Dosya: "Müslüman-Yahudi İlişkileri" “Güvenin Olmadığı Bir Ortamda Barış Nasıl Sağlanır?”

Etnik Uzlaşma Vakfı (FFEU-Foundation for Ethnic Understanding) Kurucusu ve Başkanı Musevi Din Adamı Marc Schneier, Müslüman-Yahudi ilişkileri ve Orta Doğu’da aşılamayan sorunların bugünkü ilişkilere etkisi gibi konulara dair sorularımızı yanıtladı.

Ömer Öksüz 1 Temmuz 2014

Etnik Uzlaşma Vakfı’nı (FFEU) kurma motivasyonunuz neydi?

1989 yılında vakfı kurduğumuzda ilk 18 yıl boyunca odaklandığımız tek konu Amerika Birleşik Devletleri’ndeki siyahiler ile Yahudiler arasındaki ilişkileri kuvvetlendirmekti. 1950 ve 1960’lardaki insan hakları mücadelesinde Yahudi cemaatinden başka Amerikan toplumundaki hiçbir cemaat Martin Luther King’e ve Afro-Amerikalılara destek çıkmamıştır. Bu olay, Yahudiler ile siyahiler arasındaki ilişkilerin ve ittifakın başladığı tarihtir ve belki de Birleşik Devletler tarihindeki en büyük sosyal değişimdir. 7 yıl önce odak noktamızı değiştirdik ve Müslüman-Yahudi ilişkileri üzerine yoğunlaştık. Müslüman ve Yahudiler arasındaki uzlaşmayı 21. yüzyılın en büyük dindarlararası girişimi olarak görüyoruz. 14 milyon Yahudi ve 1.4 milyar Müslüman, sonunda anlıyoruz ki aslında hepimiz İbrahim’in çocuklarıyız ve hepimiz için tek çıkar yol, birbirimize merhamet duymak ve birbirimizi koruyup kollamak.

Müslüman-Yahudi ilişkileri hangi açıdan önem arz ediyor sizce?

Özellikle Avrupa’da iki dinin mensuplarının ibadetlerini yapabilmeleri için bu ilişkinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Müslüman ve Yahudilerin Avrupa’daki sağcı radikallerin saldırısı altında olduğunu görüyoruz. Orta Doğu’da hakiki ve özgün bir barış sağlamak için güvene ihtiyaç duyulduğunu görüyoruz. Amerika ve Avrupa’da İslamofobi’nin ve Müslüman karşıtı fanatikliğin büyümekte olduğunu görüyoruz. Yani iki dinî cemaat arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi birincil derecede önem arz ediyor.

Şu ana kadar edindiğiniz kazanımlar nelerdir?

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin sünnetin uygulanışına yönelik kararı ile mücadele etmek için en ön sırada yerimizi aldık. Zira sünnetin yasaklanmasına dair karar, Yahudi ve Müslümanları derinden yaralayacaktı. Avrupa’da Avrupa Müslüman ve Yahudi Liderler Meclisi (GEMJL-Gathering of European Muslim and Jewish Leaders) adında bir birlik kurduk ve FFEU’ya üye olan bu birlik kapsamında 25 ülkede her iki dinin mensuplarını temsil ettik. Danimarka’da Müslüman ve Yahudilerin helal/koşer kesim ritüellerine getirilen yasağa karşı duran tek birleşik Müslüman-Yahudi ses bizdik. Her sene Kasım ayında “Kardeşlik Haftası” kapsamında tüm dünyada yüzlerce cami ve sinagog partner ya da kardeş kurumlar oluyorlar. Kısacası son 7 yılda çok yol kat ettik ve asıl iyi haber, yolculuğumuzun henüz başlamış olması.

Geçmişte örnek barışçıl yaşamlarına rağmen günümüzde Yahudi ve Müslümanlar iki karşı kutup olarak görülüyor. Bu nedenle iki dinin mensuplarını bir araya getirmek ihtiyatlı bir yaklaşım gerektiriyor. Her iki tarafla da iletişime geçerken nasıl bir tutum sergilenmeli sizce?

İki farklı kutup gibi algılansa da gerçekte Müslüman ve Yahudilerin sadece ortak inanca sahip olmakla kalmadıklarını, aynı zamanda kaderlerinin de ortak olduğunu görüyoruz. Biz çalışmalarımızda aşkın bir iletişim hedefliyoruz. Bu tarz bir ilişki, Yahudilerin İslamofobi’ye ve Müslüman karşıtlarının bağnazlığına karşı harekete geçmelerini; Müslümanların da antisemitizm ve soykırımı inkar edenlere karşı durmalarını öngörüyor. Bu anlamda Müslüman ve Yahudilerin uzlaşması etrafında şekillenen uluslararası bir hareketin oluştuğunu söyleyebilirim.

Peki Müslüman ve Yahudiler arasındaki görüşmelerde ne tarz anlaşmazlıklar ortaya çıkıyor?

Büyük ihtimalle en yorucu anlaşmazlık, Orta Doğu’da İsrailliler ve Filistinliler arasında olandır. Bu soruna dair benim sorum şu: Müslümanların büyük çoğunluğunun Yahudilere güvenmediği ve Yahudilerin büyük çoğunluğunun Müslümanlara güvenmediği bir ortamda nasıl bir uzlaşma ve barış sağlanacak? “İbrahim’in Oğulları” isimli kitabımızda –bir haham ve imamın beraber yazdığı ilk kitaptır- Müslüman ve Yahudiler arasında güven oluşturulmasının gerekliliği üzerinde durduk. Böylelikle ilk sorunun İsrail-Filistin çekişmesi olduğu gerçeğinden hareketle barış sürecine yardım etmeye çalışıyoruz.

Dindarlararası diyalog, kimileri tarafından inançların yumuşatılarak diğer dinlerle uyumlu hâle getirilmesi projesi olarak algılanıyor. Bu iddialar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu tarz söylemleri cahilce buluyorum. Ne benim Müslümanları Yahudiliğe geçirmek gibi bir niyetim var, ne de Müslümanların biz Yahudileri İslam’a çevirmek gibi bir derdi. Ama bu, karşılıklı anlayış ve saygı gayreti içinde olmayacağımız anlamına da gelmiyor. Temel olarak altı çizilmesi gereken şey, 21. yüzyılda, yani dinî anlayış ve beraberlik çağında yaşadığımızdır.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu’nun sert eleştirilerine karşı İsrail ve Filistin halkı hâlâ barışçıl bir şekilde beraberce yaşayamıyor. Problemler çözülse bile iki cemaat arasındaki ilişkilerde bir ilerleme olmayacak gibi. Bu konuda düşünceniz nedir?

İsrail-Filistin çatışmasının ötesinde iki dinî topluluğu ilgilendiren başka konular da var. Avrupa’ya bakın: Dinî haklarımıza yapılan saldırı konusunda iki muhteşem örnek karşımızda duruyor: Sünnet ve hayvanların dinimize uygun kesilmesi. Bunun dışında geçtiğimiz Avrupa Parlamentosu Seçimlerinde radikallerin ve sağ kanadın oy kazanmasıyla sonuçlanan aşırı fikirler gibi hâlledilmesi gereken bir sürü konu var. Yakınımızı göremeyip sadece İsrail-Filistin çatışmasına odaklanamayız; Orta Doğu’daki farklılıklarımız dışında gerçekten ilgilenmemiz gereken meseleler var.

Biz politikayı politikacılara bıraktık; barış için çalışıyoruz. Birbirimizin geleneklerine, inançlarına, ayetlerine daha anlayışlı olmayı; politikacıların da barış süreci için kendilerini ilgilendiren konuları hâlletmelerini diliyoruz. Bu nedenle uluslararası çalışmalarımız arasında tüm Müslüman ve Yahudileri biraraya getirmek var. Hedefimiz her iki cemaat için de ılımlı bir ortam ve merkeziyetin sesi olmak. Öyle bir ses olacağız ki, tüm dinî radikallerin ve fanatiklerin retorik ve sert eleştirilerini bastıracağız. İşte bu ses Müslümanların ve Yahudilerin arasındaki gerçek uzlaşmayı sağlayacak.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar