Filistin Ateş Hattında Kalan Gazzeli Sağlık Görevlileri ve Muhabirler

Haziran ayı, Gazze’de Büyük Dönüş Yürüyüşü esnasında Razan al-Neccar’ın ölüm haberiyle başladı. İsrail ordusunun hedefleri arasında Filistinli sağlık görevlileri ve gazeteciler var.

Alessandra Bajec 1 Temmuz 2018

Haziran ayında 21 yaşındaki sağlık görevlisi Gazzeli Razan al-Neccar’ın İsrail kurşunlarıyla katledildiği haberi geniş yankı uyandırdı. Bu olayın Filistinlilere gönderdiği mesaj ise açıktı: “İsrail’in vahşi gücü karşısında kimse güvende değil.” Ölümünden önce Neccar, Gazze’de bir simge hâline gelmişti. On hafta boyunca, Büyük Dönüş Yürüyüşü adlı haftalık gösterilerde yaralı protestocuları cephede tedavi ediyordu. İnternette yayınlanan onlarca fotoğrafta, renkli başörtüleri, yaralıların kanlarının sıçradığı beyaz hekim üniforması ve yüzünde kararlı ifadesiyle bu genç kadın görünüyordu.

Uzaktan sağlık görevlisi olduğu açıkça belli olmasına ve aldığı tüm tedbirlere rağmen Neccar, Güney Gazze’de Han Yunus’un doğusundaki sınır tellerinin yakınlarında yaralı Filistinlileri kurtarırken İsrailli askerler tarafından göğsünden vurularak katledildi.

Her ne kadar İsrail’in yürüttüğü ilk soruşturmada Neccar’ın “kasten ya da doğrudan hedef alınmadığı” kararı verilse de, gönüllü sağlık görevlisinin ailesi ve meslektaşları Neccar’ın kasıtlı olarak öldürüldüğüne işaret ediyorlar. Aileye göre Gazze sınırındaki protestolardaki yaralıların kurtarılmasındaki rolü nedeniyle, Neccar hedef alındı. Neccar’ın anne ve babası, evlatlarının İsrailli keskin nişancılarının doğrudan hedefi olduğu konusunda ısrarcı.

21 yaşındaki genç hemşire, 10 hafta süren Filistin eyleminde öldürülen ikinci sağlık görevlisiydi ve aynı günde en az üç tıbbi görevli daha yaralanmıştı.

Sağlık Görevlileri İlk Kez Hedef Değil

Bir Kızılay yetkilisi yaptığı açıklamada şöyle vurguluyor: “Bu, İsrail kuvvetlerinin bölgede sağlık görevlilerini hedef aldığı ilk olay değil. Bu saldırı, Gazze Şeridi’ndeki tıbbi görevlilere karşı işlenmiş bir savaş suçu. Geçtiğimiz haftalarda sağlık görevlileri ve ambulansları canlı mühimmat ve göz yaşartıcı gaz bombalarıyla hedef alındı. Bu insan haklarının ve uluslararası kanunların ihlali demek.”

Tıbbi çalışanlar, 1949 tarihli Cenevre Sözleşmelerinin 24. Maddesi kapsamında koruma altında. Bu madde, “yalnızca yaralıların veya hastaların aranması, toplanması, taşınması ya da tedavisiyle ilgilenen sağlık personellerinin hedef alınmasını” yasaklıyor.

Mart ayının sonlarında başlayan sınır gösterilerine katılan yazar ve eylemci Rana Shubair ise şunları söylüyor: “Neccar, yalnızca yaralıları tedavi ederek görevini yapıyordu. İsrail askerlerine herhangi bir tehdit ya da tehlike teşkil etmiyordu. Ne var ki, İsrail sistematik bir biçimde tıbbi görevlileri ve habercileri hedef alıyor.”

Gösterilerin ilk gününde İsrail Ordusu’ndan (IDF – İsrail Savunma Kuvvetleri) atılan bir tweet’te, “Hiçbir şey kontrolsüz yapılmıyor. Her şey kesin bir hesapla ayarlandı ve her bir merminin nereye gittiğini biliyoruz.” deniliyordu. Görünen o ki, İsrail Ordusu bunun bir itiraf olduğunu fark etti ve söz konusu tweet’i hemen kaldırdı.

Sağlık Görevlilerinin Acı Bilançosu: 2 Ölü, 226 Yaralı

Filistin Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan bir rapora göre, sınır protestoları sırasında Gazze Şeridi’nde saldırıya uğrayan sağlık personellerinden ikisi hayatını kaybederken 226’sı yaralandı. 39 ambulans ise saldırılar sonucu kısmen hasar gördü.

30 Mart’tan 2 Haziran’a kadar Büyük Dönüş Yürüyüşü protestoları, Gazze’yi İsrail’den ayıran sınır telleri boyunca gerçekleştirildi. Gösterilerde 1948’de topraklarından çıkarılan Filistinlilerin evlerine dönebilmeleri ve Gazze üzerindeki 11 yıllık İsrail ablukasının kaldırılması çağrısı yapıldı.

Gazetecilere Yönelik Şiddet

Diğer birçok Gazzeli gibi Shubair de gösterilere spontane bir şekilde katılmıştı. Halkıyla birlikte orada olmanın “ulusal bir görev” olduğunu düşünmüştü. Sınır bölgesinden haber yapan Shubair, İsrail’in silahsız sivillere, göstericilere, sağlık ve basın personellerine uyguladığı şiddete de tanık oldu. Hatta öyle ki bazı göstericiler sınır telinden sadece birkaç yüz metre ötede açılan ateş sonucu hayatını kaybetti. İsrail, sınır teline yaklaşan tüm Filistinlileri sözüm ona “Hamas üyesi” olarak gördüğü için, bu göstericilere ateş açılmasını meşru olarak görüyor.

Gazzeli Shubair, “İnsanlar, sınır teline kendilerini öldürtmek için gitmediler. Tek istedikleri yalnızca daha iyi bir yaşam.” diye vurguluyor. Shubair aynı zamanda Gazze’deki Filistinli gazetecilerin çıkardıkları kolektif yayınların ilki olan “Sayılardan İbaret Değiliz” (İng. “We Are Not Numbers”) isimli yayında da yer aldı. Filistinli gazetecilerden oluşan bu ekip, sesleri çoğunlukla bastırılmış, kıyı şeridinde kuşatma altında kalmış insanların gündelik kişisel hikayelerini paylaşıyor. Kolektif ekibindeki pek çok genç muhabir Dönüş Yürüyüşü gösterilerini de takip etti.

Sağlık çalışanları gibi, gazeteciler de sıklıkla ateş hattında kalıyor. Zira İsrail kuvvetleri gerçeği yok etmek ve barışçıl göstericilere karşı işlenen suçları örtmek istiyor. Filistinli Gazeteciler Sendikası rakamlarına göre İsrail, Gazze protestoları süresince Yaser Murtaja ve Ahmad Abu Hussein adlı iki Filistinli muhabiri öldürdü ve 90’dan fazla gazeteciyi yaraladı.

Bariz bir biçimde üzerinde “Basın” yazan kask ve yelek giymek, gazetecileri İsrail kurşunlarından korumuyor. Bu gazeteciler, sınır telinin yakınlarındaki gösterileri fotoğraflarken, keskin nişancılar da onları hedef alıyor.

Sınır Tanımayan Gazeteciler, İsrail’in gazetecilere yönelik saldırılarının kasıtlı olduğunu, bunların savaş suçu olduğunu ve ayrıca Uluslararası Ceza Mahkemesi savcısı tarafından Gazze’deki basın çalışanlarının hedef alınmasının soruşturulmasını istediklerini söylüyor.

Uluslararası Toplumdan İsrail’e Tam Dokunulmazlık

“Gazetecilerin ve sağlık personellerinin hedef alınması uluslararası hukukun ihlalidir ve hiçbir şekilde haklı gösterilemez.” diyen Shubair sözlerine şunları ekliyor: “İsrail işlediği suçlardan hiçbir zaman sorumlu tutulmadı ve her zaman sıyrıldı. Uluslararası toplum tarafından kendilerine tam bir dokunulmazlık sağlandığını biliyorlar; bu da onlara istediklerini yapma gücü veriyor.”

Güçlü ve sadık müttefiki ABD’den destek alarak İsrail’i eleştiren BM kararlarını sistematik olarak engelleyen Netanyahu yönetimi, Filistin direnişinin farklı biçimlerini yasadışı kılarak İsrail’in eylemlerini meşrulaştıran yasaları meclisten geçiriyor. Daha geçenlerde teklif edilen yasa tasarıları İsrail Ordusu askerlerinin fotoğraflanmasını ya da filme alınmasını suç sayarken, taş fırlattıkları için Filistinli çocukların suçlu sayılmasını öngörüyor.

En son ABD, Güvenlik Konseyi’ne Arap Devletlerince sunulan karar taslağını veto etti. Söz konusu karar taslağında son şiddet olaylarında Filistinlilerin korunması, İsrail’in “aşırı, orantısız ve ayrım gözetmeden güç kullanmasının kınanması” talep ediliyordu.

Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne yönelik, İsrail’in gerçekleştirdiği kitlesel katliamı soruşturması ve İsrail’in eylemlerinin BM Genel Konseyince kınanması gibi talepler de dikkate alınmadı. Filistinli göstericilere karşı canlı mühimmatın kullanılmasına izin vermekten sorumlu yetkililere karşı herhangi bir yaptırım uygulanmadı. Uluslararası toplum tarafından herhangi bir gerçekçi ve somut eylemde bulunmadı.

Filistin Sağlık Bakanlığı’ndan açıklanan rakamlara göre, barışçıl Dönüş Yürüyüşü’nde 13’ü çocuk olmak üzere 123 Filistinli yaşamını yitirdi. 13.900 kişi de yaralandı. Yaralanmaların yüzde 50.1’i canlı mermiden, yüzde 5.7’si kauçuk kaplı metal mermiden ve yüzde 18.3’ü göz yaşartıcı gazdan kaynaklandı. Aynı şekilde, yaralanmaların yüzde 51’i bel ve bacak bölgesinde, yüzde 7’si baş ve boyun kısımlarında meydana geldi. 37 genç Filistinli erkeğin kol ve bacakları, doğrudan bedenlerine atılan patlayıcı mermiler nedeniyle tahrip olduğundan ampüte edildi.

©Flickr.com/© Anadolu Images

Alessandra Bajec

Alessandra Bajec Kahire merkezli serbest gazeteci. 2010-2011 yılları arasında Filistin’de yaşadı. Metinleri rt.com, CounterPunch ve Avrupa Gazetecilik Merkezi dergisinde yayımlandı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar