Mısır'da Darbe Yargılaması Mısır’ın İstiklal Mahkemeleri

Mursi’nin 20 yıl hapse mahkûm edilmesi, Mısır’da politize olmuş yargının ve çifte standartların en açık göstergesi. Mursi karşıtı cepheden suç işleyen ve şiddete bulaşan sorumluların tutuklanmaması ve onlar hakkında hiçbir suçlamanın yargıya intikal etmemesi ise dikkat çekiyor.

Meltem Kural 1 Mayıs 2015

Temmuz 2013’de askerî darbeyle görevinden uzaklaştırılan Mısır’ın demokratik yollarla seçilmiş ilk cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, 21 Nisan 2015 tarihinde Kahire Ceza Mahkemesi tarafından 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hakkında 20 sene hapis cezası verilenler arasında keskin nişancılar tarafından hedef alınarak katledilen Esma Biltacı’nın babası Müslüman Kardeşler’in üst düzey yöneticilerinden Muhammed Biltacı da bulunuyor. Mahkeme nisan ayının başında aynı davadan yargılanan ve içlerinde Müslüman Kardeşler’in lideri Muhammed Bedii’nin de bulunduğu 13 İhvan yöneticisi hakkında idam, 37 kişi hakkında ise müebbet hapis cezasına hükmetmişti. Geçtiğimiz sene mart ayında ise iki günlük yargılamalar sonucu 528 kişi hakkında verilen idam kararı dünya kamuoyunda geniş yankı bulmuştu.

Kamuoyunda “ittihadiye olayları” olarak bilinen, 2012’de Cumhurbaşkanlığı Sarayı önündeki olaylarda bazı protestocuların ölümü ile neticelenen şiddet olaylarını teşvik ettiği suçlamasıyla hüküm giyen Mursi hakkında bunun dışında Vadi Natrun Hapishanesi’nden kaçmak, Hamas’a ve Katar’a istihbarat sağlamak gibi casusluk suçlamalarıyla devam eden başka davalar da bulunuyor.

Mahkemenin elinde somut delil olmamasına rağmen devrilen hükûmet mensupları ve destekçileri hakkında söz konusu yargılamalar, darbe sonrası Müslüman Kardeşler’e karşı başlatılan cadı avının bir parçası olarak görülüyor. Zira darbenin hemen ardından Müslüman Kardeşler yasa dışı ve terörist bir örgüt ilan edilerek, tüm destekçilerine yönelik sıkı bir takip başlatılmıştı.

Mursi, İhvan üyeleri ve darbe karşıtları hakkında verilen söz konusu hükümler 3 Temmuz 2013’te darbe ile iktidara gelen eski Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı Abdulfettah El-Sisi yönetimindeki Mısır’da hukukun kimler için işlediği ya da işlemediğinin resmini çiziyor. Bir yandan hayatını kaybedenlerin büyük çoğunluğunu üzerlerine ateş açılan Mursi yanlısı protestocuların teşkil ettiği Cumhurbaşkanlığı Sarayı önündeki şiddet olaylarını teşvik etmekle suçlanan Mursi’ye, avukatlarının kendisiyle görüşmesine ve kendini savunmasına fırsat tanınmayan gizli bir oturumda 20 sene hapis cezası veriliyor. Öte yandan aynı mahkeme tarafından 2011’deki diktatörlük karşıtı barışçıl gösterilerde protestocular üzerine ateş açtırarak bine yakın insanın ölümüne, binlercesinin yaralanmasına sebep olmaktan ve birbirinden farklı yolsuzluk suçlamalarından yargılanıp Haziran 2012’de müebbet hapis cezasına çarptırılan Hüsnü Mübarek hakkında beraat kararı alınıyor.

Bununla birlikte Mursi karşıtı cepheden suç işleyen sorumluların da tutuklanmaması ve onlar hakkında hiçbir suçlamanın yargıya intikal etmemesi dikkat çekiyor. Ağustos 2013’te Rabia Meydanı’nda toplanan darbe karşıtlarına polisin yaptığı müdahele sonucu 1.282 kişinin ölümü, 5 bin kişinin yaralanması ve 350 kişinin kaybolması ile ilgili hiçbir soruşturma yapılmazken, darbenin ilk iki yılı içerisinde öldürülenlerin sayısının 5 bini geçtiği ifade ediliyor. Uluslarası Af Örgütü’nün verilerine göre sadece 2014 yılında Mısır hapishanelerinde 124 tutuklu gözaltında polis şiddeti sonucu hayatını kaybetti.

Mursi ve arkadaşları hakkında verilen kararlardan mahkeme ve yargılama şekline kadar pek çok hususta evrensel hukuk kaidelerini açıkça ihlal eden uygulamalara şahit olunuyor. Gizli oturumlarda gerçekleştirilen toplu yargılamalar, basına ve halka kapalı oturumlar, avukatları ile görüştürülmeyen sanıklar, sanık avukatları tarafından mahkemeye sunulan delillerin mahkeme heyeti tarafından dikkate alınmaması, çoğu bir iki saat içinde karara bağlanılan davalar ve birkaç saatlik yargılamaya sığdırılan müebbet hapis ve idam kararları kurulan mahkemelerin ve sözde karar mevkinde oturan hâkimlerin sonu başından belli bir oyunda sadece bir figürandan ibaret oldukları gerçeğini gün yüzüne çıkarıyor.

Bununla birlikte Sisi yönetimindeki cunta rejiminin hedefinde sadece kendisine tehlike olarak gördüğü siyasi muhalefet yok. Darbenin gerçekleştirilmesinden bu yana pek çok sivil toplum kuruluşu kapatılırken, basın devletin sıkı denetimi altında ve eleştirel sesler anında kısılıyor. Mısır hapishanelerindeki gazetecilerin sayıları hiç de azımsanacak değil. Ayrıca Mursi yanlısı oldukları gerekçesiyle okudukları üniversitelerden uzaklaştırılan öğrenciler ve başta Mursi’ye karşı yapılan darbeyi destekleyen fakat sonrasında darbe hükûmetinin insanlık dışı uygulama ve katliamlarına şahit olarak Sisi’ye verdikleri destekten vazgeçen cunta rejiminin seküler karşıtları da Sisi’nin bu sindirme ve yıldırma siyasetinden nasibini alıyor.

Kuruluş gerekçesi, benimsenilen yöntem ve uygulamalarıyla İstiklal Mahkemelerini hatırlatan Mısır’ın darbe mahkemeleri keyfî uygulamalarla dünyanın gözü önünde en temel insan haklarını ihlal etmeye devam ediyor. Söz konusu Orta Doğu olduğunda dikta yönetimlerine kendileri ile uyumlu politikalar sürdürdükleri müddetçe ses çıkarmayan ve bu rejimlerin kendi halklarına karşı işledikleri insan hakları suçlarını görmezden gelen Batı dünyası, askerî darbeleri gerçekleştirenleri desteklemeyi sürdürüyor. Mısır ordusuna yapılan maddi yardımlar ve Avrupa Birliği’nin Mısır’da Mursi hakkında verilen kararın açıklanmasının ardından yaptığı açıklamalar bu tespiti doğrular nitelikte. Zira Brüksel konu ile ilgili yaptığı açıklamada demokratik yollarla seçilen bir cumhurbaşkanı hakkında verilen kararı sadece “not ettiklerini” belirtmekle yetinirken, kanlı bir darbe ile iktidara gelen Sisi yönetimindeki Mısır ile AB arasında var olan güçlü ilişkilerin mahkeme kararından etkilenmeden sürdürüleceği belirtildi. Mursi hakkında verilen karar hakkında ise yalnızca sanıkların adil ve zamanlıca yargılanma haklarının güvence altına alınması çağrısında bulunuldu. Bilindiği gibi AB 3 Temmuz 2013’te ordunun yönetime el koymasına “darbe” diyememiş, bunun yerine halk arasında büyüyen kutuplaşma neticesinde güvenlik güçlerinin halkın desteğiyle hükûmete müdahalede bulunduğunu savunmuştu.

2012 seçimleriyle başlayan demokratikleşme sürecinin tüm kazanımlarını yerle bir eden darbe sonrası yaşanan süreç yakın bir gelecekte Mısır’ın normalleşme ihtimalinin bulunmadığını gösteriyor. Halkın çoğunluğunu Müslümanların teşkil ettiği Arap ülkelerinin dahi Mısır’da yaşananlara sessiz kalışı ve hatta bazı Körfez ülkelerinin Sisi yönetimine yaptığı mali yardımlar hukuksuzluk ve zulüm karşısında kolektif bir tutum sergilenmediği sürece Orta Doğu ve Afrika haksızlıkların, yoksulluk ve gözyaşının hüküm sürdüğü bir hüzün coğrafyası olmaya devam edecek.

Fotoğraf: ©Shutterstock.com/Sadik Gulec

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar