Direniş “Cephelerin Ardında”: Filistin’de Direniş Terapiye Dönüştüğünde

Fransız belgesel yapımcısı Alexandra Dols’un yönetmenliğini yaptığı “Cephelerin Ardında” isimli film şaşırtıcı ve bir o kadar da başarılı. Film, İsrail işgalinin Filistinlilerin üzerinde bıraktığı psikolojik etkiler hakkında çalışan Filistinli psikiyatrist, psikoterapist ve yazar Samah Jabr’in izinden yürüyor.

Hassina Mechaï 4 Ocak 2018

Belgesel, Ekim 2017’de Filistin Sinema Günü Festivali’nde en iyi belgesel dalında Sunbird Ödülü’ne layık görüldü.

Belgeselde Alexandra Dols’un kamerasının Samah Jabr’ın çalışmalarına samimi bir şekilde eşlik ettiği söylenebilir. Psikiyatrist, incelediği insanlara dair analizlerini kimi zaman düşünceli bir ses tonuyla izleyicilerle paylaşıyor.

Biçim olarak flashback’lerden oluşan belgesel, Samah Jabr’ı ofisinde adım adım izleyerek geriye doğru gidiyor. Belgesel metninde ağacın dallarına benzeyen bir yapı işlenmiş. Belgeselde gündelik hayattan kayıtların ötesinde Filistinlilerle yapılan görüşmeler yer alıyor. Bu sahneler işgalin insanları psikolojik olarak nasıl alt üst ettiğinin de birer delili. Aynı zamanda, bu insanların işgale dirençlilikle nasıl karşı durduklarını da görüyoruz. Ya da bir başka deyişle, direnişin bir tür tedavi şekli hâline geldiğini. Genç bir anne olan Dimah için olduğu gibi. Belgeselde Dimah, küçük oğlunun yerleşimciler tarafından neredeyse kaçırıldığını anlatıyor. Hâlâ travma içinde olduğu görülen bu genç kadın, kaçırma girişiminde saldırganlar tarafından dövülmüş ve hırpalanmış. Buna rağmen, Dimah çocuklarını da yanına alarak, “korkuya teslim olmadığını kanıtlamak için” İsrailli Yahudilerle karşılaşabilecekleri yerlere gitmeye devam ediyor.

Bir Film Karakteri Olarak Filistin

Filmdeki bir diğer karakter ise Filistin’in kendisi: Filistin’in ışığı, yaşamı, sokakları, mahalleleri, enerjisi ve direnişi. Filistin’in kontrol noktaları, daimî kontrollerin yapıldığı, durmak bilmeyen metal turnikeler, bütün bir coğrafya ve insanlar… Film, Filistinlilerin psikolojik ve siyasi durumunu gözler önüne serme amacı taşıyan bir belgesel aynı zamanda. Belgeselin yönetmeni Alexandra Dols bu durumu şöyle özetliyor: “Filistinli insanlara ulaşmak için muhakkak bir kontrol noktasından geçmek zorundayız. Bu gerçekliğin hem coğrafi hem de siyasi olarak düzeltilmesi gerekiyor.”

Yönetmen Dols, belgeselin ana öznelerinden biri olan Samah Jabr’ın çalışmalarına, benzer şekilde Cezayir’de sömürgeci karşıtı mücadelelerde yer almış Franz Fanon kitaplarıyla giriyor. Şunları söylüyor Dols: “Bir önceki belgesel çalışmam olan “Mücahitler” (Fr. “Moudjahidate”) için araştırma yaparken Samah’ın yazılarını keşfettim. Mücahitler belgeselinde de kendilerini Cezayir’in kurtuluş mücadelesine adayan kadınların görüşlerine yer veriliyordu.”

“Ruhlar Özgürleştirilmeden Ulusal Özgürlük Olmaz”

Samah Jabr gibi bir psikiyatrist olan Frantz Fanon, ruhlar özgürleştirilmeden bir ulusal özgürlük hareketinden söz edilemeyeceğinden bahseder. Belgeselin yönetmeni Dols’a göre bu temel görüş Samah Jabr tarafından da benimsenmiş durumda: “Samah’ın yazılarındaki analitik güç, sömürgeciliğin insanların psikolojilerinin derinine ve günlük hayattaki sonuçlarına odaklanarak Filistin’e bakışımızı yeniliyor. Hem işkencecilerin hem de işkence mağdurlarının ruhsal sorunlarını giderdiği ‘Yeryüzünün Lanetlileri’ adlı kitabında Frantz Fanon’a ait klinik betimlemelerde Samah’ın çalışmasına ait izler gördüm. Aynı şekilde, Samah da İsrail hapishanelerinde Filistinli mahkumların gördüğü işkencelerin etkileri üzerinde çalışıyor. Aynı Fanon gibi, işkencenin kurumsallaştırılmış bir sömürgeleştirme aracı olup olmadığını araştırıyor.”

Samah Jabr’ın kimi hastalarında, İsrail zindanlarında işkence gördükten sonra çeşitli psikolojik ve ruhsal rahatsızlıklar baş göstermiş. İşkencede kullanılan tekniklerde, “muz”, “dolap”, “boru” ve “Filistin sandalyesi” adlı işkence teknikleriyle mahkumların bedenlerinin fiziksel olarak eğilip bükülerek asılıp, acı çekmesi amaçlanıyor. Yine benzer şekilde, İsrail ordusu da, köpeklerden tiksinme ya da cinsel mevzularda iffet duygusu gibi Filistin toplumundaki kural ve yasakları kullanıyor.

Ruhların Sömürgeleştirilmesi

Belgeselde yer verilen ana fikirlerden biri de, ruhların sömürgeleştirilmesi. Ya da yönetmenin deyimiyle: “İnsanlara işgalcilerin görüşlerini, isteklerini benimsetme ve zihinlerini sömürgeleştirme, beyinlerini yıkamak için aşağılama, aile bağlarına saldırma yoluyla insanların zihinlerini paramparça etme” gibi metotlarla zihinleri sömürgeleştirme çabaları. Samah Jabr’ın bir terapist olarak yaptığı şey, zihinlerini İsrail işgalinden kurtarabilmek adına insanlarla işgalin etkilerini konuşmak. Samah Jabr, vatanları parçalanmış hastalarına, sömürgeciliğin başka bir tezahürü olan zihinsel parçalanmaya direnerek, kendi travmalarını tedavi etme araçlarını sunuyor.

Belgeselin başında Filistin’deki gerçek hayatı çok iyi yansıtan bir sahne var: Samah’ı başı öne eğik şekilde, İsrailli bir meslektaşının BDS (Filistin için İsrail’e boykot) hareketine destek verdiğinde hissettiği korkularını dinlerken görüyoruz. Sonrasında Samah, Filistinlilerin yaşadığı korkuları büyük bir dikkatle, tane tane sıralıyor: Kontrol noktasında tam kalbi nişan alan makinalı tüfekler, ev yıkımları, bombardımanlar, işgalcilerin ve ordunun vahşilikleri ve şiddet. “Bir Filistinlinin korku eşiği ile bir İsraillininki birbirinden epey farklı.” diye açıklamaya devam ediyor Samah sakin bir sesle. Bu ses tüm film boyunca seyirciye eşlik ediyor. Böylece filmin temel fikri olan “endüstrileşmiş korku” seyirciye aktarılıyor.

Alexandra Dols bu “endüstrileşmiş korku”yu biraz daha açıyor: “Araçsallaştırılmış, endüstrileşmiş ve sistematikleştirilmiş korku İsrail hükümetinin siyasi hedefleri doğrultusunda kullanılıyor. Bu korkular yalnızca Filistinlilere ait değil ve ayrıca iki grup arasında simetrik de değil.”

Filistin’i Aşan Bir Okuma

Filmin de gösterdiği gibi, aslında mesele İsrail-Filistin çatışmasını aşan bir şey ve tam olarak mevzunun anlaşılabilmesi için Filistin’in de ötesinde bir bakış açısı ve tahlil gerek. Filistin’i, dünyanın bu köşesinde çöreklenmiş küresel bir güç dengesi paradigması olarak görmek mümkün. Belgeselin yönetmeni bu bakışı şöyle özetliyor: “Hâlâ devam etmekte olan sömürgeci bir süreç var. 60 yıldan fazladır devam eden, ama hiç cezalandırılmamış savaş suçları var. Uluslararası hukukun acizliği ve yetersizliğinden bahsedebiliriz. Sömürgeci ve işgalci bir zorbalığı örtmesi için dinin araçsallaştırılmasından bahsedebiliriz. Ama görmemiz gereken en önemli şey şu: Burası aynı zamanda, sözde Avrupa demokrasisinin koca bir nüfusu, kurumsallaştırılmış işkence, idari gözetim ve güçlü bir propaganda yoluyla insanlıktan uzaklaştırma çabalarının yürütüldüğü bir nevi deney laboratuvarı. Bununla birlikte, tüm bunlar, egemen gücün, ‘öteki’ni şeytanileştirerek kendini idame ettirmesine birer örnek.”

Samah Jabr’ın ifadeleri aslında “kanıksatılmış zulüm” denilen şeyin ne olduğunu anlamamıza da imkan sağlıyor. Bu mesele, hem Filistin’deki veya başka ülkelerdeki Filistinliler için, hem de herhangi bir tahakküm mekanizmasına karşı mücadele veren halklar için önemli. Filistin’de “kanıksanmış baskı” kendisini şu semptomlar üzerinden gösteriyor: Kendinden nefret etme duygusu, baskıya maruz kalanların bir araya gelip örgütlenebileceklerine dair inançlarının sarsılması. Bu semptomlar, nerede olursa olsun baskı altındaki tüm halklar için geçerli.

Kimliklerinin Sökülüp Alınmasını Reddeden Bir Halk

Samah Jabr ayrıca, bir ara-kuşak travması olarak “Nakba” meselesine değiniyor. Jabr’a göre Filistinlilerde oluşan travma bir gün içinde oluşmuş değil. Bu travma insanların mal ve mülklerine el koyma politikalarıyla, yıkımla, zoraki göç politikalarıyla, kontrol noktalarıyla her gün devam ediyor. Ancak Alexandra Dols’un belgeseli bütün bunlara rağmen karamsar değil. Belgesel bize aynı zamanda “direniş”in Filistin’de her gün yaşandığını gösteriyor. Samah Jabr, yaptığı iş ve çalışmalarla yalnızca bir terapist görevini üstlenmiyor; aynı zamanda direniş için çalışıyor. Anı ve hatıraların korunması, kimliklerinin kendilerinden sökülüp alınmasını reddeden koca bir halkın direniş biçimlerinden yalnızca biri. Karşımızda asla vazgeçmeyen, direniş ruhunu canlı tutan bir halk var. En azından bu bile umut verici.

Öte yandan belgesel Fransa’daki hiçbir kurumsal fondan destek almamış. Dols bu durumu şöyle anlatıyor: “Maddi destek istedik, ama onlarca belge göndermemize rağmen destek alamadık. Geçtiğimiz dört yıldır bizimle birlikte çalışan diğer arkadaşlarım gibi âdeta yarı gönüllü şekilde çalışıyorum. Başarabildiğimiz için gururluyum!” Cephelerin arkasındaki Filistin travmasını anlatan Dols, filmini ve filmin arkasındaki mesajı özellikle Birleşik Krallık ve İspanya’ya ulaştırmak için uluslararası dağıtımcıları arıyor.

 

 

[1] http://derrierelesfrontslefilm.fr/

Hassina Mechaï

Cezayir kökenli Fransız gazeteci Mechaï, hukuk yüksek lisansı yapmış ve uluslararası ilişkiler ile Afrika ve Orta Doğu ilişkileri konusunda uzmanlaşmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar