Malezya'da İslam Malezya: Asya Kaplanı mı, Antitez mi?

Pek çok coğrafyada etnik ve dinî farklılıklardan kaynaklanan çatışmalar sürerken, Malezya halkı, eşine ender rastlanır bir birlik, bütünlük, huzur ve anlayış ortamını yakalamayı başarmış. Malezya’da soyadı sistemi olmaması itibariyle babanın ismiyle tanıyacağımız Refik Bey ailesinde de Malezya’daki başarı anahtarının aile yapısında bulunduğu görülüyor.

Zeynep Havva Kılıç 1 Haziran 2014

Çeşitliliklerin ülkesidir Malezya. Halkın etnik kökeni, dini, dili geniş bir yelpaze sunmaktadır. Kısmen şeriatla yönetildiği için modern dünyaya antitez olarak sunulan bir ülke olmasına rağmen demografik yapıya ve ülkede genel anlamda esen huzurlu havaya bakınca, çizilen portreyle asıl Malezya’nın birbiriyle ters düştüğünü görürüz. Bulunduğu coğrafyada refah ve barışın simgesi kabul edilip “Asya Kaplanı” diye tasvir edilen Malezya, bu başarıyı etnik ve dinî farklılıkları tartışma değil, zenginlik unsuru şeklinde değerlendirerek yakalamıştır diyebiliriz. Pek çok coğrafyada etnik ve dinî farklılıklardan kaynaklanan çatışmalar sürerken, Malezya halkı, eşine ender rastlanır bir birlik, bütünlük, huzur ve anlayış ortamını yakalamayı başarmış. Ülke geneline yayılmış, refah, tolerans ve huzur ikliminin izlerini aile yapısında da gözlemlemek mümkün. Malezya’da soyadı sistemi olmaması itibariyle babanın ismiyle tanıyacağımız Refik Bey ailesinde de Malezya’daki başarı anahtarının aile yapısında bulunduğu görülüyor.

Malezya’nın bulunduğu coğrafyanın lider ülkelerinden olmasının sırrı, eğitime verdiği önemde yatıyor. Refik Bey ailesinin büyükanne ve büyükbabalarının dahi üniversite mezunu olmaları, hükûmet kademelerinde görev yapmış olmaları ve Malayca ile birlikte eğitim dili olan İngilizce’ye hâkimiyetleri, Malezya’nın uzun soluklu eğitim projelerinin başarısının göstergelerinden. Refik Bey ve eşi Shariza Hanım mühendislik fakültesinden mezun olup devletin başarılı öğrencilere sağladığı burs imkânlarından faydalanarak eğitimlerinin bir kısmını yurt dışında tamamlamışlar. Gemi mühendisi olan Refik Bey ülkeye döndükten sonra orduda görev yapmış; şimdi ise özel bir şirkette gemi denetimlerinden sorumlu. Shariza Hanım ise uzunca bir süre özel bir şirkette görev yaptıktan sonra kendi şirketini kurmuş. Shariza Hanım, kadınların Malezya’daki iş gücünün ayrılmaz bir parçası olduğunu ve milletvekilliğinden otobüs şoförlüğüne kadar hayatın her alanında aktif rol aldıklarını belirtiyor. Ailenin en büyük çocuğu Ashraf yine devlet bursuyla Ürdün Üniversitesi Tıp Fakültesinde okumuş. Eşref, hükûmetin eğitime olan yatırımının öneminin altını çiziyor ve “Malezya eğitim sistemine, yurt dışında eğitim deneyimine önem verdiği ve bu alana yatırım yaptığı için minnettarız.” diyerek aslında halkın da bu konudaki memnuniyetini ifade etmiş oluyor. Evin ikinci çocuğu Arif, eğitimini Malezya’da özel bir pilotluk okulunda tamamlamış. Üçüncü çocuk Alif ise yine yurt dışı bursuyla Amerika’da mühendislik eğitimini sürdürüyor. Ailenin tek kızı ve dördüncü çocuğu Aisha, ailenin diğer evlatları gibi hafızlık eğitiminin ve diğer derslerin bir arada verildiği bir okuldan mezun olmuş ve bu sene yatılı bir okula başlamış. Anne Shariza Hanım, kendisinin de yatılı okulda eğitim gördüğünü belirterek, yatılı okul sisteminin çocukların sorumluluk kazanmasına yardımcı olması itibariyle Malezya’da çok revaçta olduğunu ve çocuklara başarı sağladığını belirtiyor. Ailenin en küçük çocuğu Azri ise bu sene ortaokul sınavlarının sonuncusuna girmiş, sonuçlarını bekliyor. Aile tercihini yine hafızlık eğitimi de veren özel bir okuldan yana kullanmakta kararlı. Baba Refik Bey, eğitim sistemi ile ilgili birkaç şikayetini de sıralamadan edemiyor. Eğitim sisteminin maalesef eleştirel düşünen bireyler yetiştiremediğinin altını çizen Refik Bey, hükûmetin bu konuda çalışmalarının olduğunu da ekliyor. Aynı zamanda ülkede eğitim dilinin Malayca mı İngilizce mi olması gerektiği de ayrı bir konu. Nitekim İngiliz sömürüsüne maruz kalmış Malezya’da İngilizlerin ülkeden ayrılırken çok sayıda Çinliyi Malezya’ya yerleşmek üzere getirmesi ve sömürü döneminde ve sonrasında izlenen politikalar sonucu ülkede İngilizce, Malayca kadar yaygın. Refik Bey bu noktada, “Bence asıl soru milliyetçiliğin mi pragmatikliğin mi önce geldiği.” diyerek sorunu özetliyor. Geçmişi nedeniyle eğitim dilinin ne olması gerektiği konusunda sürekli çalkantı hâlinde olan Malezya’da, İngilizce verilen Matematik ve Fen Bilimleri derslerinin artık Malayca verilmesi gerektiği kararına varılmış. Bu karar, İngiliz diliyle sıkı bir geçmişi olan Malezya’da oldukça tartışılmış.

Malezya’da Aile ve Hürmet

Refik Bey ailesi, beş çocuğuyla Avrupa standartlarında geniş, Malezya standartlarında ise orta büyüklükte sayılan bir aile. Kadınların iş hayatındaki aktif rolüne rağmen çocuk sayısının ortalama dört-beş olması, Malayların geniş aile geleneğinden vazgeçmediklerini gösteriyor. Birçok aile gibi büyükanne ve büyükbabayla yan yana yaşayan Refik Bey ailesi de bu geleneği yaşatıyor: “Ailenin büyükleriyle yahut onlara yakın evlerde yaşamak hem ilk başlarda yeni evli çiftin maddi olarak toparlanmasını, hem de sonrasında çocukların güvenli bir ortamda yetişmesini sağlıyor.” diyerek geniş ailenin Malay toplumundaki öneminin altını çiziyor Refik Bey. Aile üyeleri birbirlerine son derece bağlı ve aile içindeki hiyerarşi, gelenek ve göreneklerin canlı tutulmasında önemli bir rol oynuyor. Malay ailelerinde hürmet kavramına çok önem veriliyor. Evin çocukları eve geldiklerinde ve evden ayrılırken muhakkak ebeveynlerinin ellerini öpüyorlar. Shariza Hanım bu âdetin ta bebeklikten itibaren çocuklara öğretildiğini belirtiyor. Tanıştığımız Malay aileler, kucaktaki bebeklerin bile “selam” demelerini, elimizi öpüp bizi selamlamalarını istiyor. Bu hiyerarşi ve hürmete binaen çocukların da ailedeki yaş sıralamalarına göre unvanları var. En büyük erkek çocuk olan Eşref “along”, Aref “angah”, Alif “alang”, Aisha “kak” olarak çağrılıyor. Çocuklar birbirlerine isimlerinden ziyade ailedeki kıdemlerini gösteren bu unvanlarla sesleniyor. Malay kültüründe edep, tabii ki aile kurumunda başlıyor ve okul ve iş hayatına kadar uzanıyor.

Aile içindeki bu birlik ve hürmet duygusu toplumda da kendisini gösteriyor. Ailenin yaşadığı mahalle, eski bir yerleşim yeri. Komşular birbirlerini yakından tanıyor ve sık sık ziyaret ediyor. Mahallenin başında ve sonunda bulunan mescitler de mahalle sakinlerinin buluşma yerleri. Vakit namazlarında camiye gitmeye özen gösteren Malaylar, namaz akabinde hem sohbet ediyor, hem de mahalleye dair konuları görüşüyor. Ramazan’da aileler mahalle sakinlerine iftar vermek için cami avlusunu tercih ediyor. Evin dedesi Haji Sharif Bey için her ramazan camide iftar vermek vazgeçilmezler arasında. Ailece iftara katılan mahalle sakinleri hep birlikte iftar yapmanın keyfini daha sonra cemaatle teravih kılarak pekiştiriyor. Gerek ramazanda teravih, gerekse vakit namazlarında erkekler kadar, namaz kılmaya has “telekong” denen beyaz kıyafetleri içindeki kadınların yoğunluğu da dikkat çekiyor. Mahallelinin bu birlikteliği, özel günleri mahalle sakinleri için daha da anlamlı kılıyor. Mesela arefe gecelerinde mahallenin önde gelen erkekleri, bir grup hâlinde, iştirak etmek isteyenlerle birlikte mahalle sakinlerinin evlerini geziyor ve evde salât-u selâm getirerek ev sahiplerine dualar ediyor. Kendilerini büyük bir içtenlikle karşılayan ev sahipleri, duanın arkasından gruba ikramlarda bulunuyor, çocukları çeşitli renklerde zarflara konulmuş ufak cep harçlıklarıyla sevindiriyor. Evlilik merasimlerinde de düğün öncesi gene mahalleli, düğün sahibinin evinde birkaç gün önce toplanarak Kur’an okuyor, dualar ediyor; bu merasimler kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı gerçekleştiriliyor. Shariza Hanım düğün öncesinde Türklerde ve Araplarda olduğu gibi kına gecesi değil, Kur’an günü düzenlediklerini; eş, dost ve komşu hanımlarının toplanarak gelin hanım eşliğinde Kur’an okuyarak dualar ettiklerini belirtiyor. Malezya topraklarına İslamiyet, sufi tüccarlar vasıtasıyla geldiğinden topluca sesli zikir yapmak, her türlü kutlama ve toplantıyı muhakkak bir duayla ve Kur’an tilavetiyle taçlandırmak Malaylarda hayatın ayrılmaz bir parçası hâline gelmiş. Çoğu kez sokaklara çadırlar kurularak gerçekleştirilen düğünler ve akika merasimleri, gelen kalabalığa ve trafikteki aksaklıklara rağmen mahalle sakinlerince anlayışla karşılanıyor.

Malezya’da Müslümanların bayram ve özel günlerinin yanında Budist ve Hinduların da özel günleri kutlanıyor. Malayların dinî bayramları “Hari Raya Aidil Fıtri” dedikleri, ziyaretleri doğal olarak bir aya yayılan Ramazan Bayramı ve “Hari Raya Aidil Adha” dedikleri Kurban Bayramından müteşekkil. Aynı zamanda “Awal Muharram” yani Muharrem ayının 1’i ve “Maulidu Arrasul” yani Efendimiz’in doğduğu günler de tüm eyaletlerde resmî tatil ilan edilmiş. Recep ayının 27’si, İsra ve Miraç (İsrak dan Miraj), ramazanın ilk günü (Awal Ramadan) ve ramazanın 17’si de (Nüzü’l Al-Quran) kimi eyaletlerde resmî tatil ilan ediliyor. Hinduların Deepavalı ve Thaipuşam bayramları eyaletlerin birçoğunda tatil olmasının yanı sıra Çin yılbaşısı ve Budistlerin Wesak bayramı ulusal bayram olarak kutlanıyor ve resmî tatil kapsamında.

Refik Bey, ailesinin güne erken başladığını, çoğunlukla sabah namazından sonra uyumadıklarını söylüyor. Malezya’da bu durum yalnızca Refik Bey ailesine mahsus değil, zira Malezyalı Müslümanlar için hayat sabah namazı ile birlikte başlıyor. Namazın ardından her sabah duş alınıyor; Malezya tropik bir ülke olduğu için Malaylar her gün sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez soğuk suyla duş alıyor. Hatta bazı Malay köylerinde halkın namazdan sonra yakındaki dere ya da nehre giderek kıyafetleriyle nehre girmesi de gayet doğal bir durum. Shariza Hanım sabah namazını evde eda ederken Refik Bey sabah namazı için camiye gittiğini, akabinde topluca tesbihat yapıldığını ve daha sonra kendisinin işe gittiğini söylüyor. Şirket sahibi olan Shariza Hanım’ın sabah programı daha esnek. Shariza Hanım çoğu zaman sabah evin en küçüğü olan Azri’yi okula bırakıyor ve oradan ya işe gidiyor ya da eve dönerek anne babasıyla vakit geçiriyor. Herkesin bir meşgalesi olduğu için aile üyeleri ancak hafta sonu bir arada zaman geçirme fırsatı buluyor. Hafta sonları genelde “mamak” denilen yol üstlerine kurulmuş küçük restoranlarda yapılan bir kahvaltıyla başlıyor. Daha sonra aile üyeleri birlikte düğünlere, aile toplantılarına ve dua programlarına katılıyor. Refik Bey özellikle ailenin bir arada olduğu vakitler çocuklarını vakit namazları için camiye götürmeye özen gösteriyor. Birlikte geçirdikleri süre boyunca Refik Bey ve Shariza Hanım çocuklarıyla İslam dünyasında olan biteni masaya yatırıyor ve onlara takip etmeleri gereken görsel ve yazılı kaynaklar hakkında tavsiyelerde bulunuyor. “Bilimle uğraşmaları konusunda teşvik ettiğimiz çocuklarımızın İslam dünyasındaki meselelere duyarsız kalmalarını istemiyoruz.” diyor Refik Bey ve ekliyor: “Müslümanların okuyan, düşünen gençlere ihtiyacı var. Biz de Müslüman ebeveynler olarak üzerimize düşeni yerine getirmeye çalışıyoruz.” İslam dünyasının meseleleri konusunda Malezya halkının duyarlılığını sorduğumuzda ise Refik Bey halkın meselelerle yakından ilgili olduğunu, ancak coğrafi uzaklık sebebiyle Malezya’nın özellikle Orta Doğu’daki sorunların çözümüne çok da katkıda bulunamadığını söylüyor. İslam dünyasının asıl problemlerinin parçalanmışlık ve şiddet olduğunu belirten Shariza Hanım ve Refik Bey, bu soruna biraz olsun çözüm bulabilmek adına kendi aileleri içinde tolerans ve birlik hislerini yaymaya çalıştıklarını söylüyorlar. Zira Refik Bey ailesine göre bu temel sorunların çözümü, bir arada oluşu güçlendirmek ve farklı olana tolerans göstermekten geçiyor.

Malezya’da orta bütçeli ailelerde dahi evde hizmetçi bulundurmak çok normal bir durum; çünkü bir hizmetçiye aylık ödenen miktar 100 doların altında. Malezya’daki tüm güzelliklere gölge düşüren belki de tek şey, bu hizmetçilerin genellikle Endonezyalı Müslümanlardan olması ve bu hizmetçilerin ağır şartlarda çalışıyor olması. Ucuz iş gücü ihlali, birçok ağır iş sektörüne de yayılmış durumda.

Malezya’nın toplumsal ve ekonomik olarak istikrarı sağlamış olduğunu, 1997 Asya krizinden de etkilenmiş olmasına rağmen herhangi bir uluslararası organizasyondan yardım görmeksizin tamamıyla kendi kaynaklarıyla kötü günlerin yaralarını sarmasından anlayabiliyoruz. Bulunduğu bölgede geleceğe en çok güvenle bakan ülke olması sebebiyle Malezya kalkınmasını sürdürüyor. Gerek doğal güzellikleri gerekse ilginç sosyal yapısıyla Malezya, İslam dünyasının renkli ve önemli bir ülkesi: Müslüman âlemin farklı gelenek ve göreneklerinin, aile yapısının, etnik ve dinî çeşitliliklerin harmanlanmasında tüm dünya ülkelerine örnek teşkil edebilecek bir ülke.

Malezya, Güney Doğu Asya’da yer alan, yaklaşık 29 milyon nüfuslu, karada Tayland, Endonezya ve Brunei, denizde ise Singapur, Vietnam ve Filipinler ile sınırları olan, göz alıcı doğal güzelliklere sahip bir ülke.

1826 yılında İngilizler, Boğazlar Hükümetini kurduktan uzun bir süre sonra 1963 yılında Büyük Malezya adıyla bağımsız bir federasyon kurulmuştur; fakat 1965 yılında Singapur bu federasyondan ayrılmıştır.

2000 yılında yapılan nüfus sayımına göre Malezya’nın nüfusunun %55’i Müslüman, %25’si Budist, % 10’u Hristiyan ve %6’sı Hindudur. Etnik olarak da çeşitlilik arz eden Malezya nüfusunun %50’si Malay, %24’ü Çinli ve %7’si ise Hintlidir.

Fotoğraf: ©flickt.com/mckaysavage

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar