Dosya: "Mülteciler" Avusturya’nın Mülteci Politikası ve Viyana Mülteciler Protesto Kampı

Avusturya'da mültecilere yönelik sert yasalar eleştirilerin odak noktasında. Mevcut yasaya en büyük eleştiri Avrupa Adalet Divanı’ndan geldi. Divana göre Avusturya, mülteciler yasasında reforma gitmek zorunda.

Tarkan Tek 1 Ocak 2014

Mülteci Mahkemesi (Asylgerichtshof)’nin iltica başvurularının çoğuna olumsuz cevap vermesi ve iltica sebeplerini göz önünde bulundurmadan karar alması huzursuzlukla karşılanmıştır. Bu sebeple, iktidardaki koalisyon partilerine sert eleştiriler yöneltilmiştir. İktidar partileri SPÖ ve ÖVP, bu eleştirilere kulak tıkamakla birlikte genelde sağ radikal FPÖ’nün argümanları hâkim kanaati oluşturmaktadır. Bu anlayışa göre, “Avusturya’nın daha fazla yabancıya veya mülteciye ihtiyacı yoktur ve yabancılar ülkede en çok suç işleyen kişilerdir.”

Bu anlamda hükümete ve radikal sağa karşı çıkıp mültecilerin yanında yer alan insan hakları savunucuları, bu tür argümanların, sağ muhafazakâr endişelerin desteklediği yabancı düşmanlığının bir yansıması olduğunu düşünmektedirler.

VİYANA MÜLTECİLER PROTESTO KAMPI (REFUGEE PROTEST CAMP VIENNA)

Avusturya’nın başkenti Viyana’da çoğunluğunu Pakistanlı mültecilerin oluşturduğu mülteci protestoları, Avusturya ve dünya gündeminde yankı bulmuş, birçok aktivist, insan hakları savunucusu ve entelektüel bu eylemleri desteklemiştir. Mülteciler, iltica başvurularının büyük bir kısmının olumsuz neticelenmesi, ekonomik sebeplerle yapılan iltica başvurularının reddedilmesi, iltica davalarının uzun sürmesi, çalışma izinlerinin verilmemesi, çevirmenlerin kötü tavırları ya da yanlış çeviriler ve kötü yaşam alanları ile sağlıksız yemekler gibi insan onuruna yakışmayan şartları protesto etmeye başlamışlardır.

Bu ve buna benzer birçok sebepten dolayı mülteciler ile onlara destek veren aktivistler, 2012 yılında Avusturya’daki üç mülteci kampından en büyüğü olan Traiskirchen’den Viyana’ya 35 km’lik yolu yürüyerek gelmiş, Viyana’daki Sigmund Freud Parkı’nda çadırlarda kalmışlardı. Günlerce çadırlarda kalan mültecilerin çadırları polis tarafından zorla kaldırılmış ve mülteciler parkın hemen yanında bulunan Votiv Kilisesi’ne sığınmışlardı. Kiliseye sığınmaları kamouyunda yankı bulmuş ve birçok aktivist eylemcilere destek olmuştu. Yaklaşık 40 eylemci, durumlarının düzeltilmesi için 2 ay açlık grevine girmiş ve birkaç mülteci hastaneye kaldırılmıştı. Açlık grevinden vazgeçen eylemcileri polis, kiliseden çıkarmak istemiş; ancak aktivistler buna izin vermemişti. Zamanla mültecilerin kilisede kalmaları sorun olarak görülmüş ve kilise yetkililerinin teklifi ile mülteciler, Votiv Kilise’nin 800 metre uzaklığındaki Servieten Manastırı’na taşınmışlardı. Böylelikle Votiv Kilisesi’ndeki eylem 11 hafta sürmüş ve 3 Mart 2013’de eylemciler kiliseden ayrılmışlardı.

Kilisenin bir kuruluşu olan manastıra taşınan eylemciler, burada son derece sağlıksız koşullarda kalmaya devam etmişlerdir. Haklarını savunmak için eylemler gerçekleştiren protetocular seslerini dünya kamuoyuna duyurmuşlardı. Protestolar sürerken, protestocuların sekizinin iltica başvuruları olumsuz sonuçlanmış ve bununla birlikte sekiz mülteci tutuklanmıştı. Bu duruma en büyük tepkiyi Kardinal Schönborn göstermiş ve mültecilerin ülkelerine geri gönderilmemesi gerektiğini açıklamıştı. Ama bütün itirazlara karşı sekiz mülteci, geldikleri ülke olan Pakistan’a geri gönderilmiş, bu karara karşı Temmuz ile Eylül ayları arasında yüzlerce insanın katıldığı protestolar gerçekleşmiştir. Kaldıkları manastırdan tadilat sebep gösterilerek çıkarılan 24 mülteci, Viyana Güzel Sanatlar Akademisi’nin amfisini işgal edip bir hafta bu akademide kalmışlardır. Bu işgale en büyük destek yine aktivistlerden, öğretim görevlilerinden ve öğrencilerden gelmiştir. Lakin Akademi Rektörü’nün talebi doğrultusunda protestocular bir hafta sonra buradan ayrılmak zorunda kaldılar. Protestocu mülteciler, akademiden sonra aktivistlerin evlerinde kalmaya başlamış ve protestolarına devam etmektedirler. Daha insani şartlara kavuşmak adına yaptıkları protestolarla bir yılını dolduran mülteciler, protestoya ilk başladıkları mülteci merkezinin önünden, hükümete ve Avusturya toplumuna hiçbir insanın illegal olmadığını haykırıyor ve sınır dışı edilmelerin durdurulması ve konumlarının bir an önce iyileştirilmesi çağrısında bulunuyorlar.

Eylemler ile protestocular çeşitli kazanımlar elde etseler de, gerek Avusturya’nın gerekse Avrupa’nın mülteci politikası, onların Avrupa’da kalmalarını her geçen gün zorlaştırıyor. Bütün tartışmalar bizi şu soruya götürüyor: Bir Avrupalı, üçüncü dünya ülkesinden gelmiş biri ile ülkesini, mahallesini, oturduğu apartmanı paylaşmak istiyor mu veya kendisini onunla eşit görüyor mu? Bu soru tartışmaların temelini oluşturmaktadır. Bunun yanında mültecilere destek veren Avusturyalıların çokluğu vicdanları rahatlatmakta ve umutlu olmamızı sağlamaktadır. Avusturya’da mültecilere en büyük desteği bugüne kadar; insan hakları savunucuları, sol gruplar ve kilise kuruluşları vermektedir. Altı yüz bin Müslüman’ın yaşadığı Avusturya’da İslam cemaati ve Müslüman bireylerin, mülteciler konusundaki sessizlikleri ise vicdanları yaralamaktadır.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar