Dosya: "Dinî Cemaat-Devlet İlişkisi" Avusturya Hükûmetinin Yetkisi Her Şeyden Üstün Mü?

Müslümanların otorite ile ilişkisinde belirleyici olan nedir? Hükûmetin ya da idarecinin yetkisinin her şeyden üstün olduğuna dair inanç mı? Devlete karşı gelmenin imkânsız olduğuna dair düşünce mi? Bu sorular uzun vadede Avrupa’daki Müslümanların haklarını edinmeleri için devlet yetkilileriyle gerçekleştirilen müzakerelere damga vurmuş durumda.

Farid Hafez 1 Nisan 2015

Bu sene 50. ölüm yıl dönümünü idrak ettiğimiz insan hakları savunucusu Malcolm X meşhur konuşmalarında sahibinin evindeki köle ve tarladaki köle örneklerini vermiştir. Evdeki köle (zenci), Malcolm’un ifadesine göre kendisini kendi kimliğini unutana kadar sahibi ile özdeşleştiren kişidir. Bir kimliği bulunmadığından dolayı o artık kendisi değildir. Kimliğini sahibine olan vazifeleri doğrultusunda temellendirmektedir. Sahibi hasta olduğunda bile, “Hasta mıyız?” diye sormaktadır. Buna karşın tarladaki köle “özgür” zencidir; zulüm gördüğünün ve sömürüldüğünün farkındadır. Kendi hayatına kendi yön verir ve sahibinin ölmesinden başka bir dileği yoktur. Bu hikâyeyi günümüzdeki durum için bire bir kullanmak mümkün değil. Fakat buna rağmen hükmeden ile hükmedilen arasındaki ilişkinin yapısı bu hikâyede ilgi çekicidir. Bu bağlamda kendi hayatına kendisinin yön vermesi tarladaki “özgür” kölenin en baskın özelliğidir. Kim olduğunu ve ne istediğini bilmektedir. Ve konumu daha iyiymiş gibi görünen evdeki köle gibi kendi benliğini unutacak kadar sahibine bağlanmamaktadır. Güç sahibi olan efendisinin kendisine yönelttiği isteklere sadece ilgisiz bir şekilde bakmaktadır.

Avusturya’daki yasama sürecini Müslümanlar açısından analiz etmek için bu iki figürü daha soyut bir seviyeye taşıyalım. Zira İslam Yasası Müslüman temsilciler ile beraberce müzakere edilmiş ve devletin iddiasına göre, devletin sunduğu şekilde tanınmış İslam dinî cemaati ile üzerinde mutabakata varılmıştır. Taslağın iki bakan tarafından kamuoyuna sunulmasının ardından İslam dinî cemaati tarafından eleştirilmesinin nedeni, tasarının şekillendirilmesine dâhil edilmemiş aktörlerin eleştirilerinin yüksek sesli olmasından ve resmî temsilcinin zayıf kalması durumunda çoğu Müslümanın artık bu kuruluşu güvenilir bir temsilci olarak kabul etmemeleri ihtimalinden kaynaklanmaktadır.

Müslüman sivil toplumdan gelen talepler sonucunda parlamento öncesi denetleme sürecine dâhil olan İslam dinî cemaati, resmî uzman raporunda kapsamlı bir eleştiri sundu. Bunun akabinde İslam dinî cemaati ile yapılan “müzakereler” ilk taslağın önemli ölçüde değiştirilmesini sağlamamıştır. Hakikaten de Ekim 2014 tarihli ilk yasa tasarısı ile Şubat 2015’te Ulusal Meclis’te çıkarılan yasa arasında çok az sayıda fark bulunmaktadır.

Müzakerelere katılan Müslüman temsilciler şu argümanı sık sık ileri sürdüler: “Yasama erki Müslümanları bu sürece dâhil etsin veya etmesin, bu yasayı çıkaracak.” Bu durum hakikaten de bu şekilde hükûmet görevlileri tarafından Müslüman müzakere taraflarına iletilmiştir. Fakat aynı zamanda İslam Yasası’na meşruluk kazandırmak için hükûmet temsilcileri İslam Yasası’nı eleştirenlere argüman olarak süreçte Müslümanlar ile müzakere edildiğini de öne sürmüştür. Bu durumda hangi durum daha ağır basmaktadır? Bir yanda hükûmet, Müslümanlara “rağmen” bir yasa çıkarmamaya dikkat ettiğini vurgulamaktadır. Zira böyle bir olay, sosyal ortaklığı olan aktörlerin bulunduğu siyasi uzlaşma kültürüne aykırıdır. Diğer yanda ise hükûmet Müslümanlara karşı baskı oluşturmaya çalışmış ve muhtemelen belli durumlar, İslam dinî cemaati temsilcilerinin hükûmetin bu baskısına boyun eğmesini teşvik etmiştir.

Olası ihtimallere dair sorular ise şunlardır: Hükûmetin baskısına boyun eğmenin nedeni Müslümanların iç işlerindeki hiyerarşi yapılarında da kimi zaman rastladığımız “hükûmetin ya da idarecinin yetkisinin her şeyden üstün olduğu”na dair inanç mıdır? Veya İslam Yasası’ndan sorumlu olan ilk nesil Müslüman yetkililerin çoğunun otokrasi içerisindeki Müslüman ülkelerde, idarecinin yetkisinin her şeyden üstün olduğu bir kültür içinde sosyalleşmiş olmaları mıdır? Ya da devlete karşı gelme düşüncesinin imkânsız olduğunu düşünmeleri ve diğer tarafta yasaya itiraz eden Müslüman aktörlerin çok köktenci bir muhalefet yaptıklarını düşünmeleri midir? Burada bu psikolojik konumun çeşitli boyutları aynı ölçüde mi rol oynamıştır?

İslam dinî cemaatinin tutumuna bakıldığında yetkililerin, hükûmet sorumlularına yasayı Millî Meclis’ten geçirmek için gereken her desteği verdiği açıkça görülmektedir. Henüz yasa kararlaştırılmadan önce İslam dinî cemaatinin başkanı hükûmet temsilcilerine olan itaat sınırlarını aşarak itaatinde daha ileri gitmiş ve iki bakana ve Anayasa Kurulu yöneticisine 10 Şubat 2015 tarihinde (sızdırılan) gizli bir yazı göndermiştir. Bu yazıda henüz “Şura’nın resmî onamasının bulunmadığı”, fakat başkanın “onama için tavsiye zeminini açıkça oluşturacağı” belirtilmektedir. Olası kişisel sebepler bir yana bu olay, siyasi düzlemde sonuna kadar açık bir pozisyonun korunmasının imkânsızlığını ortaya sermektedir. Sonbaharda sunulan 20 sayfalık eleştiri tarihe karışmış ve yerine yine şu argüman kullanılmıştır: “Hükûmet yasayı Müslümanlara rağmen de çıkaracak.”

Malcolm X’in ifadeler ile bağlantılı olarak “tarla Müslümanı” çok sayıda genç Müslüman inisiyatifin yaptığı gibi isyan ederdi. Fakat “evdeki Müslüman” sahibinin memnuniyetini göz önünde bulundurmuştu. Yalnız bu bağlamda tarla Müslümanı, sahibinin ölümünü isteyen ve isyan çıkaran köle değildir. Tarla Müslümanı eleştiriler öne sürmüştür ve sadece herkese tanınanı kendisi için de istemiştir. Bu Müslüman, anayasa temelli yeni bir İslam Yasası’nın iyi bir şey olduğunu savunmuş, ancak bunun eşitlik hakları ve ayrımcılığa karşı anayasa tarafından garantilenmiş ilkeler doğrultusunda olması gerektiğini vurgulamıştır. “Tarla Müslümanı”, alt sınıfın bir bireyi, köle, yalvaran kul veya sahibinin evine kabul edilmeye susamış kişi değil; vatandaş olmak istemiştir. Eşitlik istemiştir. O aslında hükmedenlerin yasada Müslümanların kabul etmediğini ima ettiği şeyi istemiştir: Hukuk devleti ilkesine ve anayasaya bağlılık (İslam Yasası Madde 2). Tüm süreçte hükûmet haklı olarak eleştirilmiştir. Ama sonuç itibariyle İslam Yasası, Müslüman idarenin onamaması durumunda kararlaştırılması asla mümkün olmayacak bir sonuçtur. Böylece yeni İslam Yasası, aslında Müslüman idarenin konumunu yansıtmaktadır.

Fotoğraf: ©Flickr.com/Thomas Hawk

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar