Dosya: "Avrupa'da Helal Beslenme" Vegan Restoranlara Kimler Gider?

DOSYA

Vegan restoranlar Müslümanlar için bir alternatif mi? Avrupa’da alternatiflere ihtiyaç var mı? Vegan restoranlara kimler gider? Bu soruları Berlin’de 2011 yılından bu yana Kopps isminde bir vegan restoran işleten Türk iş adamı İlhami Terzi ile görüştük.

Hatice Çevik 1 Eylül 2019

Vegan bir restoran açma fikri nasıl doğdu?

Bu fikir 10 yıl önce doğdu. Ben siyasi, ekonomik ve ekolojik konular üzerinde düşünen bir insanım. Gastronomi sektöründen geliyorum ve ekolojik açıdan gastronomi alanında bir değişim yapılması gerektiğini biliyordum. Geleceğe yönelik ve kalıcı bir şeyler yapma düşüncesi sonucunda Kopps ortaya çıktı.

Siz Türk kökenlisiniz. Planlarınızı yaparken hedef kitleniz içinde Müslümanlar veya Türk kökenli müşteriler de yer alıyor muydu?

Hedef grubum doğrudan Müslümanlar değildi. Ben klasik bir işçi ortamından geliyorum ve bizim evde babam her öğünde sofrada et görmek isterdi. Yani yemekler etsiz olmazdı. Türk zihniyetinde bu çok yerleşik bir durumdur. Et daima varlıkla ilişkilendirilir ve bu zihniyet savaş sonrasında Almanya’da da yaygınlaşmıştır. Bunun sonucunda da et endüstrisi ortaya çıkmış ve gittikçe sanayileşmiş, yapay hâle gelmiştir. Benim ebeveynlerim de kısmen savaşı tecrübe etmiştir ve insanın yiyecek bir şeyi olmamasının ne anlama geldiğini bilirler. Tüm bunlar göz önüne alındığında ister Alman ister Türk olsun vegan mutfağa karşı ilgi uyandırmanın çok kolay olmadığını söyleyebilirim. Fakat Türkiye’den gelen Türk müşterilerin veganlığı çok ilgi çekici buldukları için bu konuyla yakından ilgilendiklerini söyleyebilirim. Bununla beraber Almanya’da yaşayan Türk toplumunun ilgisinin çok fazla olmamasından üzüntü duyduğumu da belirtmeliyim.

Sizce veganlık gittikçe daha fazla insanın ikna olduğu bir beslenme biçimi mi yoksa geçici bir trend mi?

Bu kesinlikle geçici bir trend değil. Özellikle genç nesle bakıldığında bu beslenme biçiminin daha da yaygınlaşacağını görebilirsiniz. İnsanların vegan beslenmeyi tercih etmelerinin arkasında farklı sebepler yatıyor. Bunların başında sağlıkla ilgili sebepler yer alıyor. Kimileri de hayvanların refahına önem verdiği için etik sebeplerle vegan beslenmeyi seçiyor. Oldukça yaygın diğer bir sebep ise ekoloji. İklim değişikliği artık her yerde hissediliyor ve eğer yaşamın kalıcı olması isteniyorsa et yemeye bir son verilmeli. Bu anlamda sebze yetiştirmek ve et üretmek için tüketilen su miktarı karşılaştırıldığında arada muazzam bir fark olduğu görülür. 1 kg sebze için yaklaşık 800 litre suya ihtiyaç varken et için 15.000-17.000 litre su gerekiyor. Ayrıca buna metan gazları ve diğer yük faktörleri de ekleniyor. Şu anda kaynak sularımızın kirlendiği ve toksik yüke maruz kaldığı da konuşuluyor. Herkesi etkileyen sayısız örnek ve vaka mevcut. Tüm bunlar ciddi ölçüde hayvancılık sektörü ile bağlantılı olan önemli konular. En önemli noktalardan biri de kaynak sularımıza sızan antibiyotikler. Araştırmacılar bunun önümüzdeki yıllar içinde en büyük problemlerden biri olacağını söylüyorlar. Hayvanlar antibiyotiğe karşı direnç kazanıyor ve bu hayvanların etleri bizim sofralarımızda yer alıyor.

Dosya: "Avrupa'da Helal Beslenme"

Vejetaryen ve Vegan Beslenme Avrupa’daki Müslümanlar İçin Bir Alternatif Mi?

1 Eylül 2019

Sizce vegan mutfak geleceğin mutfağı mıdır?

Vegan mutfağın geleceğin mutfağı olduğuna eminim. Bu sürdürülebilir bir beslenme biçimi. İklim değişikliği de gittikçe dinamik bir hâl alıyor. Etik açıdan bakıldığında bu durum birçokları için artık kabul edilebilir bir durum değil. İnsanlar hayvanların kesilmesine artık bir anlam veremiyor. Kişi başı et tüketiminin gittikçe azalacağından kesinlikle eminim. “Friday’s for Future” hareketi gibi organizasyonlara katılan ve böylece diğer alanlarda da eyleme geçen aktivist bir gençlik yetişiyor. Bu gençlerin tüketim tutumlarını ve nasıl besleneceklerine yönelik kararlarını görüyoruz. Bu toplum içinde yayılan, ciddiye alınması gereken, geniş çaplı bir hareket. Benim gençlik dönemlerimde böyle bir hareket söz konusu değildi. Ancak şimdi hemen hemen herkes akraba veya arkadaş çevresinde et tüketmeyen en az bir kişi tanı-yordur. Nesiller değiştikçe vegan ürünlere yönelik talep de artacak.

Her şeyde olduğu gibi veganlık veya vejetaryenliğe yönelik olarak da eleştirel sesler duymak mümkün. Etsiz beslenme biçiminin sağlıksız olduğunu ve bunun arkasında yatan felsefenin de anlamlı olmadığını söyleyen eleştirmenlere ne söylemek istersiniz? Eleştirilerle nasıl başa çıkıyorsunuz?

Esas itibarıyla bu konuya çok açık görüşlü yaklaşan kişiler olduğu gibi oldukça ön yargılı olan kişiler de var. Ben bu kişileri bir yaşam tarzı veya beslenme biçimi konusunda ikna etmeye çalışmam. Buradaki asıl mesele bu değil. Zira nihayetinde herkes kendi kararını kendisi vermeli ve ne yapabileceğini ya da ne yapması gerektiğini kendisi bilmelidir. Yaptıklarından herkes kendi sorumludur. Benim için odak noktasında hiçbir zaman ideoloji yer almamıştır. Benim için önemli olan şey, tabaktaki kalite ve lezzetle ikna etmektir. Geldiğimiz noktada sadece vegan müşterileri değil, vegan olmayan müşterileri de misafir edebildiğimizi göz önüne aldığımda bunu başardığımızı düşünüyorum. Bu benim için toplumun içinde yer aldığımızın bir göstergesi. Ancak yine de veganlığın birçok kişi için hâlen çok soyut bir kavram olduğunu ifade etmek zorundayım.

Birçok kişi içeceklerinin, ekmeğinin, yediği jelibonun ve tükettiği diğer ürünlerin hayvansal içerikler taşıdığını bilmiyor. Bu da insanların tükettiği gıdaların içeriği ile ne kadar ilgilendiğini gösteriyor.

İnsanların beslenme konusuna gösterdikleri ilginin gittikçe arttığını görüyoruz. Hatta beslenmenin bir çeşit ideoloji ve hatta dinî inanç hâline geldiği hissine kapılabiliyoruz. Siz de böyle düşünüyor musunuz?

Beslenme biçimleri kesinlikle bir ideoloji teşkil eder. Mesele herkesin vegan olması değildir. Ben oldukça açık görüşlü bir insanım ama eğer bu dinin üzerine geçen bir olgu hâline gelirse bunu tasvip ettiğimi söyleyemem. Tartışmak ve fikir alışverişinde bulunmak önemlidir, bunda bir sakınca da yoktur ancak bunun bir öğreti hâline gelmesini doğru bulmuyorum. Bu anlamda işe herkes kendisinden başlamalıdır.

Vegan beslenme biçiminin Almanya’daki Müslümanlar için bir alternatif olduğunu düşünüyor musunuz?

Evet, kesinlikle. Vegan beslenme biçiminin Almanya’daki Müslümanlar için çok iyi bir alternatif olduğunu düşünüyorum. Kişinin gıdalarının içeriğini bilmesi, dinî yaşamın bir parçasıdır. Müslümanların vegan ürünlerden daha az faydalanmasını çok üzücü bulduğumu da belirtmek istiyorum. Buna karşın Yahudi veya Sih inancına mensup çok sayıda insanın vegan gıdalara rağbet ettiğini gözlemliyorum. Helallik şartları gıda endüstrisinde oldukça zor yerine getirilebilmesine rağmen Müslümanların henüz bu fırsatı fark etmediklerini görüyorum.

Vegan bir mutfak otomatik olarak helal midir?

Evet. Vegan mutfağın helal olmaması için hiçbir gerekçe yok. Yahudilik veya Shihizm gibi diğer dinlerde de beslenme ve yaşam tarzına ilişkin kurallar var. Bu inanca sahip kişiler için de vegan mutfak oldukça iyi bir alternatif. Zira vegan beslenmede odak noktasında sebze yer alır ve sadece doğal ürünler kullanılır. Bu sebeple sebzelerin kullanıldığı vegan mutfak otomatik olarak helaldir. Tabii ki içeriğinde alkol olmamak kaydıyla.

Vegan mutfakta et ikamesi ürünler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Vegan beslenmeye karar verilip sürdürülebilirliğe önem veriliyorsa, mevsimel ve yerel sebzelerin tüketilmesi en iyisidir. Kendi bahçenizde yetiştirdiğiniz domateslerin Hollanda’dan ithal edilenlerden daha lezzetli olduğunu bilirsiniz. Yerel topraklarda yetişen sebzeleri tercih etmek her zaman daha iyidir. Sürdürülebilirlik ve veganlık hakkında daha derin düşünüldüğünde tofunun nereden geldiği ve nerede yetiştirildiği gibi sorular üzerinde de düşünülmelidir. Bu ürünlerin kullanımı çok sürdürülebilir olmadığı için bunları kullanmayı mümkün olduğunca reddediyoruz.

Hatice Çevik

Hochschule-Niederrhein’da yüksek lisans İletişim Tasarımı öğrencisi ve illüstratör olan Hatice Çevik Perspektif redaktörlerindendir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar