Hollanda Beklentilerin Gölgesinde Cami Saldırılarından Korunmak

Hollanda’da sosyal medyada “camileri cemaatiyle birlikte yakın” şeklinde dile getirilen sloganlar Müslüman cemaati oldukça tedirgin etti. Muhtemel saldırılardan korunmak için yetkililerle yapılan görüşmenin Paris’teki saldırıların gölgesinde önemsizleştirilmesi, Müslüman cemaatin kendi meselelerinin diğer ülkelerdeki gelişmelerden bağımsız bir şekilde ele alınabilmesinin zorluğunu yeniden ortaya çıkardı.

Raşit Bal 1 Şubat 2015

Hollanda’da toplumsal gerilim aşırı sağcıların politik söylemlerinin keskinleşmesiyle artıyor. Hollanda’daki bütün camilerin kapatılması gerektiğini söyleyen Geert Wilders’in partisinin (PVV) anketlerde çıkan oy oranları ise bu söylemlerin aslında “marjinal” olarak görülmediğini ortaya koyuyor. Wilders’in söylemlerini son zamanlarda Suriye ve Irak’a savaşmaya gidip geri dönen Hollandalı Müslümanlar üzerinden kurması, aşırı sağcılar ile şiddet yanlısı aşırı gruplar arasındaki benzerlikleri yeniden gün yüzüne çıkartıyor.

Hollanda toplumunu kendince “İslam’a karşı uyararak onları uyandırmaya çalışan” Wilders, argümanlarını üzerinde kurduğu aşırı kesimlerin yöntemlerine çok benzer şekilde dışlayıcı söylemleri ve ayrımcılıkları siyaseti için esas almaktadır. Bu yaklaşıma dayalı olarak tehdit çağrıştıran ve toplum içindeki farklı gruplar arasındaki emniyet duygusunu yok eden bir söylem geliştirmektedir. Hollanda’daki İslami kuruluşlar bu gerilimi ortadan kaldırmak için çaba sarf etmektedirler. Suriye ve Irak başta olmak üzere Orta Doğu’daki sorunların Avrupa’ya taşınmasıyla daha da karmaşık bir yapı kazanan bu gerilimi azaltmak için kamuoyuna yönelik açıklamalar, toplumsal faaliyetlere katılım, sorunları çözmeye yönelik hükûmet politikalarına destek gibi farklı alanlara yayılan bu çalışmalara rağmen uyum ve azınlık politikalarının merkezine güvenliğin oturtulması Müslümanlar için oldukça sorunlu olmaktadır.

Hollanda’daki İslami cemaatler gerilimi azaltmak adına çalışmalarını sürdürürken Almanya’da ve İsveç’te camilere yapılan saldırılar ortaya çıktı. Çok geçmeden Facebook’ta “Camileri cemaati ile beraber yakın!” şeklinde bir çağrı dile getirildi. Bu çağrı Müslüman kesimde saldırı korkusunu artırdı. Camiler gerekli önlemleri almaları için resmî kuruluşlarla görüşme yaptılar ve emniyet talep ettiler. Pek çok belediyede, polis ve cami kuruluşları arasında ciddi çalışmalar başladı.

Tedirginliğin yaygınlaşması üzerine Hollanda İslam Konseyi (CMO), Adalet ve Emniyetten Sorumlu Bakan Ivo Opstelte (VVD) ile görüşme talep etti. Bu görüşmede Müslüman kesimin emniyetsizlik duygusu bakana anlatılacak ve Yahudi cemaatin bina ve kuruluşlarının korunma altına alınması gibi daha etkin önlemler alınması istenecekti.

CMO’nun talebi karşılık buldu ve görüşmek üzere randevu alındı. Bakanla yapılacak görüşmeye hazırlık olması için ilk aşamada Hollanda Terörizmle Mücadele Kurulu (NCTV) ile görüşme yapıldı. Görüşmenin başladığı sıralarda Paris saldırıları olmuş, olayın boyutları hakkında haberler yayılıyordu. Kurulun başkanı Dick Schaaf oldukça gergin ve şaşkındı. Bir taraftan camilerin karşı karşıya olduğu tehlikenin boyutunu ve alınan önlemleri açıklamak, diğer taraftan da Paris saldırılarının ardından muhtemel gelişmeleri takip etmek durumundaydı. Toplantıda resmî kurumların araştırma sonucu ve verilerine göre “camileri yakma” çağrısının münferit ve bireysel bir ifade olduğu, dolayısıyla somut bir tehdidin söz konusu olmadığı belirtildi. Verilerin bu yönde olması rahatlatıcı olsa da Müslüman karşıtı ırkçılığın “camileri yakın” gibi sloganlar üzerinden Hollanda toplumunda yankı bulabilmesi Paris saldırısının yanında gölgelenmiş oldu. Paris saldırısından sonra camilerin güvenlik talepleri, siyasi karar alıcılarda garip bir şekilde sanki cemiyetler bu saldırıyı ciddiye almıyorlarmış gibi bir intiba oluşturdu.

Paris saldırılarının boyutu belirginleşip daha sonra koşer ürünler satan bir markete saldırının ortaya çıkması gerilimi daha da arttı. Tam bu esnada hâkim algı tersine dönmüş; kendisinden saldırı “beklenen” ve tehdit kaynağı olan kesim Müslüman cemaat oluvermişti. Paris saldırısına benzer bir saldırının her an Hollanda’da ortaya çıkacağı algısının yanında “sıradan” Müslümanlar arasında bu tarz saldırılar planlayan “cihatçı”ların saklandığına dair kanaat yeniden gün yüzüne çıktı; Müslüman kesimin bu gerilimde konumlarını yeniden belli etmeleri gerektiğine dair bir beklenti oluştu. Nitekim, olayın üzerinden bir gün geçmeden, tıpkı diğer kuruluşlar gibi İslami kuruluşlar da İslam adına olduğu iddia edilen saldırıları kınadı. Bu “beklenti”nin yerine getirilmesinin ardından Hollanda İslam Konseyi hükûmetten Ivo Opstelte (VVD) ve Lodewijk Asscher (PvdA) gibi iki bakanla görüştü. Bu görüşmede toplumun tümünü tehdit eden “ortak” bir tehlikenin var olduğu ve bununla beraberce mücadele etmenin zorunluluğu vurgulandı. Aynı görüşmede, İslami kurum ve camilere yönelik tehdidin de ortak bir sorun olduğu ifade edildi. Görüşmede İslamofobinin tanımlanması ve Müslüman karşıtlığı sebebiyle işlenen suçların güvenlik birimleri tarafından bu kategoride kayıt altına alınması için gerekli adımlar atılmasına karar verildi. Nitekim Müslümanlara yönelik saldırıların “İslamofobi” değil, “vandalizm” olarak kayıt altına alınması saldırıların pek çoğunun görmezden gelinmesine neden olmaktaydı.

Hollanda’da Müslümanların merkezinde bulunduğu toplumsal gerilimin giderildiğini söylemek oldukça zor. Çoğunluk toplumu İslam dininin özünde şiddet olup olmadığı hususunu tartışırken; PVV, Hollanda Meclisi’nde “Müslümanlar Batı toplumları için potansiyel tehdittir.” gibi cümleler sarfediyor. Bu cümleler henüz diğer partilerin itirazıyla karşılaşıyor; merkez sağ ya da sol partiler PVV’nin bu tarz yaklaşımlarını saçma ve toptancı bulduklarını kesin bir şekilde ifade ediyorlar. Örneğin ocak ayında bir meclis oturumunda İşçi Partisinin (PvdA) fraksiyon başkanı Diederik Samsom, Wilders’i aşırılara benzemekle suçladı. Samsom’a göre Wilders ile onun sıklıkla diline doladığı “radikal”ler söylem ve karşılıklı algı açısından aynı. Bu kişiler Batı kültürünü ve toplumunu düşman görürken, Wilders İslam’ı ve Müslümanları düşman olarak görüyor. Tek farkları ise yöntemleri: Onlar şiddet uyguluyorlar, Wilders ise bunu rencide ederek ve dışlayarak yapıyor. Bu benzetme Wilders’i oldukça öfkelendirip yalnızlaştırsa da siyasilerin, toplumu etkisi altına alan Müslüman karşıtı söylemlere karşı nasıl etkin mücadele yöntemleri oluşturacakları merak konusu.

Fotoğraf: ©Flickr.com/Roel Wijnants

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar