Perspektif Konuşmaları “Türkçe Avrupa’da Yeni Bir Dil Uzantısı Oluşturabilir”

Perspektif Konuşmaları’nın üçüncü programı Duisburg-Essen Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Ahmet Ünalan’la gerçekleşti. “21. Yüzyıl’da Avrupa ve Almanya’da Türkçe” konusunu ele alan Dr. Ünalan’a göre Türkçe, Avrupa’da yeni bir “dil uzantısı” oluşturabilir.

admin 18 Mayıs 2018

Perspektif Konuşmaları, üçüncüsünü gerçekleştirdiği programda Dr. Ahmet Ünalan’ı ağırladı. “21. Yüzyıl’da Avrupa ve Almanya’da Türkçe” başlığıyla sunum yapan Ünalan, Türkçenin Avrupa’daki serüvenini sosyolojik ve pedagojik açıdan ele aldı. Türkçenin Avrupa’daki kullanım alanları, Avrupa’daki itibarı, kamusal alanda Türkçeye dair algılar ve Türkçenin kimlik oluşumuna etkisi gibi birçok önemli konu programda dile getirildi.

Avrupa’da Türkçe

Beş milyondan fazla Türkiye kökenli insanın yaşadığı Avrupa’da, Türkçe’nin durumu ele alınması gereken önemli bir konu. Türkçe ile durumu değerlendirirken dillerin canlı organizmalar olduğu, hem başka dillerden etkilenebildikleri, hem de başka dilleri etkileyebildikleri gerçeğinin göz önünde bulundurulması gerekiyor.

Perspektif Konuşmaları’nın üçüncüsünde “21. Yüzyıl’da Avrupa ve Almanya’da Türkçe” başlıklı sunumunu gerçekleştiren Dr. Ahmet Ünalan, uzun yıllardır Avrupa’da yaşayan Türklerin, burada yaşarken kullandıkları Türkçeye yaşadıkları ülkenin dilinden kelimeler katabileceğini, bunun normal bir süreç olduğunu belirtti. Ünalan, benzer durumun yaşanılan ülkenin dili için de geçerli olduğunu, söz gelimi bir Alman çocuğun da konuşurken Türkçe kelimeler kullandığını ifade etti. Avrupa’da kullanılan Türkçe’nin Türkiye’de kullanılan Türkçeden bir miktar farklı olabileceği, bu durumun bir kayıp olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti. Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenlilerin uzun yıllardır burada yaşarken hem dillerini hem de kültürlerini koruyup zenginleştirdiklerini, hem de içinde bulundukları dili ve kültürü etkiledikleri de programda ifade edilenler arasında yer aldı.

“Avrupa’da Bir Türkçe Ağzı Oluşabilir”

Etkileşim sürecinde Avrupa’da bir Türkçe ağzının oluşabileceğini ve bu ağzın Türkçenin mevcut ağızlarına eklenebileceğini ifade eden Ünalan, tarihsel olarak bazı azınlıkların kendi dilleri ile yaşadıkları ülkenin dili arasında yeni bir dil oluşturduklarını, buna örnek olarak İbranice-Almanca birleşimi olan Yiddiş ve Yahudi İspanyolcası olarak bilinen Ladino dillerini örnek gösterdi. Ünalan, Türkçe’nin bu örneklerdeki gibi yeni ara bir dil oluşturmayacağının, ancak uzun yıllar içinde yeni bir ağız oluşturabileceğinin altını çizdi.

Avrupa’da Türkçenin kaybolacağı endişesinin yerinde olmadığını ifade eden Dr. Ahmet Ünalan, Hamburg’da yapılan bir araştırmaya göre Almanya’da bulunan Türkiye kökenli ailelerin büyük çoğunluğunun evde Almanca ve Türkçe konuştuklarını, bir kısmının sadece Türkçe konuştuğunu, yalnızca küçük bir kesimin yalnızca Almanca konuştuğunu aktardı. Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenlilerin hem Türkçeyi hem de Türk kültürünü koruma bakımından başarılı olduğunu ifade eden Ünalan, ayrıca kişilerin hem bulunduğu ülkenin dilini hem de Türkçeyi iyi şekilde konuşmasının önemine değindi. Söz gelimi, Almanya’da yaşayan bir Türk’ün iyi derecede Almanca konuşmasının ya da iyi derecede Türkçe konuşmasının bazen şaşkınlıkla karşılandığını, fakat iki dilli büyüyen insanlar olarak bunun gayet normal bir durum olduğunu ve ideal olanın da bu şekilde olduğunu ifade etti.

Kültür ve Dil Dinamizmi

Bugün Türkçenin, başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde en çok konuşulan ikinci büyük dil olduğunu vurgulayan Ünalan, bu sayının Almanya’da 3 milyon, Avrupa genelindeyse yaklaşık 5 milyon olduğunu belirtti. Türkçe’nin bu büyük topluluk için anadili olduğunu ve bu dilin burada yaşayan Türkiye kökenli toplum için toplumsal kimliklerini, toplumsal hafızalarını şekillendiren ana unsur olduğunu ifade ederken, Türkçenin Türkiye kökenliler için çok önemli bir birleştirici unsur olduğunu, bu potansiyelin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti.

Türkçe’nin Avrupa’daki Konumu

Türkiye’den Avrupa’ya gerçekleşen göçün işçi gözü olması nedeniyle göç hareketinin Avrupa toplumunun alt sınıflarına yönelik gerçekleştiğini ifade eden Ünalan, Türkçe’nin bu alt sınıf kimliğini aşarak akademi, edebiyat ve sanat dili haline gelmesi gerektiği, ancak bu şekilde yüksek prestijli bir dil haline gelebileceğini vurguladı. “Türkçe’nin Avrupa’da iyi bir şekilde kalmasını istiyorsak, bu nitelikli bir Türkçe ile olmalı.” ifadelerini kullanırken, Türkçenin konumunun Türkiye’nin gücü ile de ilişkili olduğunu ifade etti.  Türkçenin kullanım alanını genişletmek ve iyileştirmek adına dilin sadece evde kullanımı ya da okulda  seçmeli ders olarak seçilmesinin ötesine gidilmesini, Türkçenin bir sosyalleşme dili olarak tiyatro, sinema vb. gibi sanatsal ve kültürel faaliyetlerle öne çıkması gerektiğini vurguladı.

“Almanya’da Türkçe Derslerine Katılım Düşük”

Fiilen Türkçenin Almanya’da en yaygın olarak kullanılan azınlık dili olduğunu ifade eden Ünalan, konuya dair Almanyanın Kuzey-Ren Vestfalyada bulunan Duisburg kentini örnek olarak gösterdi: Duisburg’da kimi semtlerde Türkçe ‘lingua franka’ oluyor, yani burada Türkçe bilmediğiniz zaman anlaşmanız ve iletişim kurmanız mümkün değil.ifadelerini kullanırken, Türkçenin kullanım alanının önemine bir kez daha değindi. Diğer taraftan Türkiye kökenli genç nüfusun gittikçe artması ve buna bağlı olarak okullarda daha fazla Türkiye kökenli öğrenci bulunmasına rağmen yıllar içinde Türkçe dersine katılım oranlarının da Türkçe öğretmen sayısının da düştüğüne dikkat çekti.

Almanya’da Türkçe derslerine katılımın en çok olduğu eyaletin yaklaşık yüzde 20 ile Kuzey-Ren Vestfalya Eyaleti olduğunu dile getiren Ünalan, Bavyera ve Berlin gibi eyaletlerde bu oranın yüzde 7’yi aşmadığını belirti. Söz konusu oranların ciddi miktarda düşük olması sebebiyle durumun iyileştirilebilmesi için örgün eğitim sisteminde pedagojik, dilbilimsel, didaktik ve metodolojik çalışmalar yapılması gerektiğini vurguladı. Ünalan ayrıca ailelerin, sivil toplum örgütlerinin ve konuyla ilgili yetkililerin bu durumun geliştirilmesine yönelik taleplerde bulunması gerektiğini, bunun kişi ve kurumların en doğal hakkı olduğunu ifade etti.

Medyanın Türkçe Açısından Önemi

Türkçenin korunması ve geliştirilmesi için devlet politikalarının da bunu destekleyici nitelikte olması gerektiğini belirten Ünalan, Avrupa’da çok sayıda Türkçe konuşan kişi olmasına rağmen Türkçenin geliştirilmesi ve korunmasına yönelik devlet desteğinin yeterli olmadığını dile getirdi. Türkçenin Almanya’da yasal zeminde azınlık dili olarak kabul edilmemesine karşın fiilen ikinci en çok kullanılan dil olması nedeniyle vergi veren Türkçe konuşan vatandaşların bu konuda talepte bulunabileceğini hatırlatan Ünalan, bu şekilde Türkçenin devlet kanallarında ve radyoda yer alabileceğini, devletin Türkçeyi kültür politikaları içine dahil edebileceğini belirtti.

Ünalan,  “1992’de imzalanan ‘Europe der Regionen’ antlaşmasına göre AB üyesi ülkelerde azınlık ve yerel dillerin korunması garanti altına alınmıştır. AB vatandaşı olan Türklerin bu antlaşmadan doğan haklarını bilmeleri ve demokratik katılım yoluyla sahip oldukları hakkı kullanmaları gerekir. Bu ise Avrupa’daki STK’larımız vasıtasıyla olabilir.” ifadelerini kullandı. Bu alanda medyaya ve STK’lara da büyük görev düştüğünü belirtirken, okulların yanı sıra oluşturulacak kültür merkezlerinde gerçekleştirilecek Türkçe kültür sanat faaliyetlere yönelik altyapı oluşturulması gerektiği, ayrıca Avrupa’da yaşayan ve Türkçe konuşan topluma yönelik medya kanallarının oluşturulması ve yayınların nitelikli bir Türkçe ile yapılması gerektiğini belirtti.

“Gelin Bu Dili Birlikte Yaşayalım”

Yaşadığımız yüzyılda bazı dillerin egemenleşirken, bazılarınınsa yok olduğunu dile getiren Ünalan, bunun dinamik bir süreç olduğunu, değişen şart ve koşullara göre egemen olan dillerin de yer değiştirdiğini ifade etti. Türkçenin Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenli toplum için birleştirici bir unsur, bir üst kimlik olduğunu belirten Ünalan, sunumunu  Gelin bu dili birlikte yaşayalım. Türkçeyi dünyada en çok kullanılan ilk 10 dil içerisine dahil edelim. sözleriyle sonlandırdı.

Konferans daha sonra katılımcıların soruları ve aldıkları yanıtlarla devam etti. Programa konsolosluk temsilcileri, Türkçe öğretmenleri, akademisyenler, STK temsilcileri, medya temsilcileri, ebeveynler ve gençler tarafından katılım sağlandı.

admin

Phasellus eu varius felis. Quisque quis aliquet metus. Vestibulum odio augue, viverra at ligula vel, placerat aliquam erat. Integer maximus facilisis tellus non facilisis. Maecenas ac odio nisi. Etiam lobortis lobortis metus quis feugiat.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar