Avrupa'da Türkçenin Geleceği “Almanya’da Türkçenin İhmali Sorun Doğurur”

Avrupa'da Türkçenin Geleceği

Almanya’da verilen ve “Türkçe Konsolosluk Dersleri” olarak bilinen dersler eleştirilerin merkezinde yer alıyor. Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde yabancı dil olarak Almanca ve didaktik alanında öğretim üyesi olan Prof. Dr. Mustafa Çakır ile tartışmaların arka planını konuştuk.

admin 29 Kasım 2017

Almanya’da “Türkçe Konsolosluk Dersleri” olarak bilinen ve Türkiye’den gelen öğretmenler tarafından verilen dersler mercek altında. Yoğun eleştirilerin arkasında ne yatıyor sizce?

Öncelikle konuya, basına yansıyan günlük siyasi tartışmalara taraf olmak yerine, akademik açıdan yaklaştığımı belirtmek isterim.

Almanya’daki Türkiye kökenli çocuklara verilen dersin adı, Türkçe ve Türk Kültürü dersidir. “Konsolosluk dersi” ifadesi ile bu ders sıradanlaştırılmakta, onun herhangi bir ders olarak algılanmasına neden olmaktadır. Bu nedenle doğru tanımlama “Türkçe ve Türk Kültürü Dersi” olmalıdır. “Konsolosluk öğretmeni” veya “konsolosluk dersi” ifadelerinin arkasında burada tekrar etmeyi gerekli görmediğim, ama geçmişte yoğun olarak tartışılan bir dizi sorun yer almaktadır.

Bu dersin Almanya’daki geçmişine bakıldığında, önce Bavyera Eyaletinde verildiği; Alman yetkililerin girişimleriyle başlatıldığı görülür. Bunun nedeni de hem insani hem de Almanya’nın da taraf olduğu kimi ulusüstü anlaşmaların göçmen çocuklarının köken dillerini öğrenebilmeleri konusundaki hükümlerdir. Avrupa Konseyi’nin de göçmen çocuklarının köken dili eğitimi hakkından yararlanabilmeleri için üye ülkelerde gerekli düzenlemelerin yapılması konusunda aldığı kararlar var. Almanya Federal Cumhuriyeti Bakanlıklararası Ortak Kültür Komisyonu’nun da bu dersin verilmesi konusunda aldığı kararlar var. Türkiye Cumhuriyeti devleti ile yapılan karma eğitim uzmanları toplantılarında da diğer eğitim konularının arasında bu derse ilişkin değerlendirmeler ve uygulamaya ilişkin görüş ve öneriler gözden geçirilmektedir.

Dersin tartışmaya konu edilmesinin değişik nedenleri olabilir. Konuya nesnel olarak yaklaşmaya ve tarafların bakış açılarını özetlemeye çalışayım.

Konuya Türkiye’nin resmî görüşü ve yaklaşımı açısından bakarsak: Türkçe ve Türk Kültürü dersinin öğretimi Türkiye Cumhuriyeti tarafından gönderilen öğretmenler tarafından verilmektedir. Öğretmenlerin maaşları da Türkiye tarafından karşılanmaktadır. Bu dersin öğretim programı da (1-10. sınıflar) yine Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı tarafından oluşturulan özel bir komisyon tarafından belirlenmiş; 2007 yılından bu yana uygulanmaktadır. Bu dersin içeriği, program yapısı, temel beceriler, bu derste kullanılacak ders kitaplarının özellikleri, Türkçe, Türk kültürü dersinin amaçları ve sınıflara göre uygulanmasına ilişkin esaslar ve öğrenci kazanımları 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nda yer alan Türk Millî Eğitiminin Genel Amaçlarına uygun olarak hazırlanmıştır. Hazırlanan ve gerek Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı, gerekse yurt dışındaki eğitim ataşeliklerinin internet sayfalarından ulaşılabilen bu program ile “Türk çocuklarının Türk dilini ve kültürünü tanımaları, benimsemeleri, geliştirmeleri, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda millî duygularını pekiştirmeleri ve yaşadıkları ülkeye uyum sağlayarak etkili toplumsal ilişkiler içine girmeleri amaçlanmıştır.”

Almanya Federal Cumhuriyeti’nin konuya bakış açısında ise şu ifadeler dikkat çekmektedir: “Dersin içeriği konusunda bilgi sahibi değiliz. Derste kullanılan kitaplarda Türkiye ve Türk tarihi ile ilgili gereksiz ayrıntılar ve milliyetçi, ayrıştırıcı bir içerik verilmekte ve bu durum Almanya’da yetişen kuşakların topluma uyum sağlamasını zorlaştırmaktadır.”

Her iki görüşe eleştirel olarak bakıldığında, ortada gerçek bir iletişim kopukluğu, güven eksikliği ve yapılan çalışmaların yetersiz olduğu gözlenmektedir. Gerek Kuzey Ren-Vestfalya gerekse Hamburg Eyaletinde yapılan uzman denetiminde konuyla ilgili eleştirilerin gerçekçi olmadığı belirtilmiştir. Sorun kullanılan öğretim materyallerinden, ders kitaplarından kaynaklanıyorsa, bu da alanla ilgili uzmanların yeterince çalışmadığının göstergesidir.

Almanya’ya gönderilen öğretmenlerle ilgili eleştirilere gelince, Türkiye’nin geçmiş yıllarda ülkeye gönderdiği Türkçe ve Türk kültürü dersi öğretmenlerinin seçiminde kimi hatalar yaptığı doğrudur. Bu nedenle bazı eyaletlerin Türkiye’den öğretmen alımını durdurmuş olması, bunların yerine ihtiyacı mahalden temin ettiği öğretmenlerle karşılamaya başlaması da gerçektir. Türkiye’den gelen öğretmenlerin yer yer dil ve uyum sorunu yaşadığı, Alman meslektaşları ile yeterli iletişim kuramadığı, bu nedenle görev yaptıkları eğitim kurumlarında istenmeyen bir dizi olayların yaşandığı gözlenmektedir. Bu durum karşılıklı yanlış anlamalara ve iletişim sorunlarının yaşanmasına neden olmaktadır. Dolayısı ile Alman okul yöneticileri mevzuata göre tedbir alma ihtiyacı duymaktadır. Bu sorunlar karşılıklı işbirliği ve iyi niyetle aşılabilecek durumdadır.

Türkiye Cumhuriyeti Almanya’ya gönderdiği öğretmenlerin eyaletlerdeki yönetim, organizasyon ve planlamasının ihtiyacı karşılayacak şekilde yapılmasını sağlama konularında da yetersiz kalabilmektedir. Bu planlamaların yapılması, eğitim-öğretim sürecinin takip edilmesi ve olası sorunlara önceden müdahale edilmesi, okul yönetimleri ile gerekli irtibatın kurulup, okul yönetimiyle işbirliği yapılarak gerekli tedbirlerin alınması konularında çalışacak Eğitim Ataşeleri de görevlendirilememiştir. Bu eksikliklerden dolayı, öğretmenler karşılaştıkları sorunlara kendi geliştirdikleri yöntemlerle çözüm üretmeye çalışmışlar; bazen de olmayacak konulardan sorun üretmişlerdir.

Konuya Almanya açısından bakıldığında şöyle bir durum görülmektedir: Almanya bir göç ülkesi olmasına karşın, ülkede çokkültürlü yapıya geçiş ve yabancıların “öteki” olarak görülmemesi konusunda bir dizi güçlükler yaşanmaktadır. Yabancılara “yabancı” olanların, ülkeye uyum güçlüğü çeken bütün yabancılara karşı olması ve giderek artan “yabancı düşmanlığı” eğilimi, sorunlara anlayışla yaklaşılmasını ve çözüm üretilmesini güçleştirmektedir. Okul yönetimleri de tahammül sınırlarını zorlayan durumlarla karşılaştıklarında, radikal çözümler üretmeye ve uygulamaya başlamışlardır.

Almanya’da çokkültürlülüğün bir politika olarak sürdürülemeyeceği, bu görüşün “iflas ettiği” bizzat Şansölye tarafından açıklamıştır. Yeni anlayışa göre, kökeni neresi olursa olsun, Almanya’da doğan herkes vatandaşlıkla ilgili şartları sağlıyorsa Alman vatandaşıdır. Alman vatandaşı olan herkes de göçmen kökenli olmayanlarla eşit anayasal haklara sahiptir. Bu hak eğitim alma hakkı olarak da geçerlidir. Bu mantığa göre, Alman okullarında öğretim dili Almancadır. Öğrenciler ağırlıklı olarak Alman vatandaşıdır. Öğrencilerin önceliği de topluma uyum sağlamak ve bunun için de Alman dilini ve kültürünü öğrenmektir. Türkçe veya bir başka köken dilinin öğretilmesi, yeni kuşağın Almanya ile olan bağını zayıflatmakta, köken ülke ile olan bağını da taze tutmakta, yeşertmektedir. Bu da ülkede paralel toplum oluşmasına yol açmakta, Türk kökenlilerin topluma uyum sağlamasına engel olmaktadır. Birbirleriyle kopuk alt kültürlerden oluşan bir toplumsal yapı Almanya için istenmeyen bir durumdur. Almanya okul sistemi içinde İngilizce, Fransızca, Türkçe gibi dilediği bir yabancı dilin öğretilmesi için düzenlemeler yapılır.

Burada, Almanya’nın okul sistemine dâhil edilmeyen Türkçe ve Türk kültürü dersinin okul saatleri dışında verilmesi, genel eğitim programına dâhil edilmemesi sorun oluşturmaktadır. Alman okul idarelerine de ek bir mali yük getirmektedir. “Bu maliyetin bu dersi alanlar tarafından karşılanması gerekir” anlayışı, yukarıda açıklanan bakış açısına rağmen doğru bir yaklaşım değildir. Bu yaklaşım, derslerin okullardan sivil toplum kuruluşlarına kaymasına neden olacağı gibi, dersin içeriğinin ve öğretim elemanlarının denetimini imkânsızlaştıracak; Almanya için yeni ve bugünden kestirilemeyen bir dizi sorunun kaynağını oluşturacaktır.

Benim önerim, Türkçe derslerinin Alman eğitim sistemi müfredatı içinde not verilen ve kredilendirilen bir ders olarak yer alması ve dersi sadece Türkiye kökenli öğrencilerin değil, Almanlar dâhil olmak üzere diğer uluslardan öğrencilerin de alabileceği açık bir yapıya dönüştürülmesi gerektiği yönündedir. Dersin içeriğiyle ilgili çekincelerin ortadan kaldırılabilmesi için Berlin Eğitim Müşavirliği tarafından yapılan çalışma ve girişimlerin desteklenmesinde yarar vardır. Ayrıca bu dersin Almanya genelinde uygulanma standartlarının belirlenmesi için her eyalette Türk ve Alman eğitim uzmanları ile ilgili bütün paydaşların katılacağı ortak akıl toplantıları yapılmalı, bu toplantılardan çıkacak sonuçların yine karma eğitim uzmanları tarafından ortak bir programa (müfredata) dönüştürülmesi gerekmektedir. Böylece ortak içerikli bir ders programının uygulamaya geçirilmesi hâlinde, iki ülke arasında günlük siyasi anlaşmazlıklarla gerilen ilişkilerden öğrencilerin ve eğitimcilerin olumsuz etkilenmemesi sağlanacağı gibi, dersin karşılıklı güven, işbirliği ve birlikte belirlenen amaçlarda görüş birliğinde yürütülmesi sağlanacaktır.

“Almanya’da yeni nesil Türkiye kökenlilere yönelik konsolosluk derslerinin uygulanmasını gerektirecek şartlar kalmadı.” Bu görüşe ilişkin neler söylersiniz?

“Türkiye’den konsolosluklar üzerinden getirilecek öğretmenlerle ders verme dönemi artık geride kaldı.” demek doğru bir yaklaşım değildir. Konuya sadece Türkiye kökenli öğrenciler açısından da yaklaşılmamalıdır. Ülkede yaşayan bütün göçmen kökenli çocuklara köken dili öğretimi ile kazandırılacak beceriler, onların bulundukları ülkenin dilini daha kolay öğrenmelerine katkı sağlayacak; onların hem köken dilini konuşanlarla hem de yaşadıkları ülkenin insanlarıyla sağlıklı iletişim kurmasına yardımcı olacaktır. Köken dilinin öğretiminin ihmal edilmesi, sonucu önceden kestirilmesi mümkün olmayacak toplumsal, sosyal sorunları da beraberinde getirecektir. Çünkü köken dili, Almancanın istendik düzeyde öğrenilmesini kolaylaştırıp, öğrencilerin akademik gelişimlerine ve okul başarılarına olumlu yansıyacağı altyapının oluşmasına da yardımcı olacaktır.

Bu bağlamda, benim önerim, Almanya’daki üniversitelerin Türkiye’deki üniversiteler ile işbirliği yaparak çift diploma programları geliştirmeleri ve öğretmen ihtiyacının Almanya’dan karşılanması için gerekli çalışmaların bir an önce başlatılması gerektiği yönündedir. Bu arada ülkedeki öğretmen ihtiyacı karşılanana kadar Türkiye’den öğretmen getirilmesine devam edilmelidir. Çift diploma programları için özellikle liseyi Almanya’da bitiren veya Türkiye’de okuyup da Almancası iyi, Almanya ile ilgili yaşamsal geçmişi olan öğrenciler tercih edilmeli. Bunların iki yıl Türkiye’de, iki yıl da Almanya’da öğrenim görmeleri; Türkiye’de çalışmak isteyenler için Türkiye’de, Almanya’da çalışmak isteyenler için de Almanya’da staj ve uygulama imkânları sağlanmalıdır. Bu şekilde ortak öğretmenlik programları için işbirliği yapmaya hazır Türk ve Alman üniversitelerinin olduğunu, bu isteği destekleyecek siyasi iradenin tarafları desteklemesi gerektiğini belirtmek isterim.

Türkiye’deki Alman okullarındaki Almanca dersleri Almanya hükûmeti tarafından finanse ediliyor; öğretmenler de Almanya’dan gönderiliyor. Buna karşın Almanya’daki Türkçe dersleri sorun olarak görülüyor. Bu tartışmanın aynı göz hizasında gerçekleşmediği eleştirilerine ne dersiniz?

Türkiye’deki Alman okullarında verilen Almanca dersleri ile Almanya’daki Alman okullarında verilen Türkçe ve Türk kültürü derslerini karşılaştırmanın, Almanya’da yaşanan sıkıntıların ortadan kaldırılması bakımından doğru bir yaklaşım olmadığını düşünüyorum. Türkiye’deki Alman Lisesindeki öğretmenler Almanya’dan geliyor, giderleri Almanya Federal Cumhuriyeti tarafından karşılanıyor. Ancak bu okulların Türkiye’de özel yasaya tabi devlet okulu olduğu unutulmamalı. Dersler Almanca veriliyor. Türkiye mevzuat açısından ülkede bulunan Alman kökenli öğrencilere Türk öğrencilerden farklı bir uygulama yapmıyor.

Devlet okullarının dışında özellikle İstanbul’da pek çok okul öncesi eğitim kurumu da var ve bunlar Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğine göre faaliyet gösteriyor. Kamu kurumu değiller ve serbest piyasa koşulları içinde MEB’in denetim ve kontrolleri altında çalışıyorlar.

Bu bağlamda, Almanya’ya gönderilen ve maaşları Türkiye’den ödenen Türk öğretmenlerin bu ülkede ders verebilmeleri için öğrencilerden veya Türkiye Cumhuriyeti’nden “Alman okullarına genel gider ücreti ödenmesi gerektiği” veya Almanya’da oluşan durumun Türkiye’deki eğitim şartları ile karşılaştırılması ve mütekabiliyet gerektirdiği görüşü doğru bir yaklaşım değildir. Ayrıca bu görüş Alman mevzuatına göre hem etik olarak hem de yasal olarak eleştiriye açıktır. Almanya’da Türkçe ve Türk kültürü dersi alan öğrenciler Türkiye kökenli de olsalar, kısmen Alman vatandaşıdır. Bu talep Türkiye kökenli Alman öğrencilere karşı yapılmış bir ayrımcılık ve ötekileştirme olarak değerlendirilebilir ve bu öğrencilerin Alman vatandaşı olmalarına rağmen ülkede eğitim hizmetlerinden eşit olarak yararlanamaması, köken dillerini öğrenmelerinin engellenmesi gibi bir durumu da beraberinde getirir ki bu uygulama hem Almanya’nın taraf olduğu ulusüstü anlaşmalara hem de Alman anayasasına aykırıdır.

Şeyma Karahan sordu.

admin

Phasellus eu varius felis. Quisque quis aliquet metus. Vestibulum odio augue, viverra at ligula vel, placerat aliquam erat. Integer maximus facilisis tellus non facilisis. Maecenas ac odio nisi. Etiam lobortis lobortis metus quis feugiat.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar