Fransa Fransa’da Üniversiteyi İşgal Eden Sığınmacılar

30 Ocak 2018’den bu yana, ülkelerini terk eden göçmenler Saint-Denis’teki Paris 8 Üniversitesinde birkaç odayı işgal etti. Paris’in kuzeyinde Seine Saint-Denis’in popüler, ama finansman açısından zayıf bir departmanda bulunan bu üniversite, aşırı solcu bir üniversite olmasıyla biliniyor.

Hassına Mechaï 1 Mart 2018

Fransa İçişleri Bakanı Gérard Collomb yeni sığınmacı/göçmen yasasını duyurmasıyla, Paris 8 öğrencileri bir işgal eylemine başladı. Söz konusu yasa birçok mülteci derneğinin sert eleştirisine hedef oldu. İçişleri Bakanlığı aralık ayında bir genelge yayımlayarak, sığınmacıların, sığınma merkezlerinde ve kamplarda doğrudan “izlenmesini” istedi. Yasa, sığınma başvurusu reddedildiği takdirde, karara itiraz için Ulusal Mülteci Mahkemesine başvurma süresinin yarıya indirilerek 15 güne düşürülmesini öngörüyor. Uluslararası Af Örgütü (İng. “Amnesty International”) ise yasadan tedirgin: “Ulusal Mülteci Mahkemesi’ne temyiz başvurusunda bulunmak, artık mültecilerin ülkelerine geri gönderilmelerine engel olmayacak, hayatları tehlikede olsa bile.”

 

Çalkantılı Bir Üniversite

Soğuk bir gün. Üniversitenin hemen yanındaki büyük bir poster durumu özetliyor: “Paris 8 Üniversitesi Sürgün Edilmişlerin Yanında”. Öğrenciler aceleyle bir o yana bir bu yana koşturuyorlar. Kalabalığın içinde her ırktan, kültürden insan var. Lobideki işaretler izlenecek rotayı gösteriyor. Buraya yapacağımız ziyaret öncesinde telefonla görüştüğümüz bir görevli, bize bir uyarıda bulunmuştu: “Mültecilerin fotoğraflarını çekemezsiniz, onlarla yalnız bir şekilde röportaj yapamazsınız. Ayrıca, şahıs isimlerini de değiştirmeniz gerekiyor.”

Bu tedbirlerin aşırı olup olmadığını sorduğumuzda ise telefonun ucundaki ses şöyle cevap vermişti: “Aslında değil. Daha dün metrodaki bilet kontrolü sırasında bir mülteci polis tarafından tutuklandı. Biber gazı kullanan polisin müdahalesi çok şiddetliydi.”

Sığınmacılar, üniversitenin A kanadını işgal etmiş durumda. Burası fakültenin en eski binası, burada özellikle Felsefe ve Sanat bölümleri var. Zaten çalkantılı olan üniversitenin belki de en çalkantılı bölümü burası. Özellikle tarihsel olarak sol-kanat kimliğini taşıyan, Michel Foucault ve Jacques Derrida’nın ders vermiş olduğu bir fakültedeyiz.

 

“İyi-Kötü Sığınmacı Ayrımı Son Bulmalı”

Şubat ayının başında üniversite profesörleri ve öğrencilerinden oluşan 80 kişilik kolektif sosyal medyada basın açıklaması yayınladı. Basın açıklamasındaki taleplerini şöyle dile getiriyorlardı: “Dublin Yönetmeliği acilen iptal edilmeli. ‘Ekonomik göçmenler’ ile ‘siyasi sığınmacılar’ arasındaki ayrım son bulmalı. Göçmenleri ‘iyi’ ve ‘kötü’ diye ayıran politikaya son verilmeli; hepsine resmî evrakları teslim edilmeli. Hareket ve yerleşme özgürlüğü herkese sağlanmalı. Konutta yaşama, eğitim ve öğrenim hakları teslim edilmeli ve son olarak yaşamları mahvedilen binlerce insan için özür bildirgesi yayınlanmalı.”

Açıklamadan birkaç gün sonra, 6 Şubat’ta göçmenler ve göçmenleri destekleme komitesine Üniversite Direktörü Raoul Peck de dâhil olmak üzere sanatçı ve entelektüellerden oluşan bir komite daha destek verdi.

Bu hareket, Fransa’ya geldiklerinden beri bir çatısı bulunan herhangi bir binada kalmadıklarını söyleyen pek çok göçmene içinde uyuyabilecekleri çatısı olan bir yer, gıda, yardım ve Fransızca dersleri imkânı sağlıyor. Öğrenciler aynı zamanda, hükûmetin daha da sertleştirdiği göçmen politikasını ve Dublin Yönetmeliği’ni iptal etmesini istiyor. Söz konusu yönetmelik, Fransa harici Avrupa Birliği üye devletleri üzerinden gelen mültecilerin Fransa’da sığınma talebinde bulunmalarını engelliyor.

“Bodrumdaki Odalar Libya Hapishanelerini Hatırlatıyor”

Hareketin Basın İletişim Birimi Başkanı Stéphane ile konuşuyoruz: “Hareketimiz sığınmacılara ve evsiz insanlara yardım eden çeşitli dernek ve organizasyonları bir araya getiriyor. Bizler sürgün edilmiş insanların taleplerinin yerine getirilmesine, göçmen kolektifinin oluşturulmasına yardımcı olmak istiyoruz. Ancak, ilk hedefimiz bu insanları korumak. Göçmen toplantılarına katılmıyoruz.”

Felsefe Departmanı ile okul idaresi arasındaki ilişkiler başlangıçta gerginmiş. Üniversite rektörü, ders yapmanın artık mümkün olmadığı A binasını boşalttırmaya çalışmış ve içindeki sığınmacıların başka bir amfi tiyatroya taşınmasını teklif etmiş. Destek komitesi ise bunu reddetmiş. Destek komitesinin üye öğrencilerinden Thomas şunları söylüyor: “Göçmenler amfi sınıfları istemediklerini, çünkü bodrum katında olan amfinin pencerelerinin olmadığını, bunun da Libya’da kapalı tutuldukları barakaları hatırlattığını söylüyor.”

Fakülte salonunda toplanan felsefe profesörleri ve öğrencilerden oluşan 80 kişi oybirliği ile bu “işgali” destekleyen bir basın açıklaması yayınladılar. Yönetim ise, diğer binalardaki duş alanlarına erişim sağlanması ve üniversite güvenlik görevlilerinin fakülte alanının dışında kalması karşılığında işgal edilmiş koridorların boşaltılmasını talep etti. Birçokları gibi ismini vermek istemeyen başka bir öğrenci ise şunları söylüyor: “Amacımızı öğretmenlere anlattık. Onlara biz yerleşmeden önce, ayrılmalarını bekleyeceğimizi söyledik. Hemen ‘tamam’ dediler ve dersleri kendi istekleriyle bitirdiler. Burada öğretmenlerin çoğunluğu eylemimizi destekliyor.”

Bu alana girişler ve çıkışlar serbest. İşgalciler üniversitenin girişinde kimlik kontrol etmeyen bir güvenlik oluşturmuş. Rehberimiz Stéphane bize şunları söylüyor: “Burada karar merci sığınmacılar. Çevirmenler yardımıyla üniversite yönetimiyle kendileri görüşen, müzakere edenler bu sürgün insanları.”

Ne var ki, gerginlik hâlâ devam ediyor. Binanın bir bölümünde elektrikler kesilmiş durumda. Paris 8 üniversitesi rektörlüğü yayınladığı basın açıklamasında, elektrik tesisatının eski olması ve aşırı elektrik yüklenmesinden dolayı meydana gelen hasar nedeniyle, binanın bu bölümüne tekrar elektrik verilemeyeceğini bildirdi. Açıklamaya göre, “Düzinelerce kişinin yemek pişirme, ısınma gibi sıradan yaşam gereksinimlerini karşılayamayız. Kolektif, korumak istedikleri insanların yaşamlarını tehlikeye atıyor ve bizim maddi olarak bu gereksinimleri karşılayamayacağımızı anlamak istemiyor.”

 

Dönüştürülmüş Sınıflar

Ziyaretimiz esnasında iki üniversite çalışanı kalabalık odaları ve aşırı yüklenmiş elektrik prizlerini gözlemleyerek binaları denetliyor. Duvarlara, masa, sandalye ve tablolara devrimci, polis karşıtı ya da Fransa’nın göçmen politikası karşıtı sloganlar yazılmış. Üst kat yatakhanelere ayrılmış; kadınlara ayrı erkeklere ayrı yatakhaneler var. Bu kata yalnızca “sürgünler” çıkabiliyor. Sayıları birkaç düzineyi bulan bu insanlar Paris’in 18. ve 19. bölgesindeki La Vilette ve Chapelle kamplarından gelmiş.

Sanat fakültesi öğrencilerinden Justine, “Sürgünlerle, sokaklardaki evsizlere yemek, kıyafet götürdüğümüz sıralarda tanıştık.” diyor. Sudanlı sığınmacı Yahya ise, La Chapelle’de bir kadınla tanıştıklarını, kadının kendilerini buraya çağırdığını anlatıyor. Fransa’ya geldiği ekim ayından beri gecelerini dışarıda soğukta geçirmekten bıkan Yahya, daveti kabul etmiş. Artık “soğuktan kurtuldukları” için mutlu olduklarını belirtiyor.

Yatakhanelerin altında kantin, mutfak, toplanma ve bilgisayar odaları bulunuyor. Hatta tıbbi danışma için bile bir köşe oluşturulmuş. Mutfakta sebze kolileri, tabak çanak yığınları var. Oda bağışlanmış konserve yiyeceklerle dolu. Pencere önlerinde marketlerde satılmamış gıda istifleri bulunuyor. Masalardaki hijyen ürünleri ihtiyacı olanlara yönelik hazırlanmış. “Sığınmacıların arasında çok az kadın var.” diyor Stéphane, “Yüzde 5 ila 10 arasında.” Kendisi, mülteci sayısıyla ilgili daha fazla bilgi vermekten kaçınıyor.

 

Libya’dan Fransa’ya Korkunç Yolculuk

Muhammed ve İsa Fransızca bir ders kitabını okuyor. Soruları tutuk bir Fransızca ile yanıtlıyorlar. Muhammed Fildişi Sahili’nden, İsa ise Mali’den geliyor. 30 yaşındaki Muhammed güçlükle şunları söylüyor: “Fransa’ya gelmeden önce İtalya’daydım. Paris’e geleli bir ay ve üç hafta oldu. Fildişi Sahili’nden ayrıldıktan sonra Mali, Moritanya ve Cezayir’e geçtim. Cezayir’de bana iyi davrandılar. Orada yaşayan halamı buldum ve çalışmaya başladım. Halamla oradan Libya’ya gittik. Silahlı adamlar tarafından tutuklandık. Silahlı milislerdi sanırım, bilmiyorum. Başka mültecilerle birlikte bir odaya kapatıldık. Bir sabah açık tenli, Libyalı üç silahlı adam, halamı almaya geldiler. Müdahale etmeye çalıştım ama beni itip uzaklaştırdılar. Ertesi gün halam geldi, ağlıyordu ve bana ne olduğunu anlatmıyordu. Sonra bir gün, bir tekne bularak, tekneyle geçmeyi başardık. Halamla ayrı düştük, bir tarafta erkekler vardı, diğer tarafta da kadınlar. İtalya’ya gittik ama halama ne olduğunu hâlâ bilmiyorum. Hiçbir şey bilmiyorum. İtalya’da ağır bir şekilde hastalandım. Ancak, gittiğim merkezde bana kimse yardım etmedi.”

Bir süre susan Muhammed, sözlerine yavaşça devam ediyor: “Önceleri istasyonda uyuyordum. Çok zor bir durumdu, on kadar mülteci vardı orada, polis bizi kovdu. Sonra buraya geldim ve burada öğrenciler bize yardım ettiler. Bize yiyecek, barınak, kıyafet veriyorlar. Yıkanıp temizlenmemize ve güven içinde olmamıza yardım ediyorlar.”

Arkadaşı İsa da 30 yaşında ve Mali’den gelmiş. Yolu önce Fas’a, sonra İspanya ve Fransa’ya düşmüş: “13 Ekim’de iltica başvurusunda bulunmuştum. Mali’den geliyorum. Birçok nedenden dolayı terk ettim orayı. Devlet ya da insanlar tarafından hiç zulüm görmemiştim. Ancak babam vefat etti. Babam amcamla birlikte fırın çalıştırıyordu. Fakat babamın vefatından sonra amcam, işleri yalnız yürütmeye, kazancı kendine ayırmaya karar verdi. Orada hayatımı sürdürebileceğim bir imkân yoktu. Burada kalmadan önce, Porte de la Chapelle’de geceliyordum. Bu öğrencilere güveniyorum. Bize yardım ediyorlar ve bizi dinliyorlar. Avrupa’da hayatın bu kadar zor olabileceğini düşünmemiştim.”

 

İnsan Tacirlerinden Kurtulma Çabası

Muhammed ve İsa, oradaki diğer mültecilerin çoğunluğu gibi Afrika’dan Fransa’ya kadar zorlu bir göç yolculuğu yapmışlar. Avrupa’ya henüz ulaşmadan önce, bazıları aylarca Libya’da kalmış. Orada, serbest kalabilmeleri için fahiş fidye isteyen insan tacirleri tarafından esir tutulmuşlar ve sonrasında İtalya’ya geçebilmek için aşırı yüklü, kalabalık teknelerle denize açılmışlar. Bunu, Libya polisine yakalanma, polis nezarethanelerine atılma ve tekrardan insan tacirlerinin eline düşme pahasına yapmışlar. Örnekle açıklamak gerekirse, buradaki mültecilerden yalnızca biri kendisini “şanslı” sayıyor; zira insan tacirlerinin ve Libya polisinin esiri olarak “yalnızca” dört ay geçirmiş ve tacirlere “yalnızca” 2.500 Dolar ödemiş.

Bu iyi niyetli öğrenciler, Fransa’nın iltica politikasının zorluklarında kaybolmuş durumdalar. Biz oradayken sığınmacılara yardım eden bir sivil toplum kuruluşu olan Göçmen Bilgilendirme ve Destek Grubu (Fr. “Groupe d’information et de soutien des immigrés” – GISTI), Fransa Mülteci ve Vatansızların Korunma Ofisi’nde (OFPRA) dosya hazırlamak için hukuki danışma sağlamak üzere hazır bulunuyor. Uzun “kriz” toplantıları yapılıyor, kimi zaman sohbet havasında geçiyor toplantılar. Elia İngilizce olarak, “Sürekli konuşuyoruz; ancak bizim için hiçbir şey değişmiyor.” diyor. Elia, İtalya’da Dublin Yönetmeliği’ne maruz kalmış ve iltica başvurusunun sonucunu beklemekten artık bıkmış durumda.

Hassına Mechaï

Cezayir kökenli Fransız gazeteci Mechaï, hukuk yüksek lisansı yapmış ve uluslararası ilişkiler ile Afrika ve Orta Doğu ilişkileri konusunda uzmanlaşmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar