Fransa Anormalleşen Devlet İdaresi, Normalleşen İslam Düşmanlığı: Fransa Örneği

Fransa’da saldırganlık, ülkelerin kolonileştirilmesi, terör, başörtüsünün kadını baskılayan bir zulüm aracı olduğu gibi birçok İslam karşıtı söylem siyasetin olağan işleyişinde giderek daha fazla yer kaplıyor. Ülkedeki Müslümanlar ise dinî ve kültürel haklarını korumak mecburiyetine sürükleniyor.

Orkun Elmacıgil 6 Nisan 2022

Fransa 10 Nisan 2022 tarihinde cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turuna gitmeye hazırlanırken, ülkenin iç siyasetinde temel tartışma konuları nadiren değişti. Göçmen ve yabancı düşmanlığı, İslam düşmanlığı, ekonomik kriz ve pandemi ülke siyasetinde en çok konuşulan konular olurken, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adayların genel söylemlerini ve dahi yeni adayların ortaya çıkışını etkileyen en önemli etmen İslamofobik vurgulardı.

Dosya: "Fransa Müslümanları ve Hak Arayışları"

Fransa Müslümanlarının Siyasi Baskı Altında Şekillenen Siyasi Yönelimleri

4 Nisan 2022

Ana Akım Siyaset Söylemi Olarak İslam Düşmanlığı

Aşırı sağcı medyatik yazar Éric Zemmour’un da cumhurbaşkanlığına aday olması ve 6 ay kadar kısa bir süre içerisinde oy oranlarının yüzde 15’leri görebilecek bir potansiyeli teşkil etmesi, Marine Le Pen’in oylarının kemik bir kitleye sahip olması ve merkez sağ parti Cumhuriyetçiler’in (Fr. Les Républicains) ilk kadın adayı Valerie Pécresse’in de yüzde 10 oy oranını aşmasının neredeyse kesin bir hâl alması, ülkede apaçık İslamofobik söylemlerde bulunan siyasi hareketlerin ilk turda yüzde 40’ı aşkın bir oy alacağını bize gösteriyor. 2017-2022 arası Emmanuel Macron’un Müslümanlara yönelik uyguladığı siyasetin genel ahvaline de bakılırsa, ülkede yüzde 70’e yakın bir kitlenin İslamofobik idareden rahatsız olmadığı ortaya çıkıyor. Özellikle Charlie Hebdo ve 2015 Paris terör saldırılarının ardından Fransa’da İslamofobi hızlı bir şekilde kurumsallaştı ve bir ana akım siyaset söylemi hâline geldi.

Bu durumda, Fransa içinde İslam düşmanlığının nasıl bir idari yönetim düsturu hâline geldiğinin, devlet eliyle ortaya konan uygulamaların bugünleri nasıl normalleştirdiğinin altını çizmek gerek. Mevcut Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron döneminde alınan kararlara baktığımızda, başörtülü velilerin çocuklarının okul gezilerine katılmasının yasaklanmasından Fransa İslamı projesi altında İçişleri Bakanlığı ve yerel idarelere verilen derneklerin kolayca kapatılması prosedürlerine, “cumhuriyet değerleri” adı altında içi her iktidar tarafından istendiği gibi doldurulabilecek bir kavrama biat etmenin Fransa’da Müslüman bir din adamı olmak için zorunlu hâle getirilmesine, eski İçişleri Bakanı Christophe Castaner’in açıkladığı “radikalleşen” Müslümanları tespite yönelik olduğu iddiasıyla ortaya çıkan fişleme uygulamasına kadar, Avrupa’da 1930’lu yıllarda iyice ayyuka çıkan ve sonunun nasıl bittiğini bildiğimiz antisemitizm uygulamalarının benzerleri birer birer yasalaştı.

İslamofobik Bakışın Kökenleri

Sadece 2021 yılında 99 camii hakkında “İslamcı Ayrılıkçılıkla Mücadele Yasası” adı altında soruşturma açıldı. Bunlardan 21’i geçtiğimiz aylarda kapatıldı.[1] Merkez siyasetin marjinal bir İslam karşıtlığına soyunduğu bu durumda Müslüman isimlerinin, başörtüsünün kamuoyunda yasaklanması gerektiğini söyleyen Zemmour gibi adayların ortaya çıkışı bu histerik ortamda işten bile değildi. Suriye İç Savaşı’yla başlayan göçmen akını, ülkede nüfusun yüzde 7 ila yüzde 10’unu oluşturan ve çoğu Fransa vatandaşı olan Müslümanları da âdeta bu göçmen akınının bir parçası hâline getirdi. Göçmenlere ve azınlıklara yönelik görece ılımlı tutumuyla bildiğimiz Parti Communiste Français (Fransız Komünist Partisi) Cumhurbaşkanı adayı Fabien Roussel dahi zaten Fransa doğumlu olan, Fransız vatandaşı Müslümanların “ait oldukları yere geri dönmelerine” dair duyduğu kaygıyı anladığını söyledi.[2]

Bu üstten bakış, kökenini kuşkusuz yalnızca 5-10 yıllık siyasi gelişmelerden yahut son dönemde gücünü arttıran sağcı popülist söylemlerden almıyor. Ernest Renan’ın 19. yüzyıl sonlarında Collège de France’de verdiği ve dönemin Müslüman aydınları üzerinde büyük bir tesiri olan konferans dizisi, Batı’nın İslam dinine bakışının kökenlerini görebilmek, modern biçimini almış İslam düşmanlığı gerçeğinin fikrî kökenlerine inmek için önemli bir yapı taşıdır. Renan’ın temel tezi, İslam dininin bilimsel gelişmeye ve uygarlaşmaya elverişli olmadığı, Doğu toplumlarının terakkisi için yegâne kurtuluş yolunun İslam dininden vazgeçmek olduğu üzerinedir. Renan’a göre İslam’ın tanrı inancı hür bir şekilde bilim üretilmesine mânidir. Batı’nın üstünlüğü ve uygarlaştırma misyonu mitolojisinin ilmî temellerinden biri olan Renan’ın konferansı, sömürgeci zihin yapısının İslam’a bakışını gösterir.

Sömürgecilik, modern ırkçılığın temelini yüzyıllar içinde teoloji, askerî güç, felsefe ve nihayetinde bilimi kullanarak atmıştır. Doğu toplumlarının ve diğer sömürge coğrafyalarının yerel halklarının ilkel ve yeteneksiz görülmesi bir kırılmanın değil uzun bir sürecin sonucudur. Felsefesi olan, teolojik zeminden yükselmiş ve nihayetinde bilimle taçlandırılmış ırkçılık, artık Batılı güçlere yeni bir amaç vermiştir: Beyaz Avrupa medeniyeti, zihnen ve bedenen aşağı olduğu kanıtlanmış “öteki”sinden üstündür. Dolayısıyla 19. yüzyıl Fransız aydınlarından Ernest Renan’dan “Aşağı ırkların üstün ırklar tarafından ehlileştirilmesi insanlığın kutsal bir görevidir.” cümlesini okurken şaşırmayız ve Batı’nın kendi “öteki”sine yaklaşımını görürüz. İslam düşmanlığı konuşulurken, pek çok defa Cezayir’in sömürgeleştirilmesi sürecinin ve ulus devlet Cezayir’i kuran unsurun Fransa İmparatorluğu olduğunu söyleyen sağcı söylem de işte bu noktadan neşet eder. Felsefi ve bilimsel temelleri atılan İslam düşmanlığı bugüne gelene değin farklı formlar altında kendini açığa çıkarır.

Müslümanların Hareket Alanı Kısıtlanıyor

Ülkede artan baskı ve devlet ırkçılığı gerekçesiyle bir süre önce kendini fesheden Fransa İslamofobiyle Mücadele Kolektifi’nin (CCIF) yayımladığı son verilere göre, İslamofobik eylemler 2013 ile 2020 yılları arasında 6 kat artış gösterdi. Göçmen nüfus gelenekselleşmiş bir devlet politikası olarak şehrin dışına itildiğinden, banliyölerdeki eğitim probleminden, Müslümanların bürokraside ve özel sektörde yaşadığı ayyuka çıkmış ayrımcılıktan bahsetmeyen Fransa gündemi, sürgit bir hızla suçu, güvenlik problemlerini ve terörizmi dinselleştiriyor ve belirli bir etnisite yahut din ile ilişkilendirerek asıl sorunun üstünü örtmekte ısrar ediyor.

Dosya: "Fransa Müslümanları ve Hak Arayışları"

İnişli Çıkışlı Bir İlişki: Fransız Devleti ve Müslümanların Temsil Kurumları

4 Nisan 2022

Bu noktada, Müslümanlar hak arayacak bir toplumsal statüden ziyade gitgide kadük hâle getirilen haklarını korumak zorunda oldukları bir duruma itiliyor. 2020 yılında eski İçişleri Bakanı J. Chevènement’ın kamusal alanda başörtü takılmasını bir ayrılıkçılık beyanı ilan etmesi [3], mevcut İçişleri Bakanı Gerard Darmanin’in Müslümanların takiye yapabileceğini söyleyerek sadece etnik köken yahut isimlerin bile bir ayrılıkçılık emaresi sayılabileceğine dair açıklamaları [4], Fransa’ya Fas’tan, Cezayir’den ve Türkiye’den göç etmiş Müslüman azınlığa hizmet etmek üzere devletler arası protokolle sağlanmış din adamlarının ülkeye girişinin yasaklanarak protokolün iptal edilmesi gibi olaylar yasal ve medyatik düzlemde Müslümanların en sıradan ve günlük ibadet haklarına sistematik saldırının devlet kademesindeki yansımalarını oluşturuyor.

Siyasetin ve Sivil Toplumun Müslümanlara Yaklaşımı

Bu hususta asıl endişe ise İslam karşıtı söylemin gitgide güçlenmesi, normalleşmesi ve İslam dini ve Müslümanların ülkenin yaşadığı bir sosyal anomali olarak görülmeye başlanması oluyor. Öyle ki, medyatik cumhurbaşkanı adayı Zemmour’un siyasal hareketinin adı hem endişe verici hem de manidar bir kavram: Reconquête (Yeniden Fetih). Endülüs’ten Müslüman ve Yahudilerin soykırıma uğraması ve sürülmesiyle sonuçlanan Reconquista hareketine gönderme yapan bu isim dahi Müslüman azınlığın nasıl tehlikeli bir düşünceyle baş başa bırakıldığının göstergesi. 

Fransa kamuoyu üçüncü ve dördüncü Müslüman göçmen nesli ile yani Fransa eğitim sisteminin içinde büyümüş, Fransızcayı anadili kabul etmiş bu kuşakla tanıştıkça, Müslümanların hak arama iddiası ve görünürlüğü de artıyor. Artan bu görünürlüğün bir çeşitlilik göstergesi olarak görülmesinden çok bir yabancı istila olarak görülmesi de Fransız siyasetinde her geçen gün güç kazanıyor. Yeşiller Partisi’nden Sosyalist Parti’ye, feminist hareketten öğrenci sendikalarına pek çok alternatif siyasi oluşum ve STK da Müslümanların sorununa sırtını dönmeyi tercih ediyor.

1958’de ilan edilen Beşinci Fransız Cumhuriyeti, 2022 yılına girerken siyasilerin ve onların mevkilerine talip olanların dilinde saldırganlık, Fransa’nın kolonileştirilmesi, terör, başörtüsünün kadını baskılayan bir zulüm aracı oluşu, İslam dininin Batı’ya uyumsuzluğu ve bu uyumsuzluğun derhâl giderilmesi gerektiği söylemleri Fransa siyasetinin normali hâline geliyor. Anormalin normale, hak ihlallerinin cumhuriyetin korunmasına, temel hak ve özgürlüklerin yok sayılmasının güvenlik önlemine dönüştüğü bu şartlar altında Fransa’da Müslümanlar oldukça dikkat edilmesi gereken sert bir dönemeçten geçiyor. Bu aşırıcı tutum sıradan Müslümanları gündelik hayattan silip onları sürekli bir siyasi malzeme hâline getirerek, Müslüman öznenin elinden bu yetkisini alıp, onu nesneleştirmeye devam ediyor. Pek çok yazımızda defaten kullandığımız şu cümle maalesef daha da yankılanarak eski kıtayı etkilemeye devam ediyor: “Avrupa’nın üzerinde bir hayalet dolaşıyor, bu hayalet İslamofobi’nin hayaleti…”

Dipnotlar

[1]“SOUPÇONS DE “SÉPARATISME”: SELON DARMANIN, 21 MOSQUÉES ONT ÉTÉ FERMÉES CES DERNIERS MOIS” https://www.bfmtv.com/police-justice/soupcons-de-separatisme-selon-darmanin-21-mosquees-ont-ete-fermees-ces-derniers-mois_AN-202112120163.html

[2]Fabien Roussel : « J’entends l’angoisse des Musulmans qui ont peur d’être renvoyés chez eux » https://www.alnas.fr/actualite/politique/fabien-roussel-jentends-langoisse-des-musulmans-qui-ont-peur-detre-renvoyes-chez-eux-video/

[3]https://twitter.com/chevenement/status/1323335040370180097?lang=ar-x-fm

[4]https://twitter.com/franceinter/status/1308659997304332289

 

Orkun Elmacıgil

Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümünden mezun olan Elmacıgil, Boğaziçi Üniversitesinde yüksek lisans yaptı. Şu anda EHESS-Paris’te (Sosyal Bilimler Yüksek Enstitüsü) Fransa’daki göçmen Türk nüfus ve İslamofobi hakkında çalışıyor. Elmacıgil aynı zamanda Anadolu Ajansı Analiz Birimi’nde görev yapmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
Perspektif’te yayınlanan içeriklerden anında haberdar olmak için ücretsiz e-bültenimize abone olabilirsiniz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar |