Portre Unutulan Bir Âlim: Muhammed Tayyip Okiç

Bosna, güzel gönüllü insanlarının yanı sıra İslam medeniyetine çok kıymetli âlimler de hediye etmiş bir ülke. Ömrünü ilme adamış Muhammed Tayyip Okiç, bu âlimlerden yalnızca biriydi.

Ali Mete 1 Mayıs 2015

Tarihte birçok defa görülmüştür: İnsanlar vardır, hayattayken değerleri bilinmez, ancak vefatlarından sonra hayatları boyunca yaptıkları hizmetler, peşini bırakmadıkları ilim ve miras olarak bıraktıkları eser ve talebeleri sayesinde değer ve önemleri anlaşılır. Muhammed Tayyib Okiç hoca da böyle birisidir.

Muhammed Tayyib Okiç hoca şahsında hem batı hem de doğu ilminin birleştiği bir zattı. İstanbul medreselerinde tahsil görmüş Bosna-Hersek Reis’ül-ulema muavini Yayçalı Mehmed Tevfik Efendi ve Hasibe Hanım’ın oğlu olan Muhammed Tayyib hoca Saraybosna’da ilk eğitiminden sonra Okruzna Medresa’dan ve İslam Hukuku ve İlahiyat Mektebi’nden mezun oldu. Daha sonra Zagreb Üniversitesi’nde Latin Dili ve Edebiyatı imtihanlarını vererek oradan da diploma aldı, aynı üniversitenin Hukuk Fakültesi’nde başladığı öğrenimini Belgrad Hukuk Fakültesi’nde tamamladı. Daha sonraki yıllarda Paris’te öğrenimini sürdürerek Sorbonne Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden ve ardından Şark Dilleri Okulu’ndan Arap, Türk ve Fars Dili ve Edebiyatı diplomalarını aldı. Paris Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde doktora tezini tamamladı ve bir süre Tunus Zeytûne Üniversitesi’nde Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde ihtisas yaptı. Okiç Hoca, Boşnakça ve diğer Slav dilleri yanında Latince, Lehçe ve Çekçe, Arapça, Türkçe, Fransızca, Almanca ve okuyup anlayacak düzeyde İngilizce, İtalyanca ve Farsça bilirdi.

İnsanları yetiştirmede kurumlar ancak birer vasıtadırlar. İnsanları yetiştiren yine insanlardır. Okiç Hoca’nın Saraybosna’daki hocaları arasında Seyfullah Efendi, Abdullah Ayni Buşatliç, Muhammed Emin Dizdar bulunur. Paris’teki Maurice Gaudefroy-Demombynes, William Marçais, Louis Massignon, Vladimir Minorsky, Mirza Muhammed Han Kazvînî, Henri Masse; Tunus’taki hocaları arasında ise Muhammed Tahir İbn Aşur, Muaviye et Tem’im’i, Muhammed el-Arab’i el-Kebadî ve Mustafa Zemerlî’nin adları zikredilebilir.

İlmî donanımıyla Okiç Hoca 1945’te İstanbul’a, 1950’de Ankara’ya göç ederek İlahiyat Fakültesi’nde Temel İslam Bilimleri başkanlığına getirildikten sonra hadis ve tefsir bölümlerini kurdu ve Türkiye’deki ilahiyat çalışmalarının gelişmesine büyük katkılar sağladı. Tito rejimi tarafından Yugoslavya’ya girişi yasaklandığı için Türkiye’ye geldikten sonra bir daha memleketine dönemedi. Bazı sebepler yüzünden Türk vatandaşlığına da geçmeyen Okiç Hoca, Türkiye’de otuz yılı aşkın bir süre – tıpkı merhum Muhammed Hamidullah hoca gibi – “vatansız” statüsünde yaşadı. Bu süre zarfında Talat Koçyiğit, İsmail Cerrahoğlu, Mehmet S. Hatiboğlu ve Süleyman Ateş ile Abdülkadir Şener ve M. Esad Coşan gibi birçok talebe yetiştirdi.

Ümmete öncülük eden, nerede ve hangi şartlarda olursa olsun İslam davasına emeği geçen Müslümanların devamlı surette tanıtılmaları ve anılmaları gerekmektedir. “Kökünü beğenmeyen dal ve dalını beğenmeyen meyve, olgunlaşmadan çürür.” diyen Necip Fazıl Kısakürek, bu sözüyle büyüklerimizin bizler için birer yol gösterici olduğunu, tecrübe ve birikimlerinin yeni kuşaklar için azami derecede önem taşıdığını vurgulamaktır. Bu sebeple büyüklerimizi tanımak, onların İslam’a hizmetlerinden ötürü haklarına hürmet etmektir.

Onların gayret ve hizmetlerinden esinlenerek heyecan ve azimle çalışmak ve İslam’a hizmet etmeye devam etmek onları örnek almanın bir gereğidir. Ayrıca İslam’ın Avrupa topraklarında yeşerebilmesi için de Okiç hoca gibi büyüklerimizi anıp anlamak son derece ehemmiyetlidir. Hayatlarını İslam’a adamış dava ve kanaat önderlerine hürmet etmek ve onlardan ibret almak en önemli vazifelerimizdendir.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar