Dosya: "Balkanlar ve Kimlik" Balkanlar Küresel Güçlerin İlgi Odağında Mı?

Balkanlar ve Kimlik

Tüm Balkan halklarının psikolojik ve sosyolojik profillerini belirleyen özelliklerden biri, Balkanlar’ın dünya siyasetinde ve tarihinde önemli bir role sahip oldukları efsanesine inanmış olmalarıdır. Bununla birlikte Balkanlar “büyük güçler” olarak bilinen ülkeler için bir ilgi alanı olarak tanımlanabilir.

Eşref Kenan Raşidagiç 1 Mayıs 2015

Balkanlar çalkantılı tarihine rağmen dünyadaki gelişmelerin merkezindeydi. Saraybosna’da 1914’te 1. Dünya Savaşı’nı başlatan olay da dünya güçlerinin Balkanlar’a olan ilgisini arttırmıştır. Öte yandan Balkanlar’ın pek de ilgisinin olmadığı çatışma olaylarından zarar gördüğü söylenebilir. Bismarck’ın aşağılayıcı ifadesinde belirttiği gibi, “Balkanlar bir Alman askerinin hayatı kadar bile değerli değildir.”, yani bu coğrafya çıkar savaşları esnasında bir çırpıda harcanabilir.

Savaşların hiç de eksik olmadığı 20. yüzyıl hariç Balkanlar, modern dönemde büyük güçlerin ilgi odağından oldukça uzaktı. Bunun nedenleri oldukça farklıdır: Öncelikle birinci ve ikinci Yugoslavya ve Arnavutluk genelde dış dünyadan uzak, içlerine kapanık ülkelerdi. Bölgesel ve büyük güçlere şüphe ile baktıklarından dolayı onlarla aralarına mesafe koymuşlardı. Balkanlar küçük, parçalanmış, fakir ve geleneksel olarak dağılmış bir bölgeyi temsil ettiğinden, oraya hâkim olmak için çok da büyük bir çaba gerekmediğini düşünüyorlardı.

Ayrıca Balkanlar, büyük güçlerin onu gözlerinde büyütecek nedenlerden biri olan doğal kaynaklar açısından da oldukça fakirdir. Balkanlar’ın tüketmekten çok üretebildiği tek şeyin tarih olduğu sık sık söylenir. Balkanlar Soğuk Savaş ve Yugoslavya’nın dağılmasından sonra jeopolitik ve ekonomik havzalara yeniden entegre olmuş, Balkanlar’da kısa sürede kurulan küçük ülkeler zayıf olduklarından doğal olarak ekonomik ve politik açıdan daha güçlü ülkelere bağımlı hâle gelmişlerdir. Mezkûr Balkan ülkeleri askerî güç bakımından da dikkate alınmayacak ülkelerdir. Güvenlikleri ise cevap veremeyecekleri belirsiz olaylar üzerine kuruludur. İnsanların cesareti yoktur, birbirlerinden kopukturlar, eğitimli insanlar ortaya çıkan beyin göçü ile yurt dışına gitmektedir. Bütün bu ülkelerde ticari sahaya entegre olmuş endüstriyel mağaza zincirleri kaybolup yerine küçük ve genellikle kârsız kurumsal yapılar doğmuştur. Ayrıca savaşlar ve iç çatışmaların yanı sıra vahşi özelleştirme ve yeni elitler tarafından yapılan soygunlar bu ülkelerin ekonomik dokusunun imha edilmesini sağlamıştır. Bütün bu faktörler, özellikle ekonomik alanda büyük güçlerin bu bölgelere olan ilgilerini tazelemelerine neden olmuştur. Avrupa ülkeleri, özellikle Avusturya, bir bakıma Almanya ve İtalya bu bölgelerde yıllardır enflasyon, zayıf para birimi ve zayıf ekonomiden dolayı bölge ülkelerinde yıkılan bankacılık sektörüne ilgi duymuşlardır. Doğu ve Batı arasındaki sınırları oradan kaldıran ulaştırma ve iletişim alanında da Balkanlar ilgi çekmiştir.

Üretimi ile vatandaşlarının temel ihtiyaçlarını karşılayamayan piyasası ve zayıf hükûmet düzenleri de büyük şirketlerin Balkanlar’a ilgi duymasına yol açmıştır. Mevcut göstergeler ve istatistiklere göre Batı Balkanlar’da en aktif ülkeler, Avrupa birliği ülkeleri olan Avusturya, Almanya ve İtalya’nın ardından Rusya ve Türkiye’dir. Doksanlı yıllarda bu bölgede stratejik ve kilit bir rol oynayan Amerika neredeyse bütünüyle geri çekilmiştir. Bölgedeki teorisyenlerin tahminlerine uymayan gerçek, Balkanlar’ın dünyanın önde gelen süper güçleri için önemli bir bölgeyi teşkil etmediğidir. Samimiyetine kimsenin inanmadığı Rusya’nın artan ilgisi bile Amerika’nın ilgisini tekrar Balkanlar’a yönlendirmesine neden olmamıştır.

Yabancıların yatırımlarını gösteren istatistikler, hangi ülkelerin Balkanlar’a ilgi duyduğunun bir göstergesidir. Bu istatistiklerde son yirmi yılın en büyük yatırımcıları ve destekçileri arasında genel olarak Avrupa Birliği ülkeleri yer almaktadır. Küçük ve parçalı piyasasından dolayı genel olarak Batı Balkanlar’a yatırım yapılmamaktadır. En büyük yatırımlar genelde ekonomi sektörü ya da altyapı (nakliye, ulaştırma) alanlarınadır. Bankacılık sektörü genelde Avusturya, İtalya ve Almanya bankaları tarafından özelleştirilmiştir. Son zamanlarda yapılan satışlar sonrasında buna Rusya da dâhil olmuştur. Bankacılık sektörünü devraldıktan sonra, çoğu yabancı yatırımcı imalat sektörüne de yatırım yapmaya başlamıştır. Kârlı olabilecekleri düşüncesi ile imalat sektöründeki endüstriyel şirketler de özelleştirilmiştir: Bosna Hersek’te çimento fabrikaları, rafineler, Sırbistan’da petrol endüstrisi, Hırvatistan’da otelcilik… Ticari sektör de eski Yugoslavya coğrafyasının ulusal sınırlarını aşıp zincirler hâlinde gelişmeye başlamıştır. Avrupa Birliği’ndeki Balkan ülkeleri de dâhil, komünizmden sonra batı Avrupa ülkelerine yapılan yatırımlar ihmal edilmiştir. Örneğin geçtiğimiz on yılda, post–Yugoslavya ülkelerinin en büyüğü Sırbistan’a 18 milyar Euro yatırım yapılmıştır. Savaştan sonra yaklaşık 20 yıl içerisinde Bosna Hersek’e 5.6 milyar Euro yatırım yapılmıştır. Bu zaman dilimi içerisinde Makedonya’ya da yapılan yatırım hemen hemen aynıdır. Makedonya’ya yatırım yapanların listesinde, ilk sırada yarım milyon Euroluk yatırımlarıyla Yunanistan vardır. Avrupa Birliği ve üyeleri bireysel olarak bölgedeki ülkelere maddi yardım yapmaktadır. 2013 yılında Avrupa Birliği Sırbistan’a 200 milyon Euro, Kosova’ya 70 milyon Euro, Arnavutluk’a 95 milyon Euro, Bosna Hersek’e 47 milyon Euro, Makedonya’ya ise 113 milyon Euro yardım yapmıştır. Her ne kadar bu sayılar az gibi görünse de, hesaplanınca yabancı yatırımcıların ülkeye yaptıkları yatırımlar ile neredeyse aynı değere sahip oldukları görülecektir. Şu da belirtilmelidir ki Avrupa Birliği, yardımlarının karşılığında siyasi anlamda bir geri dönüş beklememektedir, fakat bireysel yatırımcıların çıkarları düşünüldüğünde durum böyle değildir. Avrupa Birliği, bu ülkelerin İstikrar ve Ortaklık Anlaşması (SAA) çerçevesinde AB üyeliği yolundaki yükümlülüklerini yerine getirebilmeleri için onlara yardım etmektedir. Bölgedeki Bosna Hersek ve Kosova dışındaki bütün ülkeler AB üyelik adaylığı için başvurmuşlardır.

Balkanlar’daki araştırmacılar Rusya’nın bölgeye olan ilgisini araştırmak için oldukça fazla zaman sarf etmektedir. Rusya’nın ilgisinden dolayı bu bölge medyanın da ilgisini fazlasıyla çekmeye başlamıştır. Sırp medyasının eleştirisiz Rus taraftarlığı ve Bosna Hersek’te olduğu gibi “Rusya’nın gerçek niyeti acaba ne?” korkusu mesele ile ilgili iki uç noktayı teşkil etmektedir. Balkanlar’da en büyük 10 yatırımcı arasında Rusya da vardır. Fakat bu yatırımların kısa dönemli olup stratejik varlıkların satın alınması, petrol işleyiş ve satılışıyla sınırlandırıldığını unutmamak gerekir. Rusya, Sırbistan’ın petrol endüstrisini, Bosna Hersek’te rafineri ve benzin istasyon zincirlerini satın almış, Karadağ’da önde gelen yatırımcılarından biri olmuştur. Fakat ekonomik analiz üzerinde durulduğunda Rusya’nın yaptığı yatırımların AB yatırımlarının yanında önemsiz olduğu ortaya çıkmaktadır. Geçtiğimiz on yılda Rusya Sırbistan’da 650 milyon Euro yatırım yapmıştır. Bu rakam Sırbistan’a yapılan yatırımların yüzde 3.6’sı oranındadır. Makedonya’da ise Rusya ilk on yatırımcı arasında yer almamaktadır. Bu durumdan çıkan sonuç, Rusya’nın Balkanlar’a olan ilgisinin sadece retorik ile sınırlı olduğudur. Moskova Balkanları Avrupalılaştırma projesinde Avrupa ile yarışmaya hazır değildir. Kosova konusunda Moskova’nın Belgrad’a olan desteğinin karşılığında Sırbistan petrol endüstrisinin tamamını Rusya’ya satmıştır. Fakat zaman zaman Rus yetkililerin Kosova konusunda sözlü kınamaları dışında, Kosova sorunu uluslararası düzeyde Rusya’nın ilgi alanında değildir. Rusya’nın Bosna Hersek’e karşı tek eylemi kısa süre önce Bosna Hersek’te EUFOR misyonunun uzatılmaması için oy vermesidir. Bu, Rusya’nın Sırpların tarafında olduğu düşüncesini güçlendirmiştir.

Atalarının Balkanlar’dan çekilmesinin üstünden uzun zaman geçmiş olmasına rağmen son dönemlerde Türkiye’nin bu bölgeye ilgisi artmaya başlamıştır. Her ne kadar Balkan ülkelerine yatırım yapan ülkeler arasında ilk 10’da yer almasa da Türkiye Balkanlar’a bugüne kadar 4.9 milyon Dolar yatırım yapmıştır. Türkiye son yıllarda inşaat alanında 8.8 milyon Dolar tutarında yatırım yapmış olmasının yanı sıra, 2008 yılına kadar Balkan ülkeleriyle ticaret alanında 17.7 milyar Dolar değerinde kazanç elde etmiştir. Türkiye belki de büyük ülkeler arasında Balkanlara klasik anlamda ilgi duyan tek ülkedir. Bu ilgi, son 10 yılda AKP’nin yönetimiyle daha belirgin hâle gelmiştir. Bölgeye kültürel anlamda ilgi duyan Başbakan Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın etkisiyle bu ilişki daha da güçlenmiştir. Bu ilginin sadece nüfusunun çoğunluğu Müslümanlardan oluşan ülkeler için geçerli olmadığını Erdoğan’ın eski Sırbistan başkanı Boris Tadiç ile olan yakınlığından anlıyoruz. Ayrıca Balkanlar’da uzun süreli tarihî rolünden sonra, günümüzde bölgedeki kültürel değerlerin tekrar yaşatılması ve onarılması için yaptığı yatırımlarıyla da ön plana çıkmıştır. Türkiye bu bölgelerde okul öncesi eğitiminden üniversite eğitimine kadar açtığı eğitim kurumlarıyla da öncü olmuştur. Örneğin sadece Saraybosna’da iki tane üniversite, iki lise, kreş ve kültür merkezi açılmıştır. Türkiye’nin bölgedeki etkisi tabii ki tartışılmıştır. Özellikle Ortodoks nüfusun çoğunlukta olduğu Sırbistan ve Bosna Hersek’teki Sırp Özerk Bölgesinde Türkiye’nin rolünün Rusya’nın etkilerini dengelediği düşünülmektedir. Ancak Türklere karşı tutum Müslümanların çoğunlukta olduğu bölgelerde her zaman pozitif değildir. Bunun da iki nedeni vardır: Bu alanlarda laik anlayışına sahip bireyler Türklerin etkisinin Avrupa üyeliği hedefinde engel olduğunu düşünmektedir. Diğer yandan, Türkiye’nin gösterdiği ilginin “kardeşlik sevgisi” ile bir ilgisi olmadığı iddia edilmekte, yapılan yatırımların da yetersiz olduğu düşünülmektedir.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar