Islamrat Radikalleşme Sempozyumu “Radikalleşme Toplumun Tümünün Ortak Problemi”

Almanya İslam Konseyi (Islamrat) tarafından düzenlenen “Radikalleşme, Köktencilik ve Dindarlık” başlıklı sempozyum, birçok uzmanın katılımıyla 11-12 Şubat'ta Köln'de gerçekleştirildi. Sempozyumda radikalleşme tartışmalarında kullanılan kavramlar, radikalleşmenin sebepleri ve çözümleri ele alındı. 

ehisim 17 Şubat 2022

Almanya İslam Konseyi (Alm. “Islamrat für die Bundesrepublik Deutschland”) Müslüman gençler arasında zaman zaman rastlanan radikalleşme eğilimlerini bir sempozyumla tartışmaya açtı. “Radikalleşme, Köktencilik ve Dindarlık – Radikalleşme Tartışmalarında Müslüman Gençlik” başlığı altında yapılan uluslararası sempozyuma yüzlerce uzman, dinî cemaat ve sivil toplum temsilcisi katıldı.

Sempozyumda ağırlıklı olarak bilimsel radikalleşme tanımları ile radikalleşmenin sebepleri, türleri ve siyaset ve yöneticilerin bu alandaki uygulama ve politikaları tartışıldı. Programda ayrıca radikalleşme örnekleri ve radikalleşmeye kaynak ve gerekçe olarak gösterilen dinî kaynaklar da müzakere edildi.

İki gün boyunca devam eden ve çeşitli ülkelerden radikalleşme örneklerinin ele alındığı sempozyumda İslam Toplumu Millî Görüş Gençlik Teşkilatlarının çalışmaları da gündeme geldi.

“Radikalleşmenin Bilimsel Tanımını Ortaya Koymak İstiyoruz”

Almanya İslam Konsey Başkanı Burhan Kesici yaptığı açılış konuşmasında, sempozyumda radikalleşmenin sebepleri, (pozitif) radikalleşmenin neden gerekli olduğu ve radikalleşmenin tehlikeleri konularının farklı perspektiflerden ele alınarak aydınlatılacağını açıkladı.

Kesici, Almanya İslam Konseyi olarak radikalleşmenin bilimsel tanımlamasını da ortaya koymak istediklerini belirtti.  “Islamismus” (“İslamizm”), “Dschihadismus” (“Cihadizm”) gibi tanımlamaların Müslümanları aşağıladığını ve toplumda Müslümanlar aleyhine bir algı oluşturduğuna dikkat çeken Kesici, bununla birlikte, “‘Radikalleşme, Köktencilik ve Dindarlık – Radikalleşme Tartışmalarında Müslüman Gençlik’ konusunu bilim ve sivil toplum temsilcileri ile müzakere edeceğiz, tartışmaya hazırız.” dedi.

“Radikallik Demokratik Toplumlar İçin Gerekli”

Leibniz Enstitüsü Hessen Barış ve Çatışma Araştırmaları Vakfı’ndan Prof. Dr. Christopher Daase sunumunda radikallik ve radikalleşme tanımlamalarını açıklarken radikalleşmenin bir süreç olduğuna değindi. Radikalliğin kişiyi her zaman terör ve şiddete yönlendireceği anlamına gelmediğini vurgulayan Daase, demokratik ve modern toplumlar için radikal düşüncelerin gerekli ve olumlu yanlarının da olduğunu dile getirdi.

Akabinde gerçekleştirilen panelde Prof. Dr. Christopher Daase, Prof. Dr. Werner Schiffauer, Dr. Ali Özdil ve Dr. Uwe Kemmesies radikalleşme söylemine ait kavramların bilimsel tanımlamaları ve pratikteki kullanımları üzerine tartıştı.

“Asıl Problem Yoruma Açık Radikalleşme Tanımı”

Viadrina Frankfurt/Oder Avrupa Üniversitesi Öğretim Üyesi Sosyolog Prof. Dr. Werner Schiffauer Müslüman cemaatlerin radikalleşme ile mücadele programlarına katkıda bulunma noktasında bir problemleri olmadığını ve bu konuda her zaman iletişime açık olduklarını ifade etti. Schiffauer, asıl problemin yoruma açık çok geniş bir alan bırakan radikalleşme tanımı ile alakalı olduğunu, bunun ise amaçlananın aksine sonuçlar doğurduğuna işaret etti.

Prof. Daase ise bir şiddet eylemcisinin, bir teröristin eylemini dine dayandırarak açıklaması karşısında, bu eylemi en azından söz konusu eylemcinin dile getirdiği İslamî terimleri kullanmadan tanımlamanın zorluklarından bahsetti.

Hamburg İslamî İlimler ve Eğitim Enstitüsü’nden Dr. Ali Özdil de, günlük yaşamda yanlış kullanılan terimlerin özellikle Müslümanlar hakkındaki algıyı tamamıyla değiştirdiğini söyledi. Bu kavram karmaşı nedeniyle kendilerini telefonla arayan bir öğretmenin dahi “İslamist Bilim Derneği ile mi görüşüyorum?” gibi absürt hitaplarına muhatap olduklarını anlattı.

“Radikalleşmeyi Önlemede Ailenin Rolü Büyük”

Grüner Vogel Derneği’nden Claudia Dantschke radikalleşmenin mekânları konulu sunumunda, her gencin internet ortamında radikalleşmediğini belirterek, çevresel ve ailevi faktörlerin bu konuda belirleyici bir rol oynadığını ve yaşanan krizlerin büyüklüğü oranınca radikalleşme tehlikesinin de arttığını vurguladı. Bu nedenle radikalleşmeyi önlemenin en iyi yollarından birisinin gençlere kendi hayatlarına kendilerinin karar verebilecekleri bir ortam sunmak olduğunu ifade eden Dantschke, bu bağlamda ailenin önemine dikkat çekti.

Dantschke’nin sunumunun ardından gerçekleştirilen panelde söz alan Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti İslam Dini Cemaati (IRG NRW) Gençlik Çalışmaları Temsilcisi Burcu Temel de cemiyetlerde gençlerle ilgili yapılan çalışmaların, netice itibarıyla gençleri radikalleşmekten korusa da, radikalliği önleme çalışmaları ile karşılaştırılmaması gerektiğini hatırlattı.

“Dinî Kaynaklar Araçsallaştırılıyor”

Geçmişte ve günümüzde dinî kaynakların istismarı konusunda İslam İlahiyatı ve İslam İlimleri Öğretim Üyesi Dr. Abdurrahman Reidegeld Hristiyanlık, Budizm ile İslam dinine mensup kişilerin tarih boyunca ana kaynakları nasıl araçsallaştırdıklarının örneklerini takdim etti.

Sunumun ardından gerçekleşen panelde Dr. Abdurrahman Reidegeld, Prof. Dr. Ömer Özsoy, ve Ramazan Uçar radikal grupların İslami kaynakları aşırıcı ajandaları için nasıl istismar ettikleri hakkında tartıştı. Frankfurt Goethe Üniversitesi İslam Kültürü ve Dini Araştırmalar Enstitüsü’nden Prof. Dr. Ömer Özsoy araçsallaştırmaların mezhepsel ya da siyasal taraftarlıkla daha da keskin hâle getirildiğini ifade etti.

“Aşırılık Yanlısı Gruplar Gençlere Aidiyet Hissi Sunuyor”

Radikalleşmenin psikolojik nedenleri üzerine bir sunum yapan adli psikiyatrist Dr. Nahlah Saimeh kişileri veya gençleri şiddet eylemlerine iten ideolojinin, bir bakıma o kişinin kendi kişisel problemi için özel bir kültürel damar teşkil ettiğini ifade etti.

“Her insan kendisine ihtiyaç duyulmasını ister.” diyen Saimeh, herkesin bir aidiyet ve mensubiyet ihtiyacı olduğunu, aşırılık yanlısı örgütlerin ise tam bu noktada devreye girerek gençlere bir gruba ait oldukları hissi sunduklarına dikkat çekti.

Dr. Nahlah Saimeh’nin sunumunun ardından gerçekleştirilen panele çevirim içi katılarak söz alan Hamburg İslamî Cemaatler Konseyi (Schura Hamburg) Başkan Yardımcısı Özlem Nas, radikalleşen gençlerin yeniden geri kazanılmasının önemli olduğunu ifade ettikten sonra, “Cami cemaatleri, aşırılık yanlısı gruplara aidiyet hisseteye başlayan gençleri dışlama hatasına düşmemelidir. Bu gençleri yeniden kazanmak zorundayız.” dedi.

“De-radikalizasyon Kavramının Tanımı Daraltılmalı”

Bir sonraki panelde konuşan Dr. Dr. Julian Junk, Florian Enders und Tarık Gürleyen de radikalleşmeyi önleme ve ortadan kaldırmaya yönelik çalışmaların şansları ve olanakları hakkında tartıştı. Leibniz Enstitüsü Hessen Barış ve Çatışma Araştırmaları Vakfı’ndan Dr. Julian Junk radikalleşmekten vaz geçirme olarak tercüme edilebilecek “de-radikalizasyon” kavramının tartışmalı bir kavram olduğunu söyleyerek, bu kavramın tanımının daraltılması gerektiğini belirtti.

Federal Göç ve Mülteciler Dairesi (BAMF) Radikalleşme Danışma Merkezi Başkanı Florian Enders ise radikalleşmeyi ortadan kaldırmada çok sayıda yapıdan oluşan bir ağın ve her konuda irtibata geçilecek muhatapların olmasının öenmli olduğunu söyledi.

“Radikalliği Önleme Cami Cemiyetlerinin Görevi Değil”

Radikalleşmenin önlenmesi ve İslamî cemaatlerle cemiyetlerin bu alandaki etkisi üzerine yapılan oturumlarda ise İslamî cemaatlerin olumlu katkılarının dikkate alınmadığı vurgulandı. Radikalleşmeyi önleme politikalarının sorunları üzerine konuşan Prof. Dr. Werner Schiffauer İslamî cemaatlerin barışa büyük katkıları olduğuna vurgu yaparak, bununla birlikte bunun toplum tarafından göz ardı edildiğini dile getirdi.

Viyana Üniversitesi Siyasal Bilimler Enstitüsü’nden Dr. Thomas Schmidinger radikalleşmenin toplumun tümünün ortak problemi olduğuna dikkat çektiği konuşmasında siyasetçilerin, Müslümanlara, Müslümanları radikallikten uzaklaştırma mecburiyetini şart koşmasının kabul edilebilir olmadığını söyledi. Schmidinger, “Çünkü, radikalliği önleme programları cami cemiyetlerinin görevi değildir.” dedi.

İslam Toplumu Millî Görüş (IGMG) Genel Sekreteri Bekir Altaş ise, camilerin gençlerin kimliklerinin gelişmesinde önemli yeri olduğuna işaret ettiği konuşmasında “Camilerimizde imamların, cemaatimizin ve velilerin çalışmalarıyla gençlerin istikrarlı ve sağlıklı bir atmosferde geliştiğini görüyoruz.” dedi.

Almanya İslam Konseyi Genel Sekreteri Murat Gümüş de radikalliği önlemede asıl problemin devletin finansman sağlayamaması değil, aksine asıl problemin, Müslüman cemaatin yaptıklarının yeterince kabul görerek takdir edilmemesi olduğuna işaret etti. Murat Gümüş ayrıca, radikalliği önlemede, eleştirel yaklaşımlara da yer verilmesi gerektiğini belirterek, “Kritik yaklaşımlar, bu önlemelere karşı değildir. Karşı olmadığı gibi bu önlem paketlerinin daha etkin ve hedefini, maksadını aşmadan, masum insanları mağdur etmeden uygulanmasına da yardımcı olacaktır.” dedi.

Perspektif’te yayınlanan içeriklerden anında haberdar olmak için ücretsiz e-bültenimize abone olabilirsiniz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar |