Dosya: "Radikalliği Önleyici Tedbirler" Anayasayı Korumanın Bir Enstrümanı Olarak Sosyal Bilim ve Medya

Almanya’da önleyici tedbirlerin hazırlanışı ve uygulanışı Anayasayı Koruma Dairelerinin yakın takibinde gerçekleşiyor. Bu anlamda önleyici tedbirler konusunda oldukça aktif bir profil çizen bu kurumların, kamuoyunda “aşırılık” ile ilgili tartışmayı yönlendirmek amacıyla sosyal bilim ve medyayı kullandığı iddiaları incelemeye değer.

Funda Yol-Gedikli 1 Ocak 2015

Anayasayı Koruma Daireleri için çalışan bilim insanlarının sayısı oldukça yükseldi. Yüksekokullar, vakıflar ve diğer etkin organizasyonlar, Anayasayı Koruma Dairesinin çalışanları tarafından belirli kesimleri düşman ilan edebilmek amacıyla araçsallaştırılıyorlar. Bu amaca hizmet eden gazeteci ya da siyasi vakıflardaki bilim adamlarının sayısı hayli yüksek.

Bunlar, Hartmut Rübner ve Markus Mohr’un iddialarından yalnızca birkaçı… İkilinin birlikte kaleme aldığı “Düşman İlanı: Sosyal Bilim, İç Güvenliğin Hizmetinde” (Alm. “Gegnerbestimmung – Sozialwissenschaft im Dienst der inneren Sicherheit”) isimli kitap, Anayasayı Koruma Dairelerinin yetkilerinin gizlice genişletilmesi ve gazeteci ile bilim insanlarının kullanılarak kamuoyu oluşturulması çabalarını tarif ediyor.

Siyasi vakıflarla Anayasayı Koruma kurumları arasındaki girift ilişkiden bahsedilen kitapta Anayasayı Koruma raporları ile belli firmalara, kendileri için can sıkıcı olan sendikaların toplu sözleşme isteklerini yadsıyabilmek için imkân sunulduğu belirtiliyor.

İddiaya göre Polis Sendikası gibi, mensuplarının ilgilerini temsil ederken Anayasayı Koruma Dairesi’ne reddedici tavır takınan derneklerin itibarı, raporlarda terörist yer altı çalışmalarına katıldıkları gibi argümanlarla yerle bir edilmeye çalışılmaktadır. Yine medyada, yüksekokullarda ve siyasi eğitim kurumlarında oldukça fazla sayıda Anayasayı Koruma çalışanı bulunmaktadır. Federal Anayasayı Koruma Dairesi 90’ların sonunda sadece 180 yükseköğrenim görevlisi ile iletişim içinde olmuştur.

Bilimin araçsallaştırılması kendisini “Ekstremizm Araştırmaları” alanında da göstermektedir; bu alan Anayasayı Koruma Dairelerinin çalışmaları için hizmet sunmaktadır. Aşırılığa dair çalışmalar, Anayasayı Koruma Daireleri tarafından, kamuoyundaki kabulü güçlendirmek amacıyla yüksek oranda desteklenmektedir. Bu disiplinin çalışmaları daha çok “sosyal bilimlerin bakış açılarını seçici bir şekilde kullanmak” üzerine yoğunlaşmıştır. Oysa “ekstremizm”, yasalarda adı geçen hukuki bir kavram değildir; bilakis bu, idari anlamdaki girişimler için kullanılıp sınırı belli olmayan, değişken bir kavramdır. Tam da bu değişkenlik ve sınırın çizilememesi sebebiyle “ekstremizm” kavramı çok şiddetli bir şekilde Anayasayı Koruma Daireleri tarafından savunulmakta ve bu anlamdaki araştırmaların yüksek oranda desteklenmesi de kamuoyunda bu kavrama karşı bir hassasiyet oluşturmak gibi nedenlerle gerçekleştirilmektedir.

Son zamanlarda yanlış bir şekilde “radikalizm” ile eş anlamlı olarak kullanılan ve çoğu yerde bu kavramı ikame eden “ekstremizm”, dikkat çekici davranışların belirli bir ideoloji tarafından meşrulaştırılması ile gücü bölüştürmeye istekli olmayan bir düşmanın tehdidi arasında köprü bir kavramdır.

“Ekstremizm” ve “anayasaya aykırılık” kavramları, Müslüman derneklerle güvenlik diyaloğunu meşrulaştırmak için siyaset tarafından daima kullanılmaktadır. Rübner ve Mohr’un da belirttiği üzere güvenlik diyaloğu, Müslümanların damgalanmasına neden olduğu için oldukça problemlidir. Bu durum İslami kurumların bilinçli bir şekilde itibarsızlığa itilmeleri amacıyla gerçekleştirilmekte, bu kurumları küçük düşürmek için yasaklama, yaptırım tehditleri ve denetleme aşamalarının ilanı gibi araçlar kullanılmaktadır.

Bunun dışında Anayasayı Koruma Dairesi dinî kavramların ya da dinî kavramlara atıfla oluşturulmuş ifadelerin tanımlanmasında söz sahibi olmaya çalışmakta, örneğin İslamcılığı İslam’ın siyasileştirilmesi olarak tanımlarken, “cihad” ya da “cihadist” kavramlarını şiddet uygulamaya hazır teröristler için kullanmaktadır. Bu nedenle “cihad”, birçok insan için savaş ve terör ile, dolayısıyla da oldukça olumsuz bir şekilde çağrışım yapmaktadır. Eyalet Anayasayı Koruma Dairelerinin göze batan bu eksik yorumlarıyla meşgul olunduğunda ise ilgili kurumlar kendi hatalarına eleştirel yaklaşıp bunları düzeltme yoluna gitmekten ziyade, “düşman” algısının devamı olan suçlamalarda bulunmaktadır.

Bu dairelerin, Müslümanlara yönelik ön yargıların kurumsal olarak üretilmesine katkı sağlaması bir yana, bu ön yargıların kamuoyunda ne şekilde desteklendiği de incelemeye değerdir. Örneğin Federal Anayasayı Koruma Dairesi’nin İslamcılık ve İslami terörizm departmanının idarecisi olan Rita Breuer, üniversitelerde ve Friedrich Ebert ya da Konrad Adenauer gibi siyasi vakıflarda oldukça hoş karşılanan bir konuşmacıdır. Katolik Herder Yayınevinden fetvaların fıkhi kalitesine dair bir yazısı yayımlanan Breuer, gazeteci ve yayıncı olarak çalışmaktadır.

Pro Köln ya da Pro NRW gibi aşırı sağ popülist “halk inisiyatifleri”nin meşrulaştırılması da Anayasayı Koruma Dairelerinde gerçekleştirilmektedir. Örneğin Avrupa’nın birçok yerinde yapım aşamalarında sağ popülist protestolara sahne olan camilerin önlenmesi için bu kurumların raporları referans olarak kullanılmaktadır. Raporlarda adı geçen Müslüman dinî cemaatler uğraştırıcı girişimler neticesinde birçok durumdan “kazanan” olarak çıksalar da, bu ancak çok yorucu bir süreç sonunda gerçekleşmektedir. Müslüman cemaatin toplum genelinde damgalanması ve genel bir zan altında bırakılması ise, toplumsal hafızada etkisini sürdürmeye devam etmektedir.

2000 yılında NPD için kapatma başvurusu yapıldığında, 1996 ile 2002 yılları arasında 560 kişilik NPD üyelerinin yüzde 15’inin Anayasayı Koruma Dairelerinin maaş listesinde bulunduğu ortaya çıkmıştı. Sosyal bilimleri ve medyayı, siyasetin ilgileri için araçsallaştıran metotlarla radikallik ve ekstremizmle mücadele programları kurgulandığı düşünüldüğünde, bu programlara tedbirle yaklaşmanın gerekliliği de ortaya çıkmaktadır.

Fotoğraf: ©Flickr.com/HU Kampa

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar