Arap Baharı Kışa Dönüşen Arap Baharı

Aradan yedi yıl geçmesine rağmen, Arap ayaklanmalarına yol açan ekonomik ve sosyal mağduriyetler değişmedi. Arap Baharı’nın son umudu olan Tunus’ta, geçen ayki protestoların da gösterdiği gibi halk memnuniyetsiz ve mutsuz.

Alessandra Bajec 1 Şubat 2018

2011 devriminin yedinci yıldönümünde, Arap Baharı’nın hayal kırıklığı yaratan sonuçları ve bölgedeki kötü durum açıkça hissediliyor. İnsanları önce Tunus’ta, ardından Mısır, Libya, Suriye, Bahreyn ve Yemen’de sokaklara iten temel sorunlar hâlen var olmaya devam ediyor ve biteceğe de benzemiyor. Bazı ülkelerde durum, ayaklanmalardan önceki durumdan daha kötü hâlde.

2011 öncesi duruma dönülmesi imkânsız olmakla birlikte, sonrasında kurulan daha baskıcı sistemler halkı tehdit ediyor. Analistler bu durumu otoriter rejimlerin dirençli yapılarına ve güvenlik güçleri ile devlet yapıları arasındaki derin ilişkilere bağlıyorlar.

Şubat 2016’da yayımlanan, Carniage Uluslararası Barış Vakfı tarafından yürütülen ve Arap uzmanlarca hazırlanan “Yeni Ortadoğu’yu Bekleyen Zorluklar” [1] konulu ilk araştırmadan elde edilen bulgular, Arap ülkelerindeki siyasi durgunluk, otoriterlik ve yolsuzluk ile bölgesel çatışma, radikalleşme ve terör arasında çok sıkı bir bağ olduğunu ortaya koyuyor. Uzmanlar, idari zaaflar sebebiyle kaçırılan fırsatlardan ötürü halk arasında büyük çapta memnuniyetsizlik olduğunu ifade ediyor. Bu memnuniyetsizlik, Orta Doğu ülkelerinin çoğunda devlet ve vatandaşlar arasında somut ve sorgulanabilir sosyal sözleşmelerin olmamasının çok önemli sonuçlarından biri.

Yolsuz ve Baskıcı Rejimler Reforma Direniyor

Canergie Ortadoğu Programı’na bağlı araştırmacılar, Arap toplumlarının bugün kemer sıkma politikaları ile değişim arasında sıkışıp kaldıklarını belirtiyor. Bir yanda bölge halkı 2011’de otorite pazarlıklarını açıkça reddederken, öte yanda yolsuz ve baskıcı rejimler inatla reform çabalarına direnmeye devam ediyor. Akademisyenler, Arap ülkeleri yeni siyasi ve ekonomik modeller oluşturulmazsa müreffeh toplumların meydana gelmesi yönünde umutları olmadığını belirtiyorlar.

Petrol gelirlerine aşırı bağımlılık sebebiyle petrol fiyatlarındaki çöküş Arap dünyası için büyük mali zorluklar oluşturduğundan, tasarruf tedbirleri adı altında vatandaşlardan sosyal yardımlardan feragat etmeleri talep edildiğinden, dış baskılarla birlikte devlet krizi gittikçe şiddetleniyor.

Mevcut siyasi güçler çoğu Arap ülkesinde iktidarı ele geçirdiklerinde, Arap hükûmetleri halk arasında hızla artan memnuniyetsizlikle karşı karşıya kaldılar.

Bölgedeki devletlerin büyük bir kısmı 2011 ayaklanmaları sırasında iç karışıklıklarla boğuşurken Irak, Libya, Suriye ve Yemen gibi bazı ülkeler etnik, mezhep ve kabile bazında bölünmeye başlamıştı.

Mısır ve Libya’daki Mevcut Durum

Mısır’da diktatör Hüsnü Mübarek’in devrilmesinden sonra parçalanmış olan güvenlik yapılanması, günlük yaşamın birçok yönünü kontrolü altında tutuyor. Abdel Fattah el-Sisi’nin çok daha kötü yönetimi altında muhalefete neredeyse hiç yer yok. İnsan hakları aktivistleri ve gazeteciler benzeri görülmemiş bir darbe ile karşı karşıya kalırken, uçuşa geçen enflasyon sebebiyle iki yakasını bir araya getirmeye çalışan Mısır halkı için ekonomik durum daha da kötüleşiyor.

Muammer Kaddafi’nin devrilmesinden bu yana Libya kaosun içine düştü ve fiilî olarak ikiye bölündü. Bir yanda kabileler, aşiretler ile iktidar ve nüfuz için yarışan Daeş terör grupları; öte yanda herhangi bir işlevi olmayan merkezî yönetim, çatışmalardan yıpranmış ekonomi var. Savaşın ortasında kalan halkın hayat koşulları oldukça kötüleşmiş durumda. Suriye’de ise vatandaşlar bugün despot Esad rejimi ile kendi kendini devlet ilan eden Daeş’in acımasız şiddeti arasında sıkışmış bir vaziyette, devam etmekte olan yıkıcı savaşa katlanmaya çalışıyorlar.

Sokak protestolarından şiddet ya da iç savaşlara, otoriter iktidarın tam olarak yeniden tesisine kadar bölgenin 2011 yılı sonrası görünümü, Arap Baharı’nın vuku bulduğu hemen hemen her ülkede yaşanan aksaklıklar nedeniyle çok kasvetli ve gelecekte ne olacağı hâlâ belirsiz.

Uluslararası Kriz Grubu’ndan (İng. “International Crisis Group”) Kuzey Afrika Proje Başkanı Issandr Al Amrani şunları söylüyor: “Siyasi sistemler hızla değişebilir fakat tüm kurumların ve sistemlerin değişmesi ancak çok uzun bir sürede mümkün olabilir.

Artan genç nüfusun işsiz kalması, çöken ekonomi ve sosyal mukavele modelleri, İslamcılarla İslamcı olmayanların tartışmaları, daha fazla hesap verebilirliğe, şeffaflığa ve demokrasiye ihtiyacı gün yüzüne çıkarıyor.”

Arap Baharı’nın Başladığı Yer: Tunus

Her şeyin başladığı Tunus’ta geçen ay tasarruf tedbirlerine karşı ülke genelinde protestolar düzenlendi. Cumhurbaşkanı Zeynel-Abidin Bin Ali’nin ülkeyi terk etmesine neden olan sorunlar, şikâyetler hâlâ mevcut.

Tunuslu yetkililer, Bin Ali’nin koltuğunu bırakması öncesindeki vahşi metotlara, eski tip yönetim anlayışına geri dönmekle suçlanıyor. İçişleri Bakanlığı sözcüsüne göre, ocak ayındaki karışıklıklar nedeniyle 800’den fazla Tunuslu tutuklanmıştı. Buna barışçıl protesto gösterilerine katılan gençler, birçok blog yazarı ve genç de dâhil.

Ancak Amrani, aşırı tekniklerin kullanılmasının İçişleri Bakanlığı ve polis teşkilatı içinde reform eksikliğiyle alakalı olduğunu ifade ediyor. Bunun illa ki politik sebeplerle yapılmadığını, zira eski rejimin ülke üzerinde karşı konulmaz bir korku otoritesi kurmuş olduğunu sözlerine ekliyor. Amrani, ayrıca ülke genelindeki insan hakları ihlallerinin de eskisi gibi sistematik olmadığını ileri sürüyor.

Genç nüfustaki yaygın işsizlik, IMF’ye bağlı durgun ekonomi, vergi artışları ve enflasyona neden olan ve halka dayatılan kemer sıkma önlemleri, son isyanların zeminini oluşturuyor. Yedi yıl önce olduğu gibi, ekonomik ve sosyal marjinalleşme, özellikle de uzun süredir ihmal edilmiş olan ülkenin iç kesiminde hâlâ etkisini sürdürüyor.

Kökleşmiş Yolsuzluk Devam Ediyor

Ekonomik durgunlukla beraber hükûmetin ekonomik dinamizmi canlandırma, yeni istihdam alanları açma ve yatırımları izlemedeki yetersizliği, ülke ekonomisini zayıflatan en önemli faktör.

Yine, Tunus’ta kökleşmiş yolsuzluk hâlâ devam ediyor. Eski rejimden isimler siyasete geri döndü ve mevcut iktidar koalisyonu altında eski iş bağlantıları yeniden kuruldu. Aynı şekilde bu durum, eski rejimdeki düzenin aynen devam ettiğine şahit olan kişilerde hayal kırıklığına sebep oldu. Zira başkentten veya kıyı kasabalardan çok az sayıda iş adamı ayrıcalıklı bir biçimde fırsatlardan yararlanırken, ülkenin iç kesimlerinden ve güneyindeki halk, resmî ekonomi dışında bırakıldı.

Günümüze kadar, hatta günümüzde bile, başkent Tunus kentinin dışındaki alanlar ile kıyı kesimleri etkileyen ve hem elitler hem de halk nezdinde geniş ölçüde hissedilen bir dışlanma duygusu mevcut. Ayrıca toplumsal ya da ekonomik alanlarda yapılan reformlar da çok yetersiz kalıyor. Bazı siyasi reformlar yapılırken, yüksek mahkemenin tesis edilmesi, belediye seçimleri düzenlenmesi (seçimler defalarca ertelendi) ve 2014 Anayasası’nın yürürlüğe konması gibi diğer önemli kararların da uygulanması gerekiyor.

Tunus Demokratik Bir Ülke Olma Yolunda İlerliyor

Uluslararası Kriz Grubu’nun (ICG) ocak ayında yayımladığı “Tunus’un Otoriter Rejim Temayülünü Durdurma Raporu”nda [2] , seküler Nida Tounes ile İslamcı Nahda tarafından oluşturulan koalisyonun, bu garip ittifakı devam ettirmek için ısrarlı çaba gösterdiği ve bunun da ülkedeki siyasi kutuplaşmayı azalttığı belirtiliyor. Ancak, rapora göre koalisyonun bekasına bu kadar odaklanmak reform sürecini geciktiriyor ve geçiş sürecinin daha geniş alanlara yayılmasını engelliyor. Gerçek bir demokratik geçişin tesis edilebilmesi için Tunuslu karar alıcıların ülke kurumlarını güçlendirmeleri ve anayasayı yürürlüğe koymaları gerekiyor.

Ülkenin önündeki süreç her ne kadar kırılgan nitelikte olsa da Tunus, Arap bölgesinde umut vadeden tek ülke olmaya devam ediyor. Bölgesel sorunlarına rağmen Tunus serbest seçimler, siyasi erkin sorunsuz devir teslimi, kurumların tesisi gibi girişimleriyle demokratik yönetime doğru ilerleme kaydetti. Ayrıca ülkede kadın hakları ve ifade özgürlüğü gibi bazı alanlarda kazanımlar söz konusu oldu. Her ne kadar ülkede geçiş süreci uzun ve zorlu geçse de tasarruf tedbirleri ile toplumsal reformlar arasında sıkışmasına rağmen Tunus daha demokratik bir ülke olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.

[1] http://carnegieendowment.org/2016/02/12/arab-voices-on-challenges-of-new-middle-east/itru
[2] https://www.crisisgroup.org/middle-east-north-africa/north-africa/tunisia/180-endiguer-la-derive-autoritaire-en-tunisie

Alessandra Bajec

Alessandra Bajec Kahire merkezli serbest gazeteci. 2010-2011 yılları arasında Filistin’de yaşadı. Metinleri rt.com, CounterPunch ve Avrupa Gazetecilik Merkezi dergisinde yayımlandı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar