İngiltere'de İslam Truva Atı Operasyonu Telafi Edilebilecek Mi?

Mart 2014’te Birmingham Belediyesi’ne gönderilen ve bölgedeki bazı okulların sözde “Truva Atı Operasyonu” denilen bir operasyonla “İslamcı” aşırılar tarafından ele geçirilme planını anlatan mektup Birleşik Krallık’ın gündemini uzun süre meşgul etti. Aradan geçen bir senenin ardından açıklanan raporda böyle bir operasyonun aslında var olmadığı açıklandı. Raporun ardından Müslümanların zedelenen güvenlerinin nasıl telafi edileceği ise merak konusu.

Ufuk Seçgin 1 Nisan 2015

Birleşik Krallık’ta Mart ayında “Okullarda Ekstremizm: Truva Atı Skandalı” başlıklı raporun sunulması esnasında Parlamento Eğitim Komisyonu Başkanı Graham Stuart soruşturmanın sonuçlarını şu şekilde açıkladı: “Bir vaka hariç yapılan araştırmalardaki ilgili okulların hiçbirinde aşırılığa veya radikalleşmeye yönelik belirtiler bulunmamıştır. Ne sürdürülmekte olan bir komploya işaretler ne de ülkenin diğer kısımlarında önemli sorunlar mevcuttur.”

2014 yılının ilk aylarında kitlesel bir histeriye yol açan ve “Truva Atı Operasyonu” olarak tabir edilen söylenti ile ilgili olarak nihayet ciddi bir rapora sahip olduk. Bu raporu siyasi menfaatlerden bağımsız olarak çocuklarımızın eğitimi için harekete geçen Eğitim Komisyonu’na borçluyuz.

Öğretmenler ve Doçentler Birliği’nin (İng. “Association of Teachers and Lecturers” – ATL) Genel Sekreteri Mary Bousted’e göre bu eğitim skandalı “millî bir paniğe” yol açtı. Bu tek taraflı tartışmanın zirvesinde Müslüman cemaat her açıdan günah keçisi ilan edilmiş ve tekil şahıslar bütün bir toplumun göstergesi olarak sunulmuştur. Birmingham kentindeki bazı eğitim müdürleri ve veliler kendilerine yönelik benzeri görülmemiş medya ilgisi sebebi ile normal hayatlarını yaşayamaz olmuşlardır. Büyük kısmı Müslüman olan oradaki öğrenciler kendilerine kasten güçlük çıkarıldığı hissine kapılmıştır.

Âdeta Müslümanlara ve Müslüman eğitimcilere karşı açılmış bir av mevsiminin adı olan “Truva Atı Operasyonu”nun aslında bir zandan ibaret olduğu ortaya çıktığına göre şu soruyu sormak mantıklı görünmektedir: Şimdi birileri Müslümanları inciten bu dedikodudan dolayı cezalandırılacak mı? Ya da bu histerinin bu denli uzadığına izin verildiği için birileri özür dileyecek mi? Birleşik Krallık halkı eski Millî Eğitim Bakanı Micheal Gove’dan özrü hak etmiştir. “Eğitim standartlarını kontrol eden Ofsted (İng. “Office for Standards in Education, Children’s Services and Skills”) isimli kurumun kararlarının güvenilirliği”ne dair Eğitim Komisyonu’nun sorduğu sorular karşısında Ofsted müdürü hangi pedagojik nedenden dolayı siyaseti eğitimden uzak tutmayı ihmal ettiğini açıklamalıdır.

Birleşik Krallık’taki siyasi iklimimizin acınılacak gerçekleri karşısında, olaylara sebep olan insanların pişman olduklarını muhtemelen işitmeyeceğiz. Müslümanlar suçsuz oldukları kanıtlanana kadar bir müddet daha suçlu görüleceklerdir. Maalesef 21. yüzyılın çoğulcu Büyük Britanya’sında hâlâ bazı gruplar eşitliğe sahip değildir. Bu olay da siyasi medyamızın büyük kısmı tarafından büyük ihtimalle unutulmaya terk edilecektir.

Müslüman cemaatten çoğu kişiler ve toplumun diğer kesimleri aslında komisyonun sunduğu sonuçlara daha önceden dikkat çekmişlerdi. Fakat sansasyonel manşetler ve Müslümanlara karşı panik çıkarmak uğruna bu insanların itidal çağrıları tamamen göz ardı edilmiştir. Müslümanlar ideolojik ve siyasi amaçlar doğrultusunda veya muhtemelen bazılarının zevki için günah keçisi olarak gösterilmişlerdir. Bu bağlamda ülkenin “Müslümanlar tarafından ele geçirilmesini” konu edinen gazete manşetlerini hatırlamak yeterli olacaktır.

Radikalleşme ve aşırılık elbette açıkça konuşulup tartışılması gereken konulardır. Fakat bu aşırılığın her türü ve olası sebeplerin tamamı için yapılmalıdır; zaten mimlenen bir topluluk üstünde dar bir odak noktası oluşturmak veya daima kuşku ve güvenlik gözlüklerinden bakmak elbette zarara yol açmaktadır.

Hükûmetin herhangi bir delile ya da somut şüpheye dayanmayan “Prevent” isimli önleyici tedbir stratejisi ve bu kapsamda kullanılan teori Müslümanları zaten ürkütmüş ve yabancılaştırmıştır. Kısa süre önce eski bir yönetici polis memuru tarafından “zehirli bir girişim” olarak tabir edilen “Prevent”e tam da bu sebeple toplumdan neredeyse hiç destek gelmemektedir.

Radikalleşme ve aşırılık olgusunu bütünüyle anlamak için hakikaten de kaynaklar sarf edilmelidir. Fakat aşırılık bağlamında çoğu Avrupa hükûmeti merceği sadece Müslümanlara doğrulttuğu için sağcı grupların faaliyetlerinin Avrupa’nın her yerinde açıkça artması sürpriz değildir.

Yıllar geçtikçe, bilhassa Londra’daki 7/7 saldırıları ve Lee Rigby cinayeti sonrasında Müslümanlar şüpheli ve hatta devlet düşmanları olarak görülmektedirler. Bunun sonucu olarak Müslüman cemaat hakkındaki tartışma da bütün tarafları zihnen zehirleyici bir yapıda seyretmektedir.

Truva Atı skandalından da öğrenildiği gibi biraz nefes alarak büyük bir cemaatin bütün mensuplarının günah keçisi olarak gösterilmesini engellemeliyiz, zira bu durum toplumda bölünmeye yol açmaktadır. Yurttaşların tamamına aidiyet hissini vermeli ve en önemlisi de siyaseti çocuklarımızın eğitiminden uzak tutmalıyız.

Fotoğraf: ©Flickr.com/ukhomeoffice

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar