İsrail’de Genel Seçimler İsrail’de Değişim Başka Bahara Kaldı

17 Mart 2015’te yirminci Knesset Parlemento Seçimlerinde Netanyahu hükûmetine dair fikir ayrılıkları ve kararsız seçmenlerin sayısı artmış bir şekilde İsrailli seçmenler sandıklara gitti. Genel Seçimler son on yılda ülkenin en şiddetli yılları olarak tarihe geçen İsrail’in geçtiğimiz yaz gerçekleşen Gazze saldırıları ve Kudüs ile civarındaki kargaşaların ardından yapıldı.

Alessandra Bajec 1 Nisan 2015

2015 bütçesi ile İsrail’i “Yahudiler’in ulus devleti” olarak tanımlayan tartışmalı Yahudi Devleti tasarısı gibi konularda kabinedeki fikir ayrılıkları neticesinde koalisyonun düşmesinin ardından aralık ayının başlarında Başbakan Netanyahu tarafından erken seçim çağrısı yapılmıştı. Parlamento seçimlerinin iki gün öncesinde başbakanlığı kimin kazanacağına dair giderek artan bir belirsizlik bulunmaktaydı. Haftalarca kamuoyu yoklamaları Benjamin Netanyahu’nun sağ kanat Likud Partisi ile merkez sol Siyonist Cephe (Isaac Herzog liderliğindeki İşçi partisi ile Tzipi Livni’nin liderlik ettiği Hatnua’nın oluşturduğu koalisyon) arasında başa baş bir mücadele olacağını ortaya koyuyordu. Ne var ki seçimlerin hemen öncesinde yapılan kamuoyu yoklamaları Siyonist Cephe’nin Likud karşısında dört sandalye önde olduğunu gösterdi.

Bununla birlikte son yoklama bilgileri, Ayman Odeh liderliğindeki Birleşik Arap Listesi’nin Knesset Meclisi’nde 13 sandalye sahibi olarak meclisteki en büyük üçüncü parti olacağını; Yair Lapid başkanlığındaki merkez sağ Yeş Atid Partisinin de 12 sandalye sahibi Jewish Home (Evimiz İsrail) partisinden hemen sonra geleceğini öngörmüştü.

Hâkimiyet mücadelesini sürdüren birçok partinin oluşturduğu 120 sandalyeden oluşan Knesset Meclisi’nde kazanan partinin hükûmet kurabilmesi için diğer partilerle koalisyona gitmesi gerekiyor. İsrail’in yeni başbakanı Knesset Meclisi’nde en az 61 sandalye çoğunluğuna sahip olan koalisyonu kuracak kişi olacak.

Anketlerin gösterdiğine göre Netanyahu Naftali Bennet (adı çoğunlukla dindar Siyonist yerleşim hareketi ile anılan Jewish Home Partisi’nin lideri) ve önemli sayıda sandalye sahibi olması beklenen aşırı-gelenekçi partilerle sağcı bir koalisyon kurarak kazançlı çıkabilir.

İsrailliler kimileri tarafından referandum olarak adlandırılan bu seçimlerde dördüncü dönem adaylığı için yarışan Netanyahu’yu seçti.

Seçimlerin arefesinde sağ kanatın desteğini kazanmak amacıyla yaptığı kesin bir hamleyle başbakan siyasi merkezden hızla uzaklaştı. Kendisi tekrar seçilirse Filistin’in devlet olmasının mevzubahis olmayacağını ve ikili devlet çözümünün yersiz olacağını ilan etti, ki 2009 yılında bu fikri destekliyordu. Netanyahu muhaliflerini Arap komşularıyla barıştan yana olarak İsrail’in güvenliğini tehlikeye atmakla suçladı.

İsrail Başbakanı aynı zamanda, seçimleri kazandığı takdirde yerleşim inşaatlarına devam edeceğinin sözünü verdi. Jerusalem Post gazetesine verdiği demeçte, “Güvenli ve birleşmiş Kudüs’ü koruyacağız.” diyen Netanyahu, İsrail’in bu “kutsal başkenti” Filistinlilerle paylaşmayacağını ima etti.

Doğu Kudüs yerleşim bölgelerinden olan Har Homa’ya olan ziyareti sürecinde bildirildigine göre Netanyahu, Siyonist Cephe’nin galibiyetine karşı uyardı: “Eğer, Tzipi [Livni] ile Bougie [Isaac Herzog] hükûmet kurarlarsa, İsrail Hamas’ın ikinci bir şubesi hâline gelecektir.”

Amerika Birleşik Devletleri’nin barış görüşmelerine tekrar başlamaları için baskı uygulamasıyla birlikte Siyonist Cephe koalisyonu liderleri kendilerinin seçimleri kazanmaları durumunda Filistin idaresi konusunu tekrar gözden geçireceklerini, diyalog sürecine sıcak bakacaklarını söyledi.

Herzog Filistinlilerle barış gayretlerini tekrar canlandırma, Amerika ile ilişkileri onarma ve zengin ile fakirler arasında arasında artan aralığı azaltma sözü vermişti. Livni’ye göre yalnızca iki devletli bir çözüm yoluyla İsrail “Yahudi, demokratik devleti değerleri”ni koruyabilecekti.

Yirminci Knesset Meclisi’nde kayda değer başka bir konu ise birleşik bir Arap Partisi listesinin İsrail genel seçimlerinde ilk kez boy göstermesi oldu. Bu Birleşik Liste, İsrail vatandaşlığına sahip Filistinlileri dört ana partide birleştiren ve İsrail’in Arap azınlığına güçlü bir ses veren bir oluşum.

Arap Birleşik Listesi sözcüsü Dr. Yusuf Cebarin seçimlerin arefesinde seçimlerle ilgili şu yorumlarda bulundu: “Bu, Arap toplumu için tarihî bir andır. Etkili hâle gelebilmemiz için önemli bir oy oranını hedefliyoruz.” Dr. Cebarin İsrail işgalinin derhal bitmesi ve İsrailli Arap toplumuna karşı ayrımcı politikaların değişmesi gerektiği çağrısında bulundu ve bu iki konuda Birleşik Listenin mücadele edeceğini bildirdi.

İsrail-Arap cephesine kayıtlı yeni bir grup olan Değişim Ümidi, İsrail hükûmetinin Arap topluluklarını kontrol etme şeklinde değişime zorlanması ve herkes için iyi yaşam standartlarının garantilenmesinin önemini yineledi. Cebarin’in açıklamalarına göre Arap bloğunun ana kaygılarından biri de Arap eğitim sisteminde Filistin’in tarihi, edebiyatı ve mirasını yansıtan bir müfredat oluşturulmasıdır.

Yeş Atid Partisi 15 bin gönüllü ve destekçiden oluşan ekibiyle seçim kampanyasına sıkı hazırlandı ve mesajlarını kamuoyuna duyurdu. “2015 bütçesinin sağlık hizmetine 4 milyar NİS (Yeni İsrail Şekeli/Parası), eğitime 3 milyar NİS, sosyal yardıma 2 milyar NİS, ve iç güvenliğe 1 milyar NİS ayrılmasını teklif ediyoruz.” diyen Yeş Atid sözcüsü Yair Zivan, seçim öncesinde “Bu hedeflere, vergileri yükseltmeden ulaşabiliriz.” demişti. Aynı zamanda Yeş Atid başkanı Yair Lapid, Netanyahu’yu ortalama vatandaştan çok uzak olmakla da suçlamıştı.

Merkez Partisi ise bir yandan bölgesel anlaşma yoluyla ikili-devlet çözümünü desteklerken, diğer yandan ana yerleşim bloklarının İsrail Devleti’nin parçası olarak kalması gerektiğini iddia ediyor. Partinin sözcülerinden Jeremy Wimpfheimer’in söylediklerine göre Likud Partisi’nin parlamento seçimlerinde oynayacağı kartlar arasında güvenlik, ulusal kimlik ve ekonomik büyüme bulunuyor. Wimpfheimer seçimlerden bir gün önce “Seçimlere katılımın yüksek olmasını umuyoruz, bununla birlikte başbakanın parlamentoya liderlik edeceğinden eminiz.” demişti.

Netanyahu’nun seçim kampanyası güvenlik ve İran’ın nükleer tehdidi gibi konularda yoğunlaşırken, seçmenlerin yarısından fazlası görünüşe göre artmakta olan hayat pahalılığı gibi ekonomik ve toplumsal sorunlardan kaygılanıyor.

Devlet Denetleme Kurulu üyesi Josef Haim Şapira tarafından Şubat ayında yayımlanan bir rapora göre 2008 ile 2013 yılları arasında barınma giderleri %55 oranında artmış; Netanyahu’nun 2009’da başbakan olmasından sonra gıda giderleri iki katına çıkmış durumda.

Seçim kampanyasının son haftalarında Netanyahu’nun İsrailliler için önemli olan konularla ilgilenmemesi, sonuç olarak bu görevi kimin daha iyi yapacağı sorusunda Herzog’u ön plana çıkarmıştır. Seçimden iki gün önce Herzog bir televizyon programında şunları söylemiştir: “İsrail halkı Netanyahu’dan bıktı ve kamuoyu biliyor ki onun yerine geçebilecek tek siyasetçi benim.”

Birçok seçmen başbakanın güvenlik alanında da o kadar güçlü olmadığını; Gazze’ye karşı yürütülen ve 51 gün süren savaşta İsrail’in ciddi bir başarısı ya da kazanımı olmadığını düşünüyor.

İsrailli halk arasında, son altı yıldır mevcut olan Netanyahu politikasının değişmesi gerektiğine dair bir düşünce oluştu. Oylamanın on gün öncesinde 35 binden fazla İsrailli Tel Aviv kentinde Netanyahu’nun liderliğini protesto etti.

Artan muhalefete karşın Netanyahu’nun seçim günü koltuğundan indirilme ihtimaline araştırmacılar şüpheyle bakıyordu. Fakat bunun tam aksine Likud Partisi Knesset Meclisi’nde 30 sandalyeyi güvenceye alarak önemli bir galibiyet kazandı. Son sayım sonuçlarına göre Siyonist Cephe 24 sandalye, Birleşik Arap Listesi 14 sandalye sahibi olarak parlamentodaki üçüncü büyük parti olurken; Yeş Atid ise 11 sandalye sahibi oldu. Bu seçimlerde yüzde 72 oranında katılım oranıyla İsrail’de 1999’dan itibaren en yüksek katılımcı kaydına erişildi.

Netanyahu’nun atacağı bir sonraki adım yeni bir hükûmet kurabilmek için sağ-kanat koalisyon oluşturmak oldu. Sonuçlardan saatler sonra aşırı sağcı lider olan Naftali Bennett’i arayarak yeni koalisyonunu şekillendirmek için görüşmelere başladı. Başbakan ayrıca İsrail Beytenu lideri Lieberman ve aşırı-gelenekçi partiler ile Kahlon’un da içinde bulunduğu küçük parti liderleriyle de görüşerek koalisyon hazırlığına girişti. Ne var ki İsrail partilerinin koalisyon oluşturabilmesi zaman alabilir.

Ana önceliği Netanyahu’nun tekrar seçilmesini engellemek olan Birleşik Arap listesi mensupları seçim sonuçlarına dair hayal kırıklığını ifade etti. Ayrıca Netanyahu’yu iktidardan uzak tutabilmek için sol kanat ve merkez partileriyle koalisyon olanağının olup olmadığını araştıracaklarını ekledi.

Seçim sonuçlarını değerlendiren Filistinli yetkililer Uluslararası Ceza Mahkemesine katılma planlarını hızlandırma ve Filistin’in devlet olması için diplomatik kampanyalarını sürdürme sözü verdi. Bununla birlikte Filistinliler İsrail’in Batı Şeria işgali ve geçen yıl Gazze’de gerçekleşen savaş nedeniyle 1 Nisan’da İsrail’e karşı savaş suçları iddialarını sunma konusunda kararlı görünüyor.

Seçimden şaşırtıcı bir şekilde güçlü bir galibiyetle çıkan Netanyahu seçimden önce verdiği demeçten, yani kendisinin hükûmetin başında olduğu sürece herhangi bir şekilde Filistin Devleti’nin kurulamayacağına dair ifadelerinden geri adım atarak hâlâ ikili-devlet çözümü istediğini söyledi. Ne var ki müzakerelere tekrar başlayacağını belirtmedi ya da barışı sağlamak için herhangi bir yeni çözüm önerisi getirmedi.

Amerika Başkanı Obama ise Netanyahu’nun önceki sözlerine bakıldığında İsrail’in artık ikili-devlet çözümüne sıcak bakmadığını söyleyerek İsrailli başbakanın sözlerindeki bu değişikliğe karşı güvensizliğini belirtti.

Washington için önemli bir politika olan Filistin sorunu İsrail’in uluslararası arenada giderek yalnızlaşmasıyla birlikte Netanyahu’nun Amerikan yönetimi ile zaten hasar görmüş olan ilişkilerini daha da kötüleştirebilir.

Sağ kanat ve sol kanat liderleri arasındaki tek farkın retorik farkı olmasından dolayı, İsrail’deki genel seçimler küçük de olsa bir değişim ümidi taşıyordu. Herzog’un İsrail’in Filistin politikasını değiştireceğine dair çok küçük bir ümit vardı. Şimdi resmî olarak yeniden başbakan olan Netanyahu ile kurulacak hükûmetin Filistin işgalini sonlandıracak girişimlerde bulunacağına dair beklenti ve umut çok daha az.

Fotoğraf: ©Flickr.com/Abode of Chaos

Alessandra Bajec

Alessandra Bajec Kahire merkezli serbest gazeteci. 2010-2011 yılları arasında Filistin’de yaşadı. Metinleri rt.com, CounterPunch ve Avrupa Gazetecilik Merkezi dergisinde yayımlandı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar