Başörtüsü Çocuk Gelişimcilerine Başörtüsü Serbestisi

Almanya Federal Anayasa Mahkemesi Müslüman bir çocuk gelişimcisinin çocuk yuvalarında başörtüsü takabileceğine karar verdi. Başörtüsünün tek başına misyonerlik şeklinde yorumlanabilecek bir etki oluşturmadığını belirten mahkeme genel bir başörtüsü yasağının din vea vicdan özgürlüğünün ihlali anlamına geleceğini açıkladı.

Burak Altaş 1 Ocak 2017

Almanya Federal Anayasa Mahkemesi öğretmenlerle alakalı 27 Ocak 2015 tarihinde verdiği başörtüsü kararından sonra bu defa da anaokulu eğitmenlerini sevindirecek bir gelişmeye ön ayak oldu. Kamuya ait anaokullarında başörtülü eğitmenlerin görev yapmasını devletin tarafsızlık ilkesi açısından sorun olarak telakki etmeyen hâkimler, peşin bir başörtüsü yasağının din özgürlüğüne aykırı olduğuna hükmetti.

Karara konu olan vakıada Türkiye doğumlu Alman vatandaşı bir kadın Stuttgart şehrinde bulunan ve 2001 yılından beri önce staj yaptığı ve daha sonra da çalışanı olduğu anaokulunda başörtüsünden dolayı ayrımcılığa uğradı. Baden-Württemberg eyaletinde geçerliliğini koruyan Anaokulu Yasası’nın (Alm. “Kindertagesbetreuungsgesetz” – KitaG) 7. maddesinin 6. fıkrasını gerekçe gösteren anaokulu yönetimi, mağdurun başörtüsü takarak devletin tarafsızlığını ve kurum huzurunu ihlal ettiğini iddia etti ve ihtarname gönderdi. Bu ihtarnameye karşı hukuki yollara başvuran davacı, başvurduğu bütün mahkemelerce haksız bulunmasına rağmen davayı nihayetinde Anayasa Mahkemesi’ne kadar taşıdı ve Almanya genelinde geçerlilik arz eden emsal bir karara vesile oldu.

Tarafsızlık İlkesi ve Kurum Huzuru

Başörtüsü yasağını savunmak için öne sürülen en önemli argüman başörtüsü tartışmalarında devamlı dile getirilen tarafsızlık ilkesi.

Kamusal alanda devlet görevlileri tarafınca başörtüsü taşınmasının devletin tarafsızlığını zedelediğini varsayan bu görüşe göre kamuyu temsil eden her bireyin sadece davranışlarıyla değil, dış görünüşü itibariyle de tamamen nötr bir izlenim ortaya koyması gerekiyor. Söz gelimi başörtüsü takan bir kadının bunu aynı zamanda devlet temsilcisi olarak yaptığı varsayılıyor. Böylece devlet hizmetinde olan insanların görev süreleri içerisinde bireysellikleri yok sayılmış oluyor. Oysa tektipleştirmeye götüren bu dar kalıplı yorum yerine tarafsızlık ilkesini daha kapsayıcı bir biçimde anlamak da mümkün. Devlet, bütün dinî inanışları ve dünya görüşlerini kamudan menetmek yerine kucaklayıcı bir politika izleyerek tarafsızlığını eşit mesafe/eşit yakınlık kurarak sağlayabilir. Bu yol izlendiği takdirde dindar insanların mağduriyetine engel olunmakla kalmayıp, aynı zamanda toplumsal ve iktisadi önemi haiz olan eğitimli insanların iş alanında hayatiyet şansı bulması da sağlanır.

Tarafsızlık ilkesinin kapsayıcı anlamıyla uygulanması gerektiğini defaatle belirten Anayasa Mahkemesi, başörtüsünün bizatihi olarak devletin tarafsızlığını ihlal etmediğine karar verdi. İlk olarak Ocak 2015’te başörtülü öğretmenlerle alakalı verilen kararda hükme bağlanan bu görüş, eğitmenler için de uygulanarak daha geniş bir zemine oturtulmuş oldu.

Öğretmenler için verilen hükmün eğitmenleri de kapsamasının sevindirici yönü bu. Ancak aynı zamanda mezkur kararın zayıf yönlerinin yeni kararda tekrarlanması gelecek için bazı soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Mahkeme başörtüsünü toptan yasaklayan uygulamaları her ne kadar reddetse de tarafsızlık ilkesi veya kurum huzuru için “somut tehlike” oluşması durumunda yasağın hukuki olabileceğini de söylüyor. Ancak ne eski ne de yeni kararda bu somut tehlike için herhangi bir kriter sunulmuyor. Mesela öğretmenin/eğitmenin başörtüsünden rahatsız olan bazı velilerin okul/kreş yönetimine şikâyette bulunmaları, kurumda tartışma ortamına sebebiyet vermeleri gibi durumlar bu huzurun bozulması için yeterli sebep olarak değerlendirilebilecek mi? Uzak bir ihtimal gibi görünse de pratikte bu muğlaklık başörtüsünü yasaklamak için çaba gösterenlere bir umut ve istismar kapısı aralayabilir.

Başörtüsü Toplumsal Hayatın Bir Parçası

Mahkeme ayrıca Almanya’da başörtüsünün alışılagelmiş bir kıyafet olduğunu ve gündelik hayatta başörtüsüne birçok kez rastlanabilindiğini belirtiyor. Anaokulunda başörtüsü taşıyan Müslüman bir eğitmenle karşılaşan diğer eğitmen, yönetici, ebeveyn veya çocukların örtüden ötürü rahatsız olmalarının yersiz olduğuna işaret eden bu tespit, aynı zamanda başörtüsünü siyasi bir sembol olarak lanse eden görüşlere de bir reddiye niteliğini taşıyor. Başörtüsünün toplumsal hayatın bir parçası olarak algılanması gerektiği mesajının bu defa Almanya’nın en yüksek hukuk mercii tarafından veriliyor olması, sembol değeri yüksek bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Nitekim mahkeme aynı zamanda başka dinî inançların açıkça yaşanmasından korunma, başka inanışlarla karşı karşıya gelmeme gibi bir anayasal hakkın bulunmadığını yineleyerek tolerans noktasında da önemli bir prensibi öne sürmüş oldu.

Bu perspektifin her ne kadar kapsayıcı bir tarafsızlık anlayışının doğal sonucu olarak görülmesi gerekiyorsa da mevzubahis başörtüsü olunca bu bakış açısının kamusal alanda kendine daha yeni yer edinebilmiş olması düşündürücüdür.

Sorun Devam Ediyor

Başörtülü kadınların gündelik hayatta ve iş hayatında kendi dinî kimliklerini taşıma konusunda yüzde yüz özgür olmaları yolunda verilen mücadelede öğretmenler ve eğitmenler için verilen bu kararların sevindirici olmasıyla beraber aslında anayasal bir hakkın yıllarca hukuk mücadelesi verilerek elde edilebiliyor olmasını göstermesi açısından da ibretlik bir durum söz konusu. Nitekim Anayasa Mahkemesi’nin en yüksek hukuk mercii olmasına rağmen Berlin gibi bazı eyaletlerde öğretmenler için verilen kararın türlü gerekçelerle uygulanmıyor olması, yasakçı zihniyetin kendini hukuktan da üstün gördüğüne işaret ediyor.

Başörtülü kadınların dinî kimlikleriyle özgür olmaları için gerçekleştirilen mücadele şu an hâkimeler, savcılar ve hukuk stajyerleri için devam ediyor. Her meslek grubu için ayrı mücadele veriliyor olması bile başlı başına bir hukuk trajedisi olmaya aday iken, Baden-Württemberg eyaletinde adliyede başörtüsü takılmasını yasaklayan bir kanun tasarısı üzerinde Yeşiller ve CDU’dan oluşan eyalet hükûmetinin anlaşmaya varmış olması, yolun ne kadar uzun olduğunun kanıtı. Özelde başörtüsü ve genelde dinî semboller için özgürlüğü savunmaya devam ederken Anayasa Mahkemesi’nin bu son yasak girişimine de vakti geldiğinde geçit vermeyeceğini ümit etmek ve bu yönde argüman geliştirmek suretiyle çaba göstermekte ısrar etmek durumundayız.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar