Filistin Güvenlik Konseyi’nin İsrail Kararı: İşgalle Mücadelede Önemli Adım

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BGMK) aralık ayında İsrail’in yerleşim politikası ile ilgili tarihî bir karar aldı. Bununla beraber yasa dışı yerleşim faaliyetlerini durdurmak için daha somut adımların atılması gerekiyor.

Alessandra Bajec 6 Şubat 2017

İsrail’in Washington’a yaptığı veto baskısına ve yeni seçilen Amerika Başkanı Trump’a rağmen Amerika’nın çekimser kalmasıyla Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 23 Aralık’ta aldığı 2334 sayılı kararda, “İsrail’in Filistin bölgesinde ele geçirdiği topraklara kurduğu yerleşim yerlerinin durdurulması” çağrısı yapıldı. Bu karar Filistin açısından tarihî bir önem taşıyor.
Eski ABD Başkanı Obama, İsrail’in büyük tepki göstereceği açık olan bir tasarıya ilk kez karşı çıkmadı. Bu bakımdan Amerika cephesinden İsrail hükûmetine diplomatik bir ret söz konusu. Ancak bu karar uygulanmadığı takdirde, BM’nin verdiği diğer hükümler gibi hiçbir yaptırım gücüne sahip olmayacak.
Kararda “İsrail’in 1967’den beri Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki topraklarda yasalara aykırı olarak yerleşim yerleri kurduğu ve bu ihlalin Filistin-İsrail ilişkileri açısından hayati bir tehlike oluşturduğu” vurgulandı. 1949 yılında yapılan Cenevre Sözleşmeleri kapsamında bulunan, “işgalci güçlerin kendi halkını işgal ettiği topraklara yerleştirme politikası”nı meneden maddeye İsrail’in uymak zorunda olduğu da ayrıca bildirildi.
Bu maddeyle BM “Filistin topraklarına el koyulmasını, yerli halkın yurtlarından sürülmesini, bölgede yeni yerleşim birimlerinin inşa edilip yayılmasını ve İsrail halkının bu alanlara yerleştirilmesini” insan hakları hukukuna ve konseyin hükümlerine aykırı bularak, İsrail’e kararlı bir şekilde tepkisini koydu. Filistin Başbakanı Mahmud Abbas ise kararın “İsrail’in Filistin üzerinde uyguladığı yayılmacı politikaya ağır bir darbe olduğunu ve mevcut meselelerin çözümü için de önemli bir rol oynayacağını” belirtti.

İsrail Cephesinde Tansiyon Yüksek

Buna karşın İsrail tepkisini fevri ve tehditkâr bir şekilde ortaya koydu. İsrail Başbakanı Netanyahu konseydeki oylamayı devletine karşı “hain bir pusu” olarak nitelendirip kınarken, Donald Trump’un göreve gelmesiyle birlikte ABD-İsrail ilişkilerinde ilerleme kaydedilmesini umduğunu söyledi. Ayrıca Filistin lehine oy veren devletlerin ekonomik ve diplomatik bir bedel ödeyeceği yönünde de göz dağı verdi. Güvenlik Konseyi’ne üye ülkelerin büyükelçileri çağırılarak Filistinli sivillerle ilgili iş birlikleri durduruldu.
ABD’nin çekimserliği İsrail cephesinde tansiyonları yükseltmesine rağmen, Amerika daha önceki BM Güvenlik Konseyi müzakerelerinde de İsrail’in çıkarları aleyhinde oy kullanmıştı. Obama, başkanlığının son günlerinde sembolik bir tutum izledi. Filistinli aktivist Issra Amro’ya göre, “Amerika’da en son yapılan başkanlık seçimlerini kaybeden Demokrat Parti, artık kendi kaderini değiştirebilecek yol kalmadığını görmüş oldu.” Bu yüzden Obama başkanlık görevini Trump’a teslim etmeden önce, doğru olanı yapmak adına son vazifesini yerine getirdi. Diğer bir görüşe göre de Obama, İsrail yanlısı lobilerin Amerika’nın iç ve dış işlerine karışmasının engellenmesi gerektiğine inanıyor.
Amerika’da önemli bir lobi grubu olan Amerika-İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC) ve Donald Trump, Obama hükûmetinin veto yetkisini kullanmamasını eleştirirken, Washington “İsrail yerleşim yerlerinin Filistin-İsrail ilişkileri açısından kötü sonuçlara yol açacağını” bildirdi. Amerika’nın çekimser oyunu destekleyen, BM’nin daimi Amerikan temsilcisi Samantha Power ise artan yerleşimlerin “iki cephe için de tehlike unsuru oluşturduğuna ve böylece barış yolunda hiçbir yol kat edilmediğine” dikkat çekti.

630.000 İsrailli Yerleşimci

İsrail yerleşimleri barışın önünde büyük bir engel olmasının yanında mevcut durumun da en somut örneğini teşkil ediyor. Filistin temsilcisi Riyad Mansour, “Birleşmiş Milletler’in kararını takdir ederken, gereken adımlar atılmazsa geriye dönülmez sonuçların kaçınılmaz olacağını da bilmemiz gerek.” dedi.
Geçtiğimiz yıllardan itibaren dünya güçleri mevcut durumu savunulamaz bulurken, İsrail’in kendi halkını Filistin topraklarına yerleştirerek Batı Şeria’da izlediği politikanın yıkıcı etkilerine karşı bir çözüm için gereken zaman giderek azalıyor.
İsrail hükûmetinin Konsey kararını gözetmeksizin keyfî davranışlarını sürdürmesi barışa hiçbir katkı sağlamayacak. Ayrıca Doğu Kudüs’te kurulan birçok yeni Yahudi mahallesinin Kudüs Belediyesi tarafından tanındığı söyleniyor. Son dönemlerde inşa edilen yerleşimler Birleşmiş Milletler kararından sonra ancak geçici bir süreliğine durduruldu.
İsrail 1967’den beri istikrarlı bir şekilde Filistin halkını kendi yurdundan ederek Filistinlilerin topraklarına el koymak suretiyle, Kudüs’te ve Batı Şeria’da yayılmacı bir nüfus politikası sürdürüyor. Günümüzde yaklaşık 430 bin İsrailli Batı Şeria’yı, 200 bini ise Doğu Kudüs’ü mesken edinmiş durumda.

Yerleşim Yerleri Giderek Artıyor

Yahudi yerleşimleri Netanyahu’nun başbakanlık görevine gelmesiyle hem İsrail hem de Filistin topraklarında hızlı bir şekilde arttı. Kanuna aykırı olan bu yerleşim birimleri bir süre sonra İsrail tarafından meşrulaştırıldı. Birleşmiş Milletler’in bu yerleşim alanlarını yasa dışı saydığını bildirmesine rağmen, son aylarda İsraillilerin yerleşimlerinde ciddi bir artış görüldü.
2016’nın sonunda ise İsrail el koyduğu Filistin topraklarını aklamak için bir “meşrulaştırma tasarısı” sundu. Bu tartışmalı tasarının, İsrail destekçisi Trump’un yemin törenine kadar İsrail’e zaman kazandırması için önerildiği de söylentiler arasında. Muhaliflere göre ise kanun taslağı aşırı sağcı bakanların baskısıyla, Batı Şeria topraklarının İsrail’in hâkimiyetine geçmesine hizmet eden politik bir oyundan ibaret.
“İşgalcilere Karşı Gençlik” (YAS) kurucusu ve koordinatörü olan Issra Amro, Birleşmiş Milletler’in kanunsuz yerleşimler hakkında verdiği kararı barış yolunda “yetersiz” buluyor.
Alınan kararı yıllardır süren İsrail işgaline karşı mücadelede önemli bir gelişme olarak nitelendiren Amro çözüm için yaptırım gücü olan bir mekanizmaya ihtiyaç duyulduğunu vurguluyor. Amro, “Bugüne kadar hiçbir cezaya tabi tutulmayan İsrail hükûmetine ceza verilmesi, boykot ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvuru gibi somut yaptırımlar olmadığı sürece İsrail Filistin topraklarına el koyup doğal kaynakları sömürerek burada at koşturmaya devam edecektir.” diyor.
Birleşmiş Milletler’in kararını takdir eden Hamas ise İsrail sorunu için daha fazla destek istedi. Hamas sözcüsü Hazem Kassem, “verilen kararın layıkıyla uygulanması için, yapımı süren yerleşim yerlerinin durdurulması ve var olanların ise yıkılması gerektiğini” söyledi.
Obama başkanlık görevi sırasında İsrail işgaline yönelik eleştirilerini dile getirmesine rağmen, İsrail’in uluslararası hukuku ihlal etmesi karşısında gerekli adımları atmada yetersiz kaldı. BM’nin son kararının resmen bir yaptırım gücü olmasa da İsrail’e verdiği gözdağı açısından oldukça değerli. İsrail’in şu anki endişesi ise Filistin’deki işgalci politikayı kınayan ve sanatçıları, kurumları ve üniversiteleri harekete geçiren “Boykot, Yatırımların Geri Çekilmesi ve Yaptırımlar” (BDS) hareketine benzer şekilde diğer ülkelerde de İsrail’e yaptırım uygulanması. Bu tarz örgütlenmeler girişimleriyle Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde İsrail’e karşı dava açılma ihtimalini de tetikleyebilir.
Issra Amro ayrıca, “Filistin’in uluslararası kuruluşlarla ve özellikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde İsrail aleyhine oy kullanan devletlerin desteğiyle, daha geniş çapta bir direnişte bulunması gerektiğini” savunuyor. Ona göre işgalci İsrail’e karşı omuz omuza haksızlığa karşı, tam bağımsız bir Filistin devleti için mücadele edilmeli.

Fotoğraf:©Shutterstock.com/meunierd

Alessandra Bajec

Alessandra Bajec Kahire merkezli serbest gazeteci. 2010-2011 yılları arasında Filistin’de yaşadı. Metinleri rt.com, CounterPunch ve Avrupa Gazetecilik Merkezi dergisinde yayımlandı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar