Dosya: "Müslüman Mahkumlar" Almanya’da Gözaltı ve Hapishanelerde Göçmenlerin Durumu

Avrupa hapishanelerindeki tutukluların profiline bakıldığında etnik açıdan azınlık gruplara mensup olanların oranının son derece yüksek olduğu görülür. Hapse giren insanlar arasında özellikle toplumsal konumları itibariyle mağdur durumda sayılabilecek insanlar bulunmaktadır; Almanya’da Türkiyeliler ile Balkan göçmenleri, Fransa’da Cezayirliler, İtalya’da Afrikalılar ve Yunanistan’da Suriyeliler bunlardan sadece bir kısmıdır.

1 Şubat 2014

Hapishanelerdeki gençlerin sayısı incelendiğinde göçmenlerin sayısı dikkat çekmektedir. Örneğin Almanya’da Baden Württemberg Eyaleti’nde Adelsheim Gençlik Cezaevi’nde tutukluların %67’den fazlasını göçmenler oluşturmaktadır. Bu oranın içerisinde Alman vatandaşı olmayanlar, sonradan vatandaş olanlar ve yurtdışı kökenli olanlar bulunmaktadır. Sadece “gerçek” yabancılara, yani Alman pasaportu olmayanlara bakıldığında da aynı durum göze çarpmaktadır: Hapishanelerde nüfusa oranla Almanlardan iki buçuk kat daha fazla yabancının bulunduğu görülmektedir.

Göçmen Mahkumların Sayısındaki Yüksekliğin Olası Nedenleri

Hapishanede göçmenlerin sayısının fazla olması genelde onların yerlilere nazaran daha sık suç işledikleri veya ağır suçlara karıştıklarıyla açıklanmaya çalışılmaktadır. Ancak bilimsel bulgular bunun tam aksini göstermektedir.

Almanya’da 1990 yılından 1998 yılına kadar polis kayıtlarındaki Alman olmayan zanlıların oranının %2 düştüğü, ancak hüküm alanların oranının %22 ve hatta hapse girenlerin oranının %73.6 civarında arttığı görülüyor. Almanlarda ise bunun aksine zanlıların, yani suçluluk oranının %13.8 artış gösterdiği görülüyor. Fakat hüküm verilenlerin oranının sadece %9.8 yükseldiği, hatta hapse girenlerin oranının %0.2’ye kadar düştüğü görülüyor. Bu bulgulardan, yerli Almanların da suçlara sıklıkla karıştıkları, ancak haklarında daha az hüküm verildiği ve çok daha da az hapse mahkûm edildikleri anlaşılmaktadır.

Alman olmayanların daha ağır suçlar işledikleri algısını doğrulamak mümkün değildir. Bu iddianın doğruluğunu kabul etmek için suç şekli ve daha önce işlenen suçların sayısı incelenmelidir. Araştırmalar Alman zanlıların sabıka kayıtlarının, Alman olmayanlara göre daha kabarık olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte daha hafif suçlar nedeniyle polis tarafından kayıt altına alınan ve sabıka kayıtları Almanlara göre daha az olan göçmenler hakkında çoğunlukla daha uzun cezalar verilmekte ve göçmenler daha fazla hapis yatmaktadırlar.

Diğer yandan vatandaşlığın, yani pasaportun “suçu artırıcı” bir faktör olduğu hipotezi makul değildir. Bu açıdan aslında “yabancıların suç oranı” üzerine konuşmak da anlamsızdır. Kehl’deki Avrupa köprüsünde Fransa’ya geçen her Alman bunu bizzat tecrübe edebilir. Köprünün karşı tarafına geçen kişi yabancı olacaktır; peki bu kişinin sadece bu yüzden suç işlemeye meyilli olması mümkün müdür?

Azınlıklar bağlamında ABD’de gerçekleştirilen eski bir araştırma sonuçlarını hatırlayalım: ABD’de 20. yüzyılın başlarında hep en yeni göçmen grubun kontrol mercileri tarafından esas sorun olarak algılandığı tespit edilmişti. Bu grup o zaman kısmen göç ettirilmiş önceki problemli grubun yerleştirildiği bölgeye yönlendiriliyor ve böylece hapishaneler de dolmaya devam ediyordu. Bu durumda göçmen asıllı insanların “suça meyilli oldukları algısı” ile alakalı birtakım düzeltmeler yapmakta fayda var. Göçmen asıllı insanların normalden çok daha sıklıkla tutuklanmalarının nedenleri, hiçbir şekilde onların diğerlerinden daha fazla suç işlemelerinden ileri gelmiyor. Aksine göçmenlerin sıkça tutuklanmalarının ardında; içinde bulundukları farklı hayat şartları, hukuki statüdeki mağduriyetleri ve hukuk, adli kovuşturma organları, kitle iletişim araçları gibi alanlarda farklı muameleye maruz kalmaları yatıyor.

Göçmenlerin Farklı Hayat Şartları

Göçmenler yerli halktan suçluluk oranları sebebiyle değil, içerisinde yaşadıkları -düşük maaş, elverişsiz oturma imkânları, işsizlik, kısıtlı eğitim ve meslek imkânları gibi– sosyo-ekonomik şartlar nedeniyle farklılık göstermektedirler.

Göçmenler yoksulluktan yerli Almanlara nazaran çok daha fazla etkilenmektedirler. Bu durum göçmenlerin iş ve emlak piyasasında rakip olarak görülmeleriyle daha da vahimleşmektedir. Bunun yanında göçmenlerin “tam vatandaşlar” ile hukuk ve güvenlik alanında aynı statüde kabul görmemeleri onların dolandırıcılık, tefecilik ve yabancı düşmanlığı gibi suçların kolayca kurbanı olmalarına neden olmaktadır.

Göçmenlere Yönelik Farklı Hukuki Düzenlemeler

Almanya’da, Alman pasaportuna sahip olmayanlar için, yabancılar ve iltica yasası gibi özel düzenlemeler bulunmaktadır. Buna göre göçmenler, Almanların hiçbir şekilde maruz kalmadıkları ve yapılmaması suç sayılan çok sayıda yükümlülükleri üstlenmektedirler.

Göçmenler için gözaltına alınma ihtimali çok yüksektir. Çoğunlukla hâkim kaçma tehli-kesi gördüğünden, gözaltı bir talimatla hemen gerçekleşir. Kaçma tehlikesi için zanlının sabit bir ikamet adresi olmaması veya yurtdışına kaçma ihtimali olması şartı aranmaktadır. Alman olmayanlarda ise bu şartlara bir de sabit iş sahibi ya da belli bir kurumda öğrenci olmamak gibi faktörler eklendiğinde gözaltına alınma ihtimali artmaktadır.

Hapsedilmenin ardından göçmenler çoğunlukla sınır dışı edilmeyle karşılaşabilmektedirler. Yabancılar hukukunun bu en ağır hükmü gerçekleşmediği takdirde, verilen hüküm oturum hakkı statüsünü kötüleştireceğinden göçmenler çifte cezalandırmaya maruz kalmaktadırlar.

Kişinin statüsü ne kadar az güven altında ise, idari ve hukuki yardım da o kadar az mev-zubahis olmaktadır. Çünkü Alman olmayanlar polis veya mahkemenin kendilerini sınır dışı etme ihtimali nedeniyle bu yardım araçlarına sadece en acil durumlarda, kendilerine karşı bariz hukuka aykırı saldırılar olduğu takdirde müracaat etmektedirler.

Göçmen “Suçlulara” Farklı Muamele

Polise gelen suç vakalarının yaklaşık %90’ının halktan gelen şikâyetlerle gerçekleşmesi nedeniyle, bu şikâyetlerdeki seçiciliğin etkilerinin Almanların lehine ve göçmenlerin aleyhine olması beklenebilir. Sürekli olarak göçmenler için şikâyet riskinin yükseldiği tespit edilmektedir. Bir araştırma yabancıların polise şikâyette bulunma konusunda çekingen olduklarını, buna karşın yerli Almanların ise en ufak bir yasaya aykırılıkta yabancıları şikâyet etmekten çekinmediklerini ortaya koyuyor. Bu yerliler için hiç anormal bir durum değildir, zira onlar yabancılara güvenmemekte ve onları sanki kendilerine zarar vermeye hazır insanlar olarak tahayyül etmektedirler. Yine bu korkudan ötürü yabancı gruplar giderek daha fazla dar kalıplar içine sokulmaktadır.

Başörtüsü veya cübbe gibi yabancı, başka din veya dünya görüşlerini simgeleyen elbiselerin giyilmesi ya da farklı yeme alışkanlıkları bile göze batmaya neden olabilmektedir. Göçmenlerin aralarında kendi anadillerini konuşmaları dahi bazen sinir bozucu ve kaçınılması gereken bir davranış olarak algılanmaktadır.

Ayrıca göçmenler yerlilere nazaran tam anlamıyla farklı bir kontrol içerisinde yaşarlar ve halkın tehlikeli olarak görülen bir kesimine mensup olarak değerlendirilirler. Devamlı bir şüphe hâlinden dahi bahsedilebilir. Bu durum kendisini polisin özel olarak Alman olmayan şüphelilere yönelik “ırkçı fişleme” uygulamasında da göstermektedir.

Polisin göçmenlere yönelik mağdur edici muamelelerine dair yeterli emareler bulunmaktadır. Dil eksikliği, hukuk bilgisi eksikliği, hak aramadaki çekingenlik ve devlet organlarının işleyişi hakkındaki eksik bilgi polis memurları ile iletişimi zorlaştırır. Polis memurları arasında yapılan bir araştırmada memurlar, “Meslektaşlarınızın yabancılara Almanlardan daha farklı davrandıklarına inanıyor musunuz?” sorusuna %44.6 oranında, “Evet, genelde haksızlığa uğruyorlar.” ve %53.7 oranında, “Hayır, bir fark yok.” cevabını vermektedirler.

Hâkim ve savcıların anlaşma ve anlama noktasında karşılaştıkları zorluklar nedeniyle sıklıkla sert yaptırımlara meyletmeleri, mahkeme ve Alman olmayan zanlı arasındaki genelde ortaya çıkan iletişim bariyerlerinin verilecek karara etki edebileceğini göstermektedir.

Halkın büyük kısmı için suç unsuru taşıyan meselelerde kitle iletişim araçları en önemli bilgi kaynağıdır. Fakat medyadaki haberler pekâlâ polis, savcı ve hâkimler üzerinde de etkili olabilir. Azınlıklara yönelik farklı bir davranış söz konusu olduğunda suça dair çapıtılmış haber yazımı, suçun gerçekliğini es geçerek sadece şiddete odaklandığı, zanlı hakkında yanlış bir resim çizdiği ve olayın ortaya çıkışının sosyal bağlantılarını görmezden geldiği zaman büyük bir sorun teşkil etmektedir. Bununla birlikte çarpıtılmış suç haberleri politik ve diğer alanlarda da görülebilmektedir. Bu haberler çerçevesinde medyaya bakıldığında suçu, her şeyi kuşatan bir sorun ve tehdit olarak gören bir politik gazetecilik oluştuğu gözlenmektedir.

Bir kişinin tutuklanıp tutuklanmayacağı kararı o kişinin bir azınlık mensubu olup olma-masına bağlı ise, bu durum hukuk devleti açısından katlanılamaz bir durumdur. Hukuk ve siyaset, halkın, medyanın ve hukuk organlarının bu tür yanlış algılarıyla etkili bir şekilde mücadele etmelidir.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar