Sömürgecilik Fransa Afrika’daki İnsanlık Suçlarının Bedelini Hâlâ Ödemedi

Fransa'nın sömürgecilik politikaları çerçevesinde insanlık suçu işlediğine dair entelektüel çevrelerde fikir birliği oluşmuş durumda.

Dr. Yaşar Demir 29 Temmuz 2022

“Masumane bir biçimde sosyal, ekonomik ve politik olarak geri kalmış milletlerin medeni dünyaya uyum sağlamasına yardımcı olma ideolojisi” olarak Batı dünyasında, özellikle Fransa’da kabul edilen sömürgeciliğin, sert bir biçimde uygulandığı Afrika ülkelerinde hiç de öyle görülmediği artık bilinen bir gerçektir. Sömürgecilik, bir asır önce sömürülen ülkelerde bile medenileşme, insani ve ahlaki açıdan üstün bir seciyeye sahip olma amaçlarıyla taraftar bulurken, günümüzde özellikle Fransa’nın gerçekleştirdiği cürümler neticesinde bir insanlık suçu olarak kabul ediliyor.

Fransa’nın sömürgecilik politikaları çerçevesinde insanlık suçu işlediğine dair entelektüel çevrelerde fikir birliği oluşmuş durumda. Hatta siyasilerin dahi inkar edemediği bir noktaya gelindiği de bir gerçek. Nitekim “Güneş balçıkla sıvanmaz” sözünü doyağrular nitelikte ortaya koyulan ve birçoğu arşivlerde kayıtlı insanlık suçları birer birer ifşa oluyor.

Fransa’nın Afrika’da İşlediği İnsanlık Suçları

Fransa

Fransa'nın Sömürgecilik Geçmişi ve İslam Karşıtlığı

5 Mart 2021

Yakın çağda dahi bu cürümlerin devam ettiğini görüyoruz. Örneğin, Afrikalıların maruz kaldıkları en acı olaylardan birisi hiç kuşkusuz Thiaroye katliamıdır. Bilindiği gibi II. Dünya Savaşı’nda birçok Afrika ülkesinden asker, Fransa’nın Alman işgaline uğraması sonrasında Fransız askeri üniformasıyla canlarını vermişlerdi. Hal böyle iken Senegalliler hiç unutulmayacak bir muameleye tabi tutuldular. Kasım 1944’te meydana gelen olayda Senegalli keskin nişancı taburuna mensup askerler savaş sonrası ülkelerine geri dönmüş ve özlük haklarının verilmesi, ücretlerinin ödenmesini talep etmişlerdi. Bu masumane talebe, Fransız Jandarması ateş ile karşılık vermiş ve Senegalli tarihçilere göre yüzlerce Senegalli asker katledilmişti.[1] Bu noktada Senegallilerin itibar suikastına uğradıklarını da belirtmek gerekir. İddiaya göre Almanlar tarafından esir edilen bir takım Senegalli askerler ihanet edebilecekleri şüphesiyle bu olayda ortadan kaldırılmışlardı. Elbette böyle bir durumda dahi en azından yargılanmaları gerekirdi. Ancak hakkettikleri ücreti talep etmelerine bile tahammül gösterilmedi.

Bir başka korkunç olay ise 1967’de Biafra bölgesinin Nijerya’dan bağımsızlığını talep etmesi sırasında yaşanmıştı. Esasında olayların başlangıcı 1960 senesine dayanıyor. Nijerya Federal Hükümetinin Anglo Sakson ülkelere (ABD ve İngiltere) yaklaşma arzusu Fransa tarafından tepkiyle karşılanmış ve bunun sonucunda da De Gaulle Hükümeti gizlice Biafra bölgesine silah göndermek suretiyle bir iç savaşı tetiklemişti. Başka bir ifadeyle Nijeryalılar cezalandırılmıştı.[2] Bu denli politikalar için Dışişlerinde “Franceafrique” isimli bir birimin özel olarak ilgilendiği ve ayrıca Fransa’nın Afrika’daki varlığı için gerekirse operasyonel girişimlerde bulunmaktan çekinmediği, adeta kontrgerilla örgütlenmesine benzer bir yapıya sahip olduğu iddiası ciddi bir biçimde dillendiriliyor. Neticede yine kolonyalist emeller uğruna binlerce Afrikalı çatışmalar neticesinde ölüme mahkum edilmişti.

Yakın dönemde ise eski Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand yönetimindeki Fransa’nın Hutu’lara destek vererek Ruanda’da 800 binden fazla Tutsi’nin katledilmesine yol açması hala hafızalarda yer alıyor ve Fransa siyasetinde kolonyalistler ile insan hakları savunucularının tartıştığı bir mesele olmaya devam ediyor. Yarım ağızla da olsa Paris, Ruanda’da soykırıma sebep olduğunu kabullenmiş görünüyor.

Fransa’nın Eli Hâlâ Afrika’nın Üzerinde

Afrika kıtasının çilesinin yakın zamanda biteceğini düşünmek bir hayli zor. Zira bu konuda ne Fransa’da ne de insan hakları savunucuları arasında Afrika’da işlenen insanlık dışı suçlarla ne denli bir mücadele verileceğine veya suçluların nasıl cezalandırılacağına dair bir fikir birliği bulunmuyor. Bunda, Afrikalılara olan yaklaşımın, insani bakış açılarının çarpıklığının da etkisi inkar edilemez. Hangi antropolojik ve sosyolojik araştırmaya dayandığı bilinmez, ortaya atılan “düşük vasıflı insan” tanımlaması -ki İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne de aykırı bir durumdur- hala aşırı sağ basında yer alıyor. Örneğin, Fransa’nın başlattığı Barkhane operasyonlarında Mali’de çocukların tecavüze uğramaları konusunda gerek halk, gerekse siyasiler gereken tepkiyi göstermemişler aksine görsel ve yazılı basın olayı ört bas etmeye çalışmıştır.[3] Üstelik göz önünde yapılan tartışmalarda Malili çocukların maruz kaldığı zulmün bilimsel olarak açıklanmaya çalışılması ise tam bir aymazlık olarak tarihe geçti. Sözde entelektüellerin, tecavüzü, Fransız askerlerinin memleketlerinden uzakta olmalarına ve iklim şartlarının insan psikolojisinde meydana getirdiği tahribata bağlama gayretleri dikkatlerden kaçmadı. Binaenaleyh adeta tecavüzcüleri aklamaya çalışmaları manidardır. Esasen bu halleriyle toplumun da aynası mesabesinde konumlandıklarını belirtmek mümkün.

Son yıllarda Afrikalıların uğradıkları insanlık dışı muamelelerin ciddi bir biçimde gündeme geldiğini belirtmek gerekir. Bunun yanında eş zamanlı olarak “Fransa Afrika’yı kaybediyor mu?”, “Afrika’da yeni sosyopolitik güç dengeleri mi kuruluyor?”, “Afrikalılar neden Fransa’ya düşman?” kabilinden soruların Fransa iç ve dış siyasetinde çokça dillendirildiğine şahit oluyoruz.

Fransa

"Çağdaş Dünyada Kölelik Sömürgeciliğin Mirasıdır"

8 Aralık 2021

Elbette iki asra yaklaşan bir kolonyal geçmişe sahip olan ve bu zaman zarfında gerek maddi gerekse insani kaynaklardan azami derecede istifade eden Fransa, Afrika konusunda hassasiyet gösteriyor. Bu itibarla Fransız devlet adamlarının sıkça Afrika ülkelerine seyahat ettiklerini görüyoruz. Son olarak 26 Temmuz’da Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron geniş bir Afrika turnesine çıktı. İlk olarak Benin, ardından da Kamerun’a geçen Macron’un burada özellikle tarımda iş birliğine ve terörizme karşı birlikte mücadele etme konularına vurgu yapması dikkat çekici. Diğer yandan Rusya, Çin ve Brezilya’nın günden güne Afrika’daki varlıklarını artırdıkları gerçeğinden hareketle ziyaretin ciddi bir öneme sahip olduğu aşikar.

Bu arada Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov’un da Afrika turunda bulunmasını, Afrika üzerinde muhtemel bir Rusya-Fransa çatışmasının emaresi olarak görmek mümkün. Bunun da Afrika için hayra alamet olmadığı aşikar. Ancak tarımdan ekonomiye, yer altı kaynaklarından insan kaynağına kadar barındırdığı birçok potansiyele rağmen Afrika kıtasının bu tür nüfuz çatışmalarına sahne olması sadece kıtayı değil, tüm dünyayı olumsuz etkileyecektir.

Dr. Yaşar Demir

Doktora derecesini 2010’da Strasbourg Üniversitesi’nde Hatay’ın Türkiye’ye katılması ve Fransa’nın Levant (Yakındoğu) politikası üzerine yaptığı çalışmayla alan Dr. Yaşar Demir “Fransa’nın Yakındoğu Politikası”, “Suriye ve Hatay” kitaplarının yazarıdır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

    Hakkımızda

    Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

    YAZININ DEVAMI
    Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar |