Dosya: "Müslüman-Yahudi İlişkileri" “Antisemitizm Tarihimizin Parçası Değil, Bundan Sonra da Olmamalı”

FFEU temsilcisi Moussa Al-Hassan Diaw ile Müslüman Yahudi ilişkilerinin Avrupa’da azınlık durumunda bulunan her iki dinin mensupları için sağlayabileceği katkılar üzerine konuştuk.

admin 1 Temmuz 2014

Diğer dinlerin mensuplarıyla ortak çalışmalar gibi girişimlere şüpheyle yaklaşılması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Müslümanların Müslüman olmayanlarla savaş hâlinde olduğu ve onlarla beraber yaşamayı reddettikleri şeklindeki iddialar yaygın olsa da siyer ve 1400 yıllık İslam tarihine bakıldığında bu önermenin doğruluk payı olmadığı görülür. Örneğin Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Yahudi milletiyle beraber yaşamı düzenleyen sözleşmeler imzaladığı bilinmektedir. Müslümanların, Yahudilerin ve Hıristiyanların İspanya’da 700 yıl beraber yaşadığı ve bu beraberliğin, Müslümanların politik hâkimiyetinin sonuna yaklaşırken sona erdiği de bilinmektedir. Osmanlı Devleti’nde de “millet-i Ermeni”, “millet-i Rum” kalıplarının yanında hukuken ve kültürel olarak özerk “millet-i Yahud” bulunmaktadır. Farklı Hristiyan mezheplerine mensup kişilere ya da Yahudilere düşmanlık beslenildiği zamanlarında Osmanlı Devleti Yahudiler için sığınma yeri olmuştur.

Geleneğimiz ve Kur’an’ın emirleri, Müslümanlar ve diğer inançlara mevcut kişiler arasında en iyi biçimde iletişimi gerektirmektedir (bkz. Nahl suresi). İslam’ın amacı dünyada adaleti sağlamaktır; insanların ve dünya görüşlerinin çeşitliliği Allah’ın ayetlerinden biridir.

Kur’an’da Yahudilere karşı dile getirilen eleştirileri, örneğin Maide suresi 13 ve 82. ayetleri nasıl anlamak gerekir?

Siyasi ve ideolojik amaçlar doğrultusunda Kur’an’ın birbiriyle bağlantılı ve bütün teşkil eden bölümlerinden parçaları öne sürmek doğru değildir. Kur’an, Yahudileri, Müslümanların kadınlarıyla evlenebileceği ve kendi inançlarınca kestikleri etlerin helal sayılıp Müslümanlarca yenilebileceği ehli kitap bir halk olarak tanıtmıştır (bkz. Mâide suresi).

Mâide suresinin 12. ve 13. ayetinde, İbn Kesir’in tefsirinden de anlayabileceğimiz üzere İsrailoğulları bir yemin etmiş, sonrasında ise yeminlerini bozmuşlardır. Bu ayeti, peygamberlerinin sözünü dinlemeyen geçmiş kavimlere yapılan ve herkesin ders çıkarması gereken genel bir uyarı olarak anlamak gerekir. Aynı surenin 82. ayetinden 86. ayetine kadar olan bölümde İbn Kesir’e göre, Habeşistan Kralı Necaşi’nin gönderdiği Hristiyan din adamlarının ziyareti anlatılır. Açıklamada vahyedilen ayetlerin bu kişileri ele aldığı da ifade edilir. Aynı durum, geçmişte peygamberlerini dinlemeyen Yahudi toplumu için de geçerlidir. Tıpkı elçi olarak gönderilen Musa (a.s.)’nın varlığına rağmen puta tapmaya devam ettikleri için İsrail oğullarının bir kısmının -Tevrat’ta da anlatıldığı üzere- cezalandırılması gibi. Kur’an’da da anlatılan bu hadiseler bugünkü okuyucuya aynı itaatsizliği yapmaması için uyarı mahiyetindedir.

Hem İsrail’in bölgedeki Müslümanlara uyguladığı yapısal ayrımcılığa karşı çıkmak, hem de Yahudilerle Müslümanlar arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi için ortak çalışmalar gerçekleştirmek mümkün mü?

Yahudiler, dinî, siyasi açıdan ya da dış görünüşleri, hisleri ve düşünceleri bakımından katı, aynı düşünceye sahip veya her bireyi aynı derecede laik ya da aynı derecede inançlı tekdüze bir topluluk değildir; aynı Müslümanlar gibi. Yahudi-Müslüman diyalog buluşmalarında İsrail, Suudi Arabistan, Suriye veya İran gibi konular sıkça tartışılır. Arap İsrailliler veya Ramallahlı Filistinliler düşüncelerini bazen alevli tartışmalar ile çok açık bir şekilde dile getirirler. Yahudi halkının, şu an o topraklarda Yahudilerin yaşamasına rağmen, vadedilen topraklara dönmek için Mesih’i beklemeleri gerektiğini düşünen hahamların yanında bu düşünceye itiraz eden politik yönelimli katılımcılar da var. Konu sıkça Batı Şeria’ya geliyor ve anadili Arapça olan Müslüman ve Hristiyan İsraillilerin, Bedeviler veya Dürzîlerden farkı tartışılıyor. Buna karşın İran veya Suudi Arabistan gibi ülkelere dair düşünceler de dile getiriliyor. Yani herhangi bir konuşma yasağı yok; her konu açık şekilde tartışılıyor. Açıkçası Avrupa’da, yani memleketlerimizdeki beraber yaşam hakkındaki çeşitli sorulara da bakılacak olursa dış politika odak noktamız değil. Daha çok son zamanlarda kesim ve kurban yasakları sıklıkla tartışılıyor.

Avrupa’da Müslüman ve Yahudi dinî cemaatlerinin hangi alanlarda ortaklaşa çalışma imkânları bulunuyor?

Nerede yok ki? Her alanda imkânlar var, ama özellikle toplumsal beraberliğin söz konusu olduğu, dinî haklar ve diğer insan haklarının kısıtlanmak istendiği ya da hâlihazırda kısıtlandığı yerlerde sorumluluk sahibi vatandaşlar olarak, toplumumuzu bilgilendirmek zorundayız. Dinî ve siyasi aşırılığın tehlikelerini engellemek istediğimiz yerlerde de beraber çalışılması gerekir. Erkek çocuklarının sünnetinin yasaklanması üzerine Avrupa karar mercileriyle buluşmaktan, Yahudi ve Müslümanların dinî kesimlerinin kısıtlanmasının ardından Danimarka Tarım Bakanı’nı ziyarete kadar ortak faaliyetler var. Bunun dışında hangi kesişmelerin olduğunu Mauthausen’daki toplama kampının duvarındaki Yahudi ve Müslüman karşıtı bir grafiti de gösterir: “Babalarımız için Yahudi olan bizim için Müslüman dölüdür. Uyanık olun! 3. Dünya Savaşı, 8. Haçlı Seferi!”

Sizce iki dinî cemaat arasında verimli bir ortak çalışma gerçekleştirilebilmesi için aşılması gereken en önemli engel nedir?

Bilmemiz gerekir ki Müslümanlar antisemitik veya Yahudi karşıtı olamaz. Yahudilerin tek Allah’a inandığına ve birçok dinî uygulamanın Müslümanlarınkine benzediğini hatırlamalıyız. Bir hahamın anlattığı üzere, Yahudi bakış açısına göre Müslümanlar da Hz. Nuh (a.s.)’un yedi emrini takip ettikleri için Ortodoks bir Yahudi, ibadetini camide yapabilir. Ehli kitap olarak adlandırılmalarının sebebi olan bu benzerlikleri kişisel temaslarımızda da fark edebiliriz.

Geçmişten gelen ve benzerleri Müslümanlara da yöneltilen antisemitik düşünceler ortadan kalkmalıdır. Suriye devlet kanalında görebildiğimiz üzere, üstünden zaman geçmiş eski Yahudi karşıtı Hristiyan geleneklerin tekrar canlandırılması gerçekten gariptir. Kısa bir süre önce Frankfurt Havalimanı mescidinde Vahhabiliğin kuruluşunu anlatan bir kitapçık buldum. Burada sadece hayali ajan Hamper’a başvurulmamış, ayrıca önsözde Yahudiler de fesatçı bir kitle olarak lanse edilmişti. İran yanlısı siyasi yorumlarda da Vahhabilerin, İsrail dış politikasının destekleyicileri olarak lanse edilmesi ilginçtir. Yani, Yahudiler her kuruntunun odak noktasıdırlar.

Bilinmelidir ki 1400 yıl Müslümanlar diğer inanç şekillerine sadece saygı duymamış, ayrıca bu inançlara dair düzenlemeler yapmışlardır. Hindular Hindistan’daki Müslümanlar tarafından ne zorla dinlerinden çevrilmiş ne de diğer Hristiyanlar, Yahudiler ve Zerdüştler gibi topluluklar dinlerini ve kültürlerini icra etmeyi bırakmak zorunda kalmışlardır. Antisemitizm tarihimizin bir parçası değildir, bundan sonra da olmamalıdır.

Fotoğraf: ©Flickr.com/photographerglen

admin

Phasellus eu varius felis. Quisque quis aliquet metus. Vestibulum odio augue, viverra at ligula vel, placerat aliquam erat. Integer maximus facilisis tellus non facilisis. Maecenas ac odio nisi. Etiam lobortis lobortis metus quis feugiat.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar