Dosya: "Mülteciler" “Bu Mülteci Politikasıyla Avrupa Bir Tecrit Toplumuna Dönüşmüş Durumda”

1986 yılında kurulan Pro Asyl Derneği, Almanya ve Avrupa’da mültecilerin korunması ve haklarının takibi konusunda etkili çalışmalar yapıyor. Derneğin Başkan Yardımcısı Bernd Mesovic ile mültecilere duyulan tepkiyi ve Avrupa’nın mülteci politikasında yapması gereken değişiklikleri konuştuk.

admin 1 Ocak 2014

Avrupa’nın mülteci politikasının, özellikle Almanya’daki dolaşım hakkı kısıtlaması ve çalışma yasaklarının, mültecileri Avrupa Birliği’ne sığınmaktan vazgeçirmek amacını taşıdığını söyleyebilir miyiz?

İltica arayışında olanları yıldırmak, 1980’lerden beri Alman mülteci politikasının belirgin bir özelliği. Bu durum birçok siyasi tarafından da ifade ediliyor. Şu ana kadar yasa görünümünde uygulanan ayrımcılık ve baskıcı önlemler sonucu ortaya çıkan atmosferde şunlar var: İltica arayışında olanlar ya da ilticaya başvurmuş diğer insanlar için asgari geçim düzeyi ve de seyahat, barınma kampları, kısıtlı hukuki yollar, havalimanı prosedürleri ve benzeri yollarla hareket özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar…

Temel olarak Avrupa’da bazı gelişmeler meydana geliyor; fakat yine de tüm devletler bu önlemleri aynı şekilde uygulamıyorlar. İltica haklarında Avrupa içinde bir uyum oluşturma sürecinde Almanya, üye ülkelere her zaman kendi katı uygulamalarını tavsiye etmiş ve Avrupa Birliği yasama sürecinde de kendi pozisyonunda ısrarcı olmuştur. Geldiğimiz mevcut durumda üye devletler arasında birbirinden farklı tanınma oranları var; birçok ülkede tamamen sorunlu bir kabul sistemi bulunuyor. Bu hâliyle Avrupa, bir tecrit toplumu olarak karşımızda duruyor.

Sizce Avrupa mülteci politikası nasıl olmalı? Örneğin Avrupa daha fazla mülteci kabul edebilir mi?

Avrupa -şu an Yakındoğu’daki iltica krizine bir çözüm olarak- çok daha fazla mülteci kabul edebilir. Avrupa Birliği dahilinde 500 milyondan fazla insan yaşıyor. Tüm devletler el ele verse, çok daha yüksek sayıda ve daha düzgün mülteci kabulleri mümkün. Bunun yanında Suriye’ye komşu olan ülkelerin 2.2 milyondan daha fazla kişiye kapılarını açmalarına rağmen Almanya’nın 5.000’den fazla kişiye imkân sunmuyor olması utanç vericidir. Yüz kızartan başka bir nokta da, Almanya’nın bu duruşuyla çekimser Avrupa içinde ön sıralarda bulunmasıdır.

Avrupa Birliği, birden bire ortaya çıktığı söylenen mülteciler konusunda hiçbir zaman durumun altından kalkamayacak kadar zorlanmadı. Avrupa İçişleri Bakanları ve yöneticiler tarafından sürekli kriz sözleri yinelense de dünyadaki mültecilerin %80’inin yaşadıkları bölgelerde ve yakındaki komşu ülkelerde kaldıkları, endüstri devleti olmayan bu komşu ülkelerin asıl yükü çektikleri unutulmamalıdır.

Peki “Tekne doldu” (Das Boot ist voll) tabirinin yaygın olduğu 1990 yıllarında durum nasıldı? Örneğin Berlin/Hellersdorf’ta mültecilere yönelik hoşnutsuzluk, o zamanların durumu ile karşılaştırılabilir mi?

Hayır, doksanlardaki durum çok daha sorunluydu. Şu ana kadar aşırı sağcılar ve Neonaziler hariç birçok siyasi, mülteci konusunu dramatize etmekten çekinmektedir. Bunda, NSU davasında devletin başarısızlığından endişe etmelerinin ve doksanlarda yanan mülteci barınakları ve yanmış insanlara dair kötü hatıraların da rolü var.

Avrupalı sağcı popülistlerden Le Pen’in zihniyetine sahip insanların, Avrupa Parlamentosu Seçimleri öncesinde mevzi kazanmaları, bu tutumun böyle devam edip etmeyeceğini ortaya çıkartacak. Fakat siyasi arenadan ayrı olarak sivil toplumun, ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının çoğunluğun sesi olmadığını göstermede önemli bir rolü olduğunu belirtmek gerekir.

Nüfusun çoğunluğunun mülteciler konusunda neden korkusu var? Yerli toplumun endişelerinin sebebi yabancılaşma mı, yoksa iş sahalarının kaybedilme ihtimali mi?

Bu geniş bir alan. Sosyal çatışmalar, zayıflık ve emniyetsizlik hislerini yoğunlaştırmak amacıyla genellikle etnikleştirilir; yani kullanılır. Araştırma sonuçlarına göre bir yerde ne kadar az göçmen ve mülteci yaşıyorsa, orada yabancılaşma korkusu çok daha fazla bir şekilde kendisini göstermektedir.

İş sahası açısından bakacak olursak bu endişe, zarar vericidir. Sadece demografik sebeplerden ötürü bile Almanya, bundan böyle daha fazla göçmene ihtiyaç duyacak. Zor şartlardaki işlerde çalışan, özellikle Güneydoğu Avrupa ülkelerinden gelip bu memlekete yerleşen, sömürülen göçmenlere yönelik haksız bir rekabetin ortaya çıktığına dair bir izlenim var. Bu yüzden büyük partiler popülist bir tavırla, fakirlik sebebiyle gerçekleşen göçü, AB-Serbet Dolaşım Hakkı’nı kısıtlayarak önlemeye çalışıyorlar. Böylece sömürgeci tavrı ortadan kaldırmak yerine çok değerli olan hareket özgürlüğüne müdahelede bulunuyorlar.

admin

Phasellus eu varius felis. Quisque quis aliquet metus. Vestibulum odio augue, viverra at ligula vel, placerat aliquam erat. Integer maximus facilisis tellus non facilisis. Maecenas ac odio nisi. Etiam lobortis lobortis metus quis feugiat.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar