Dosya: "Avrupa'da Helal Beslenme" Vejetaryen ve Vegan Beslenme Avrupa’daki Müslümanlar İçin Bir Alternatif Mi?

DOSYA

Beslenme ve yaşam kültürü dünya çapında büyük bir değişime uğruyor. Bilhassa değişen/dönüşen beslenme kültürüyle birlikte popüler bir konu hâline gelen vejetaryen ve vegan beslenme aynı zamanda bir yaşam tarzı olarak da görülüyor. Peki değişen bu beslenme kültürü içerisinde Müslümanlar nerede yer alıyor?

Hatice Çevik 1 Eylül 2019

Beslenme ve yaşam stili ağırlıklı paylaşım yapan blog hesapları âdeta bir patlama yaşıyor. Bilhassa Avrupa’da çeşitli beslenme biçimleri bu araçlar vasıtasıyla yaygınlaşmaya başladı. Taş devri beslenme şekli olan düşük karbonhidrat, orta seviye protein ve yüksek yağ alımını öneren paleolitik beslenme; düşük karbonhidrat, yüksek protein ve yağ alımını öneren ketojenik beslenme; hayvansal ürünlerin yanı sıra sebze tüketiminden de uzak durulan, çoğunlukla meyve ağırlıklı beslenmeyi öneren frutaryen beslenme; et ve et ürünlerinin tüketilmeyip bitkisel kaynaklı besinlerin tüketildiği bir beslenme biçimi olan vejetaryen beslenme; beslenmeden hayvansal ürünleri çıkarmayı öneren vegan beslenme gibi nice trend ile beraber beslenme alışkanlıkları da değişiklik gösteriyor. Bu beslenme alışkanlıklarını deneyimleyenlerden bazıları bir haftalık bir süreçten sonra eski beslenme alışkanlıklarına geri dönerken, bazıları bu beslenme biçimlerini bir hayat felsefesi olarak benimsiyor ve sürdürme kararı alıyor.

Vejetaryen ve Vegan Beslenme Biçimleri

Vejetaryen ve vegan beslenme ise farklı beslenme biçimleri arasında en fazla bilinen ve en yaygın olanlardan. Uzun zamandır bilinen ve uygulanan bir beslenme biçimi olan vejetaryenliğe kıyasla veganlık özellikle son yıllar içerisinde geniş bir kitleye hitap etmeye başladı. Vejetaryenlik ve veganlık birbirine bazı yönlerden benzese de aslen birbirlerinden oldukça farklı iki beslenme biçimi.

Vejetaryenlik dört gruba ayrılıyor: Ovo vejetaryenler (yumurta dışında hayvansal gıda tüketmeyenler), lakto vejetaryenler (yumurta yemeyip, hayvansal gıda olarak sadece süt ürünleri tüketenler), lakto-ovo vejetaryenler (süt ürünleri ile yumurta tüketip başka et ve et ürünü tüketmeyenler) ve pesketaryenler (balık ve deniz mahsulleri dışında başka et ve et ürünü tüketmeyenler).

Vegan beslenme biçimi ise kişinin yemek ihtiyacını bitkisel gıdalardan karşıladığı süt, bal, yumurta gibi hayvansal gıdaları tamamen dışladığı bir beslenme biçimi. Bu beslenme biçiminin temelinde çevreyi ve hayvan haklarını koruma ve dinî inançlar bulunuyor.

Allensbach Kamuoyu Araştırma Enstitüsü (Alm. Institut für Demoskopie Allensbach) ile piyasa ve fikir araştırma enstitüsü olan YouGov’un yaptığı araştırmaya göre sadece Almanya’da 8 milyon vejetaryen ve 1,3 milyon vegan var. Araştırma bu sayıların önümüzdeki yıllarda hızlı bir biçimde artacağını gösteriyor. Belirtilen bu sayılara her gün iki bin civarında yeni vejetaryen ve iki yüz civarında da yeni vegan ekleniyor. Dünya çapında vegan ve vejetaryen beslenen kişilerin sayısı ise bir milyar olarak tahmin ediliyor.

Sosyal Medya ve Beslenme Akımları

Farklı beslenme ve yaşam biçimlerini tercih eden kişilerin sayısı artarken bu beslenme biçimlerine ilişkin tartışmalar da sürmeye devam ediyor. Hayvan hakları, beslenme ahlakı ve ekoloji gibi konuların başını çektiği tartışmalardan Avrupa’da yaşayan Müslümanlar da etkileniyor. Bilhassa Müslüman genç nesil bu bilinçle yetişiyor ve Müslüman cemaatler de bu değişimleri konu ediniyor.

Avrupa’daki Müslümanlara baktığımızda, vegan ve vejetaryen hayat tarzı ile alakalı paylaşımlarda bulunan genç bir kitle ile karşı karşıya kalıyoruz. Vejetaryen ve vegan beslenen “influencer”lar beslenmeleri hakkında her türlü deneyimleri paylaşıyor, yemek tarifleri veriyor ve hayvan etiğine aykırı görüntü ve kareleri paylaşarak farkındalık oluşturmaya çalışıyor. Bu gençler, Instagram paylaşımları ve hikâyeleriyle, blog yazıları ve podcastleriyle vegan ve vejetaryen kitleye bir farkındalık katıyorlar. Özellikle Kurban Bayramları öncesinde sürdürülen “İslam ve veganlık/vejetaryenlik” hakkındaki tartışma ve paylaşımlar bazen provokatif bazense açıklayıcı bir nitelikte olabiliyor.

Din ve Beslenme Biçimi

Vejetaryen ve vegan beslenme biçimini tercih eden Müslümanların temel motivasyon kaynaklarının din olduğunu söylemek mümkün. Viyana’da yaşayan Ümmü Selime Türe sekiz yılı aşkın bir süredir et ve et ürünlerinin olmadığı bir beslenme biçimini takip ediyor. Türe büyük bir şehirde yaşadığından dolayı çiftliklere ve hayvanlara karşı mesafeli yetişmiş. Zamanla çiftliklerde vakit geçirmeye başladıkça ve insan-hayvan arasındaki o yakın ilişkiye şahit oldukça beslenme konusunda da belirli fikirlere sahip olmuş: Et ve et ürünlerinin tüketilmediği bir beslenme biçimini tercih eden Türe, aldığı bu kararda en önemli etmenlerden bir tanesinin din olduğunu belirtiyor: “İslam’ın öğretilerine bakıldığında tüm canlılara iyilik ve saygıyla yaklaşılması telkin ediliyor. Dinimiz, sadece insanlara değil, çevremize ve tüm canlılara karşı adil ve bilinçli olmamız gerektiğini söylüyor. Zilzâl suresinde de buyurulduğu gibi ‘Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onun karşılığını görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onun karşılığını görür.’”

2012 yılından bu yana vegan beslenen Aylin Gönül ise konuya farklı bir açıdan yaklaşıyor. Gönül aklen ve çevresinde ettiği tecrübelerden yola çıkarak İslam ve veganlığın birbiriyle bağdaşmasının zor olacağını düşünüyor. Örnek olarak Kurban Bayramı’nı öne süren Gönül, bayramda kurban edilen hayvanların vejetaryen ve vegan bir hayat tarzı ve düşüncesi ile bağdaşmadığını söylüyor.

Vejetaryen ve vegan olan birçok Müslüman’ın çocukluk dönemlerinde hayvanların kurban edilişini travmatik bir biçimde tecrübe etmeleri kendi yaşama ve beslenme biçimlerini gözden geçirip vegan ve vejetaryen olmalarına sebep olabiliyor. Aylin Gönül de bu kişilerden biri. Gönül, Türkiye’de ailesi ile izinde bulunduğu sırada ninesinin bahçesinde bir kuzunun kurban edilişine şahit olduğundan bahsediyor ve şöyle devam ediyor: “O günden sonra hayvanların huzur içerisinde, acıdan uzak bir hayat sürdürmeye hakları olduğunu düşündüm, ete ve et ürünlerine karşı mesafeli davrandım. İnsanın vegan olabilmesi için çıkarsız olması ve insanlara ve canlılara karşı sevgi beslemesi gerekir.”

Henüz 4 aydan beri vegan bir hayat tarzı süren Beyza Nur İşlek için de din verdiği kararda önemli bir rol oynuyor. “İslam çevremize ve hayvanlara karşı saygılı olmamızı bize öğütlüyor. Peygamber Efendimiz hayvanların haklarını koruyor, onlara sevgi ve merhamet ile yaklaşıyordu. Her Müslüman bu davranış biçimini kendisine örnek almalı.” diyen İşlek, cami bünyesinde gerçekleşen bir sunum hazırlığı sonucu vegan yaşam tarzını benimsediğinden bahsediyor. Endüstriyel hayvancılık sisteminden haberdar olan İşlek, “Hayvanlara yapılan zulümlere ve bu acımasız sisteme destek vermek istemediğim için vegan beslenmeyi tercih ediyorum.” dedi. Büyük çaplı hayvancılık endüstrisine dair kötü sahneler ve resimler gördüğünü aktaran İşlek, bu süreç içerisinde helal et kesimi konusu ile de yakından ilgilenmiş, “helal” ve “tayyib” et kesiminin bu şartlar altında çok da mümkün olmadığına kanaat getirmiş.

Vejetaryen ve vegan beslenme tarzını benimseyen Müslümanlar bu durumu basit bir beslenme biçiminden ziyade bir yaşam tarzı hâline getiriyor ve daha bilinçli bir yaşam adına çaba sarf ediyorlar. Bu hususta vejetaryen ve vegan beslenen Müslümanların çoğunluğunun aynı fikirde olduğu söylenebilir. Türe bu konuya ilişkin, “Eğer kendimize karşı saygımız var ise iyi gıdalarla beslenmemiz gerekir.” diyor.

Aynı şekilde global bir dünyada global düşünmenin ve davranmanın kaçınılmaz bir durum olduğundan bahseden Türe, en azından bireysel boyutta günlük davranışlarımızın ve tüketim kararlarımızın ekosistem üzerindeki etkilerini düşünmemiz ve ona göre davranmamız gerektiği fikrini savunuyor. Türe bu konuda bilinçlenmenin önem arz ettiğinden bahsediyor ve yediğimiz gıdaların nereden ve nasıl geldiğinin bilincinde olmamız gerektiğini ifade ediyor.

Vegan Beslenme Helal Beslenmenin Bir Başka Yolu Mu?

Avrupa’da yaşayan Müslümanlar için helal beslenme içilen sudan tüketilen ekmeğe, kesilen etten birçok farklı gıdaya uzanan kompleks bir durum. Satın alınacak her gıdanın bilinçli bir şekilde okunması ve kontrol edilmesi gerekiyor. Gıdaların içeriğinde kullanılan katkı maddeleri, alkol ve jelatin bir yandan helal et kesimi yasaları ve sunulan hatta sunulmayan imkânlar, bir yandan helal beslenme Avrupa’daki Müslümanların günlük hayatlarında yakından ilgilendikleri bir konu olarak kendini gösteriyor.

Çoğunlukla etno-marketlerden tedarik edilen helal et mamullerinin üzerinde bulunan muhtelif “helal” logoları bilhassa Avrupa’da yaşayan Müslümanlar için büyük bir soru işareti. Güvenilir, helal ve tayyib et mamullerini aramak ve bulmak birçok Müslüman için uzun araştırmalar gerektiren bir süreç. Reyonlardaki yüzlerce et ürününden belki birkaç tanesi temiz, helal ve tayyib kriterine uygun. Bilhassa genç nesil gıdalara yönelik şüpheci yaklaşımını sonlandırmak ve uzun araştırma süreçlerinden kurtulmak adına vejetaryen ve vegan beslenmeyi tercih ediyor. Vejetaryen ve vegan beslenme biçimlerini benimseyen Müslümanların bir diğer çıkış noktasını da hayvancılık sektöründe hayvanlara karşı gerekli hassasiyetin gösterilmemesi oluşturuyor.

Sonuç olarak, vejetaryen ve vegan beslenme alanında yeni bir piyasa oluşuyor ve imkânlar da gittikçe artıyor. Açılan vegan restoranların ve üretilen vegan gıdaların sayısındaki artış bu duruma iyi birer örnek. Vejetaryen ve vegan ürünler, içinde alkol bulunmadığı sürece Müslümanlar için kolaylık sağlıyor. Bu durumun vejetaryen ve vegan bir yaşam tarzı sürdürmeyen Müslümanlar için bir alternatif olduğunu söylemek mümkün. Buna karşılık vejetaryen ve vegan beslenme kararı alan Müslümanların bu kararlarında gıdalardaki çeşitlik sorunundan daha çok etik sebepler önemli bir rol oynuyor.

Hatice Çevik

Hochschule-Niederrhein’da yüksek lisans İletişim Tasarımı öğrencisi ve illüstratör olan Hatice Çevik Perspektif redaktörlerindendir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar