
Akköprü’de darbeciler konuşlanmışlar sağlı sollu köprünün altına sığınmış insanlara kurşun yağdırıyorlardı. İnsanlar yoğun ateş yüzünden köprünün altından kafalarını çıkartamıyorlardı. Köprünün yanındaki metro hattına geçtim. Bir darbeci asker benim oraya geçtiğimi görünce ayağıma doğru ateş etti. Olduğum yerde zıplayarak kendimi korumaya çalıştım. Tekrar köprünün altına geldim. Köprünün altında ateşten sıkışıp kalan insanlara, “Direnelim. Üçümüz, beşimiz şehit oluruz fakat bunların tankını silahını da alırız.” dedim. Eğer köprüyü geçip Emniyet’e ulaşırsak o polislerin şehit olmasına engel olup Emniyet’in darbecilerin eline geçmesini önlemiş olacaktık. Eğer bir koridor açarsak halk cesaret bulur ve gelir diye düşündüm. Ölüm zor bir şey değil, bizler ölümün ne bir saat önce ve ne bir saat sonra olmayacağına iman etmişiz. Onlar istediği gibi ateş edebilirler, fakat Allah istemediği sürece beni öldüremezlerdi.

Daha sonra koridoru nasıl kırdınız?
Koşarak köprünün üstüne çıktım. Beni orada öne atladığım için sivil polis ya da istihbaratçı sanmışlar. Darbeci askerlere doğru gittim ve “Hainlere uymayın.” dedim. “İçinizde temiz insanlar var. Bunlar sizi kandırıyor. Etmeyin!” diye bağırdım. Orada rütbeli biri üç tanesine talimat verdi. Onlar diz çöktü. “Yaklaşma.” dedi. “Bu adam delirmiş.” dedi. “Ben vatanımı seviyorum, delirmedim.” dedim. “Ya içinizdeki o rütbeli düşmana kurşun sıkın ya da bana!” dedim. Uzun namlulu silahları bana doğrulttular. Silahların ucunda lazerler vardı. Üzerimde o kırmızı lazer noktalarını gördüm. “Tamam, artık şehit oluyorum.” dedim. Birkaç kez ateş ettiler. Beni sendeletti. Acı hissetmedim. Az bir yanma oluştu. Ayağıma kurşun isabet etmişti. Kendimi hemen yere attım. Daha sonra yaralandığımı gören tanımadığım iki kişi gelip beni 10-15 metre sürükleyerek çektiler. Bu iki arkadaşa “Bırakın beni!” dedim. “Ben bu alçaklara vatanımı bırakmam.” Baktım ayağımda acı yok. Sadece ılık ılık tatlı bir kan akıyor. Sekerek yürüyebiliyordum. Tam basamıyordum. Sendeleye sendeleye yine bunların üzerine gittim. “Vatan hainleri bakın yine geliyorum. O silahlarınızı da tanklarınızı da alacağım.” diye bağırdım. Orada ölümden hiç korkmuyorsun. Bu sırada iki tane sivil polis geldi ve bana kim olduğumu sordular. Ben de “Siz kimsiniz?” dedim. “Biz polisiz.” dediler. Ben de, “Ne duruyorsunuz, arkadaşlarınızı öldürüyorlar! İnsanları harekete geçirin!” dedim. Daha sonra yanıma gelen halka, “Şimdi eğer bu tankların üzerine çıkmazsanız onlar biraz sonra sizin üzerine çıkacak.” dedim. “Beni yalnız bıraktığınız için Allah sizden bunun hesabını soracak ve bu ümmet sizden davacı olacak.” dedim. “Mücadele edelim. En fazla üçümüz, beşimiz şehit oluruz.” dedim. Tam o sırada yine darbecilerin üstüne giderken o sivil polis ateş etti. Ateş ettikten sonra bütün namlular onun üzerine doğruldu. O arada millet koşmaya, yanımdaki insanlar bir bir vurulup düşmeye başladı. Bana kurşun isabet etmiyordu. Şehit olanlar çok nasipliydi. Ama o alçakların tepesine çöktük. Silahını aldık, darbeciyi rehin aldık. Tankın bir tanesi kaçtı. Amacımız koridoru kırmaktı. Allah’ın izniyle koridoru kırdık.

O sırada benim yaralı olan ayağımdan hâlâ kan akıyordu. Beni ambulansa götürmek istediler. Ben de “Bırakın beni” dedim. Seke seke Emniyet Binasının içine girmek için koşmaya başladım.

Emniyet’te durum nasıldı?
Emniyetin içini su basmıştı. Her taraf yanıyordu. Alevlerden ilerleyemiyordum. Arkamdan, “Bu adam delirmiş.” diyorlardı. Hâlbuki ben vatanımı düşünüyordum. Can umurumda değildi. Emniyete koşarak girdim. Bir baktım içerde polis ile darbeciler çatışıyor. Hemen kendimi dışarı atıp halka “Polisleri katlediyorlar, koşun!” diye bağırdım. Millet bir anda koşmaya başladı. O sırada bir grup darbeci zırhlıya binip kaçmaya çalıştılar. Fakat tanka binip kaçmaya çalışanların tankın kapağı örtülmesine izin vermeden millet tankın tepesine bindi. Ben hemen tankın üstüne çıktım. Fakat herhâlde aşırı kan kaybından sol ayağım ve vücudumun sol tarafı uyuşmaya başladı.

Daha sonra o askerleri polis mi teslim aldı?

Hayır. Polisin hiç gücü kalmamıştı. Oradaki polisler, “Eğer bir dakika daha geç kalmış olsaydınız biz orada ölmüş olacaktık.” dediler. Halk askerleri bırakmadı. Fakat bu darbeciler emniyet binasının her katına yerleşmişler ve polisleri rehin almışlar. O sırada o katlardan taranmaya başladık. Bunun üzerine tank hareket etmeye başladı. Herhalde bunların Emniyet’in arkasında konuşlandıkları bir yer vardı. Tank oraya doğru gidiyordu. Tankın üstünden kendimizi yere attık ve tankı kovalamaya başladık. Daha sonra Emniyet’i kontrol altına aldık. Darbeci askerler ise kaçtılar.

Ayağınız o sırada ne durumdaydı?
Bende uyuşmalar başlamıştı. O sırada iki kişi kollarıma girerek beni ambulansa götürdü. Ambulansa başka birisi daha geldi. Onun da kafasına cam parçaları düşmüş. “Sana ne oldu?” dedi. “Ayağımdan yaralandım.” dedim. “Senin yaran daha ağırmış.” dedi. “Sen polis misin?” diye sordu. “Ben halktan biriyim.” dedim. Fakat o kişi polismiş. Geldi beni alnımdan öptü. “İyi ki geldiniz.” dedi. “Yoksa ölüme ramak kalmıştı.” O sırada hâlâ sesli olarak vatanı düşünüyordum. Bu hainlere vatanı bırakmamamız gerek, kim bilir başka yerlerde durum nasıl diye düşünüyordum. Beni Dışkapı Hastanesine getirdiler. Yaraya müdahale ettiler ve serum verdiler.

Siz o gece hastaneden taburcu oldunuz mu?
Sabaha karşı taburcu oldum. O gece dışarda olan diğer arkadaşlarımı aradım.

Genelkurmay’da olan bir arkadaşım ile konuştum. “Genelkurmay kurtarıldı. TRT kurtarıldı. Meclis’e giremediler.” dedi. Daha sonra Cumhurbaşkanlığı Külliyesindeki bir başka arkadaşı aradım. “Burada yoğun çatışma var.” dedi. Onu duyar duymaz yanımdakilere “Kalkın, gidiyoruz.” dedim. Onlar da “Bu hâlde nereye gidiyorsun?” diye söylendiler. Duramadım, Külliye’ye gittik.

Yaralı bir şekilde?
Evet, söz konusu vatansa ayağın gitmiş, canın gitmiş hiç önemli değil. Vatansız yaşanmaz. Eğer darbe gerçekleşmiş olsaydı katliamın boyutu tahmin bile edilemezdi. Sabaha karşı 04:30 gibi Külliye’ye gittik. O sırada ayağımda yine kanama başlamıştı.

Külliye’nin yanındaki Jandarma Genel Komutanlığından çatışma sesleri geliyordu.

Jandarma Genel Komutanlığına yaklaşanı yukardan bir keskin nişancı vuruyormuş.

Orada yaklaşık 20 kişi şehit olmuş dediler. Sabah 06:30 gibiydi. F16 uçağı yukarıdan bomba atıyordu. Jandarma Genel Komutanlığı duvarını siper alarak keskin nişancı bizi görmesin diye yavaş yavaş binaya sokulmaya başladık ve Jandarma Genel Komutanlığını bastık, orayı da hainlerin elinden aldık. Oradaki özel harekât polisleri “Burası kontrol altında.” deyince binadan çıktık.

Orada çimenlerin üzerinde şükür namazına durdum. Bana göre son kaleyi de almıştık. Tahiyyata otururken karşı binadan bir tarama başladı. Hainler hâlâ Jandarma Genel Komutanlığı içindelermiş. Millet kaçmaya başladı fakat ben kaçamadım. O sırada namazdaydım. İçimden “Çok şükür, namaz kılarken şehit olacağım.” dedim. Tahiyyatı bitirip selam verdim ve hemen kendimi yere attım. Daha sonra özel hareket polisleri karşı ateş açınca ateş kesildi.

Eve geldiğinizde anneniz sizi nasıl karşıladı?
Annem ayağımı görünce, “Sen yetimlere çok yardım ediyorsun. Bu ayakta yetimlerin duası var. Eğer kurşun kemiğe isabet etmiş olsaydı özürlü kalacaktın ve o yetimlere belki bir daha yardım edemeyecektin.” dedi.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar