Dosya: "Sağ Popülizm ve Aşırı Sağ" Avusturya’da Neonaziler İle FPÖ Arasında Bir Köprü: “Kimlik Hareketi”

DOSYA

Avusturya’daki Kimlik Hareketi “sıfır ırkçılık”la Avrupa kimliğini koruma iddiası güden aşırı sağcı bir oluşum. Hareket her ne kadar tersini iddia edip şiddetten uzak dursa da modern ırkçılığın açık bir dışavurumu.

Kazım Keskin 1 Mart 2018

Geçtiğimiz yıl ocak ayında 105 yaşında ölen Brunhilde Pomsel muhtemelen insanlık tarihinin görmüş olduğu en vahşi katliamları meşrulaştırmaya kendini adamış, Nazi Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’in sekreterliğini yapmış bir kişiydi. Onunla yapılan röportajlardan birinde hiçbir şeyden haberdar olmadığını ve her şeyin ustalıkla gizlendiğini iddia etmişti. Pomsel’e göre gerçeklerle karşılaşmak ancak savaş zamanından sonra mümkün olabilmişti.

Pomsel’in aktarımlarının ne kadar doğru olduğunu kesin olarak bilebilmemiz mümkün değil, fakat Avusturya’da yaşanmış olan onca acı tecrübeye rağmen içinde bulunduğumuz şu günlerde bazı gelişmelerin yine sessiz ve derinden vuku bulduğuna şahit olmaktayız.

En son aşırı sağcı partinin hükümet ortağı olmasıyla birlikte Avusturya’da açığa çıkan hassas siyasal iklimden cesaret alan “sosyal medya ırkçılığı”, “yeni yıl bebeğini” de süfli amaçları için kullanmaktan imtina etmedi. Bilindiği gibi Avusturya’da yeni girilen yılda doğan ilk bebek ve ailesinin çeşitli kamu kurumları tarafından ödüllendirilmesi, ailecek fotoğraflarının gazetelerde ve televizyonlarda kamuoyuyla paylaşılması, aileye mutlu ve sağlıklı bir gelecek dileklerinde bulunulması gibi bir gelenek var. Bu güzel gelenek bu sene de devam etti, fakat bir farkla. 1 Ocak 2018 tarihinin daha ilk dakikalarında hayata “merhaba” diyen Tamgaç ailesinin Asel ismi verilen bebeğinin Türkiye kökenli olduğu anlaşılınca, Avusturyalı ırkçılar sosyal medya aracılığıyla toplum içindeki nefret tohumlarına bir yenisini eklediler. “Kadın kanser mi? Neden başörtüsü takıyor?”, “Sıradaki terörist doğdu” şeklinde akıl almaz yorumlarla uzunca bir süredir zaten nahoş olan Avusturya sosyal dokusunun daha da kötüleşmesine neden oldular.

Bu aşamada bir başka önemli noktaya da dikkat çekmek yerinde olur. Bilindiği üzere ırkçılık konulu çalışmalar yapan uzmanlarca 1945 sonrasında eski tip ırkçılık yerine yavaş yavaş modern bir ırkçılık türüne geçildiği dile getirilmektedir. Buna göre biyolojik ayrıma dayalı eski tip ırkçılığın yerini giderek kültür farklılığını merkeze alan modern ırkçılığa bıraktığı görülmektedir. Söz konusu eğilimin son dönemde daha görünür hâle geldiğini birçok gelişmeden de teyit edebiliriz. Bunlardan biri de aşırı sağcı ve ırkçı çevrelerin kullandıkları söylem, metot ve örgütlenme biçimleridir. Buna verilebilecek en iyi örnek, kuşkusuz Avusturya Kimlik Hareketi’dir (Alm. “Identitäre Bewegung Österreich”).

 

Avusturya Kimlik Hareketi

“Avusturya Kimlik Hareketi” ya da kimi zaman kullanılan ismiyle “Kimlikçiler” (Alm. “Die Identitären”) ilk olarak Fransa’da ortaya çıkmış bir oluşumun Avusturya uzantısıdır. Aynı zamanda Almanya, İtalya, Macaristan, Polonya ve Slovenya’daki “yeni sağcı”larla da sıkı örgütsel bağlantılar oluşturmuş olan Kimlikçiler, 2012 yılında Viyana Kimlik Hareketi adıyla Alman dilinin hakim olduğu ülkelerdeki ilk gruplaşmayı Alexander Markovics liderliğinde kurmuşlardı. Aynı yılın ağustos ayına gelindiğinde Graz kentinde Patrick Lenart’ın başkanlığında “Kültürel Kimliğin Korunması ve Desteklenmesi” adı altında resmî bir dernek kuran oluşum, sözü edilen bu iki yapılanmanın bir araya getirilmesiyle Mart 2013 yılında tüm Avusturya’yı kapsayan ortak bir dernek kurma aşamasına gelmiş oldu. Hareketin sözcüsü ve aynı zamanda Patrick Lenart ile başkanlığı paylaşan Martin Sellner’in Neonazilerle irtibatlı olduğu biliniyorsa da kendisi bir nevi “tövbe ederek” Kimlikçiler hareketini oluşturduğunu iddia etmektedir. Sellner’a göre “Yüzde 0 ırkçılık ve yüzde 100 kimlik” formülüyle açıklanmaya çalışılan hareketin içinde bulunan birçok kişinin, hem aşırı sağcı Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) ile hem de daha gelenekçi bir aşırı sağcı çizgiyi temsil eden ve gizemli bir örgütlenme biçimine sahip Üniversite Öğrencileri Derneği’nin (Alm. “Burschenschaft”) farklı kollarında da şahsen yer aldıkları bilinmektedir.

 

Neonaziler ile FPÖ Arasında Bir Köprü

Kimlikçiler’in Neonaziler ile FPÖ arasında bir çeşit köprü rolü oynadığını söylemek yanlış olmayacaktır. İçinde bulunduğumuz konjonktür gereği, eski usul Nazi metotları ile siyaseten başarılı olmanın mümkün olmadığı hareket tarafından hızlıca kavranmıştır. Bunun yanı sıra, hareketin taşıyıcı kadrolarının çoğunluğunu teşkil eden, orta sınıf ailelerden gelen, eğitimli, gelecek ve kariyer kaygısı taşıyan genç insanların hukuki anlamda sorunlarla karşı karşıya kalmalarına neden olacak bir hareketin realist bir perspektif sunamayacağının da oluşum tarafından kavrandığı ortadadır. Bu saiklerden hareket eden Kimlikçiler, entelektüel, dünyayı kavrayan, bunun yanı sıra şiddet temelli olmayan bir aktivizmi de ihmal etmeden bir tür “yeni sağcı” hareket imajına sahip olarak etki alanlarını genişletmeye çalışmaktadırlar.

Kamuoyunda görünür olmaya başladıkları ilk anlardan itibaren başarılı bir şekilde uyguladıkları “gerilla pazarlama” teknikleri ile isimlerinden sıkça söz ettiren ve Avusturya istihbarat makamlarınca aşırı sağcı, hatta ırkçı olarak nitelendirilen Kimlikçiler, yazının girişinde zikredilen değişime uygun olarak kimlik ve bununla bağlantılı biçimde kültürü öne çıkarmaktadırlar. Bu noktada temel argümanlarının “İslam’a karşı Avrupa’nın savunulması” olduğunu söylemek mümkündür. Avrupa’nın kendi içinde yekpare, dolayısıyla “dışa kapalı bir kültür” olduğu ön kabulüyle hareket eden Kimlikçiler, Avrupa “kimliğinin” İslamlaşma tehdidi altında olduğunu savunarak, bu durumla mücadele edilmesi gerektiğini belirtiyorlar.

Bu noktada kendilerine Avrupa’nın savunusunu yapan son nesil olma misyonunu biçen oluşumun üyeleri, yaptıkları açıklamalarla bir nevi Avrupa’daki aşırı sağcılıktan Avrupa aşırı sağcılığına evrilmiş gibi durmaktadırlar. Söz konusu yaklaşımı destekleyen önemli bir unsur, grup üyelerinin Avrupa halklarının kardeş oldukları ve yan yana bir arada yaşamalarının mümkün olduğu inancını savunmalarının yanı sıra, Avrupa’ya yabancı görülen İslam ve İslam başlığı altında toplanabilecek her türden halk, toplumsal grup ve anlayışın ortak düşman olarak benimsenmesidir.

Kimlikçiler’in özellikle Fransız filozof/yazar ve Avrupa’daki yeni sağın önde gelen temsilcisi olarak kabul edilen Alain de Benoit ile Samuel Huntington’a ait olan ve Amerikan karar alıcılarına yön gösterme çabası ile kaleme alınmış “Medeniyetler Çatışması” isimli ünlü makaleden de ilham alarak, kısaca “Avrupa-İslam karşıtlığı” olarak ifade edilebilecek düşmanlıklarına kamuoyunda da görünürlük kazandırmak için yaptıkları eylemlerden bazıları yandaki zaman çizelgesinde verilmiştir.

Eylem ve gösterilerinde kullandıkları bayrak ve flamalarında sarı ve siyah renkleri seçen Kimlikçiler, sembol olarak ^ işaretini kullanmaktadırlar. Aşırı sağcı bir dergi olan “Zuerst”in değerlendirmesine göre söz konusu sembol hareketin “savaşçı duruşuna işaret etmektedir”. Zikredilen bu “savaşçı duruşu” da hesaba katarak, gerek eylemleri için seçtikleri sanatsal (pop-art) yöntem gerekse söylemleri ile şiddetten beri olduklarını iddia eden Kimlikçiler’in, Avrupa savunusunu şimdilik ne dereceye kadar şiddetten uzak bir biçimde yerine getireceklerini bilemiyorsak da, son tahlilde elde edecekleri toplumsal meşruiyetin artışına paralel olarak biriktirecekleri güç aracılığıyla, tarihi tekerrür ettirme hedefini kovaladıkları söylenebilir: “Müslüman sorununun kökten çözümü” (Alm. “Endlösung der Muslimenfrage”)

Kimlikçiler’in orta sınıf ailelerden gelen ve kariyer beklentisiyle hareket edip, şiddetten uzak kalmaya çalışan çocuklarının, yukarıdaki karamsar ifadelerle resmedilmeye çalışılan muhtemel geleceğe sebep olabilecekleri bir çelişki olarak görülebilir. Bununla birlikte yazımın başında kendisinden söz ettiğim bayan Pomsel’in ifadelerinin gerçeği yansıttığından yola çıkarsak, söz konusu şiddeti henüz fark etmemiş de olabiliriz.

©Anadolu Ajansı

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar