Avusturya'da İltica Suriye’den Avusturya’ya Ölüm Yolculuğu Yapan Cihad’ın Hikayesi

DOSYA

Cihad Nurettin el-Husari, birkaç sene öncesine kadar Suriye’de yaşıyordu. Normal bir hayatı vardı, bir yandan imamlık yaparken bir yandan da Halep Üniversitesinde İslam Hukuku öğrenimi görüyordu. Çıkan savaş 4 milyon Suriyelinin ülkesini terk etmesine neden oldu. Avusturya’daki binlerce Suriyeliden biri olan Cihad şimdi Viyana’da yeni bir hayata başlayabilmek için mücadele ediyor.

Nermin İsmail 1 Temmuz 2015

“El-Husari” Arap dünyasında tanınmış bir isimdir. Bu isim bilhassa kari Mahmut Halil el-Husari ile ünlenmiştir. Cihad da onun akrabası. “Bir vaiz kitlelere hitap etmesi sebebiyle saygı görür.” diyor otuz yaşındaki Cihad. İnce bir tarakla koyu renkli düz saçlarını sıkı bir şekilde arkaya tarayan bu Suriyeli oldukça narin ve ince görünüyor.

Eşi ve iki kızı ile birlikte caminin binasındaki dairelerinde yaşayan Cihad, yaptığı vaazlarda Beşer Esad’ı eleştiremeyeceğinin hep farkındaymış. “Siyaset her daim tabu olmasına rağmen devlet başkanının adı ibadetlerde sadece iyi dileklerle anılabilirdi.” diyen Cihad, gerçek düşüncelerini ifade edemediği için özgür olmadığını söylüyor.

2011 yılında devrim henüz yeni başladığında Cihad da hareketin içerisinde yer almış. Mahallesindeki her gösteride teşvik edici konuşmalar yapmış ve insanlara kötülüğe karşı mücadele etme ve kendilerini adalet için ortaya koymaya dair sorumluluklarını hatırlatmış. Hükûmetin ilk zamanlarda vatandaşların öfkesini anladığını ve bazı iyileştirmeler planladığını söylese de Cihad bunların yalan olduğunu söylüyor: “Şiddetsizlik göstericiler için tartışılmaz bir unsurdu ve daha sık gösteriler planlandı. Bu esnada her geçen gün daha fazla sayıda şehir ve mahalle harekete katılmaya başladı. Hükûmet sivil mahallelere ateş etmeye başlayıp ölenlerin sayısı yükselince bu durum Suriye halkının zulme karşı mücadele iradesini güçlendirdi. Birçok kişiyle dışarı çıkıp özgürlük için sesimizi yükseltmek inanılmaz güzel bir duyguydu.”

Rejimin bu gösterilere tek cevabı silah ve zamlar olmuş. Katliamlar ve mahkûmlara yönelik işkencelere rağmen rejimi destekleyen insanlar da mevcutmuş. Cihad bu durumu, “Bilhassa Nusayri ve rejimden faydalananlar rejimin sıkı destekçileriydi.” şeklinde tarif ediyor: “Vaiz veya âlimlerin ise üç seçeneği bulunuyordu: Ya Beşer Esad’ın arkasında olacaklar ve karşılığında güven ve koruma göreceklerdi; ya direnişe katılacaklar ve her şeylerini ortaya koyacaklardı ya da tarafsız kalmaya çalışacaklar ve sanki olaylar hiç olmuyormuş gibi susacaklardı.”

Göstericiler ve polis arasındaki ilk çatışmalardan sonra Cihad’ın dairesinin de içinde bulunduğu cami bombalanmış. Böylece Cihad ve ailesine taşınmaktan başka bir seçenek kalmamış. Fakat durum hiç iç açıcı değilmiş: “Biri beş, diğeri altı yaşındaki iki kızım her gün bitmek bilmeyen silah seslerinden korkuyor, ağlıyorlar ve her seste çığlık atmaya başlıyorlardı. Eşimle onları travmalardan korumak istesek de başarısız oluyorduk.”

Aile 2011 yılının Nisan ayında Türkiye’ye göç etmiş. Orada yakınları tarafından Gaziantep’te bir caminin dersliğinde dört ay kalmışlar. Fakat Cihad yine de her cuma Suriye’ye vaaz vermeye gidiyor, insanlara, savaşta dahi uyulması gereken bazı değerlerin önemini, şiddetsizliği ve kalpleri doldurması gereken sabrı hatırlatıyormuş. Bu durum bazılarının hoşuna gitmeyince onu etkilemeye ve rejime karşı insanları “kışkırtmaktan” alıkoymaya çalışmışlar: “Kısa süre sonra hem Esed yanlılarından, hem de IŞİD yanlılarından tehditler almaya başladım.”

Fakat Cihad için verdiği vaazlar onun için özgürlüğün hâlâ değerli olduğu anlarmış. Cuma günleri düzenlenen gösterilere Cihad en ön saflarda katılıyormuş. Rejim tarafından direnişin kaynağı olarak görülen camilere saldırılar çoğalmaya başlayınca camiler boşalmış. Böylece Cihad da camilerden uzaklaşmaya karar vermiş ve imamlığı bırakıp şahsi direnişini tamamen başka bir bağlamda devam ettirmiş.

Bir radyo kanalında “Halab Al-Youm” isimli bir haber programının sunuculuğuna başlamış. Daha sonra Nasaem Syria adlı kanalda yayınlanan “Ulama Bilad Al-Sham” adlı bir program sunmuş. Yanı sıra halka ekmek dağıtan bir yardım organizasyonunda çalışmış. Bunlar Cihad’ın son dört yılda Suriye’deki savaşta yaptıklarının sadece ufak bir kısmını oluşturmuş. Nitekim sakin bir sesle, “Nerede bir işe yardımcı olabildiysem oraya katıldım. Zulüm yapılırken seyirci kalmaktansa mazlumlara yardımcı olmak gerekir.”

Kısa bir süre sonra “Du’at Murabitin” isimli bir organizasyon kurmuş ve cepheye gidip Özgür Suriye Ordusu’nun savaşçılarını uyarmaya başlamış. “Onlara masumları öldürmemeleri ve ne bir ağaca ne de hayvana kötülük etmemeleri için akıl veriyorduk.” diye devam ediyor Cihad. Zamanla bazı grupların haksızlıkları meşrulaştırmaya ve dini kendi amaçları için suiistimal etmeye başlamasıyla Özgür Suriye Ordusu ve direniş hareketi bünyesinde de benzer eğilimler görülmeye başladığından bahsediyor.

O zamana kadar vatanını terk etmek aklının ucundan bile geçmeyen Cihad ayrılış kararını şöyle anlatıyor: “Bir gün anladım ki çözüm bizim değil, sadece dünya siyasetinin ellerinde. Anladım ki Suriye’deki çatışmayı çözmek istemedikleri sürece durum sadece daha da kötüleşecek.”

Belirsizlik ve Bitmeyen Bekleyiş

Nihayet 2014 yılının kasım ayında iltica etmeye karar veren Cihad bu sürece “ölüm yolculuğu” diyor. Onlarla yola çıkan sekiz yaşındaki kız kardeşinin Avusturya’da aile birleşimini kolaylaştıracağını düşünmüşler. Plana göre Mersin kıyısından İtalya’ya gemiyle geçecek, bu yolculuk için de 6200 Dolar ödeyeceklermiş. Fakat yolculuk bir türlü başlamamış: “İnsan kaçakçıları her gün yola çıkacaklarının sözünü verip sonrasında plan değiştiriyorlardı. Durmadan yeni buluşma yerleri ve saatleri verip onlara uymuyorlardı.” Beş gün boyunca bu durum böyle devam edince Cihad belirsizliğe daha fazla tahammül edemeyerek parasını geri istese de tam da o gün yola çıkılmış. Ardından gelen süreci şöyle anlatıyor Cihad: “Gemi kıyıdan çok uzaklaşmadan teknik bir hasar oluştu. 320 yolcu bulunan gemi yola devam edemedi ve beş gün boyunca kendi etrafında dönüp durdu. Sallanma gemideki insanların sinirlerini bozmuştu ve çoğu durmadan istifra ediyordu. Kaçakçılar başka bir gemi getireceklerini ve onları alıp yola devam edeceklerini söyleseler de bunu yapmadılar. Bunun yerine gemi Kıbrıs’ta durdu ve burada mülteciler Mersin’e geri gönderildi. Kaçakçılar bu yolculuk için her yolcudan 200 Dolar aldılar.”

Deniz üzerinden Avrupa’ya ulaşmayı bir kez deneyen Cihad ikinci kez bunu başaramayacağına eminmiş. Arkadaşları tekne ile Yunanistan’a geçip oradan arabayla Avusturya’ya devam etmesini önermişler. İkinci denemesinde Cihad erkek kardeşi ile şişme botla Yunanistan’a geçmiş. Bu yolculuğun hayatında yaşadığı en kötü tecrübe olduğunu söyleyen Cihad bu konu hakkında fazla konuşmak istemediğini söylüyor.

1000 Dolar’a tıka basa dolu bir bot ile Yunanistan’a ulaşmışlar. “Ondan sonra Atina’ya, insan kaçakçılarının yanına gittik.” diye hatırlıyor Cihad. İnsan kaçakçılarını caddeleri ve deniz yollarını kontrol eden büyük bir mafya olarak tanımlayan Cihad, kaçakçıların kendisinden 5000 Euro istediğini, ama o kadar parası olmadığını söylüyor.

Kaçakçıların yalanları ve seyahat esnasında insanların huzursuzlukları sebebiyle kardeşiyle kaçakçılardan yardım almadan yolculuğa yalnız devam etmeye karar vermişler. Aralık ayında hava sıcaklığı -16’ya ulaştığında iki kardeşin yanlarında hiçbir şey yokmuş. Çoğu zaman tren raylarını yayan takip etmişler, ormanlarda saklanmışlar ve yakalanmamaya dikkat etmişler. Makedonya’ya ulaştıklarında üç defa yakalanıp sınıra geri götürülmüşler. Cihad artık ne yapacağını bilmez bir şekilde bu yolculuğun tamamıyla son bulduğunu düşünüyormuş. Zira soğuk hava dayanılmaz boyutlara ulaşmışken umutları giderek azalmış.

İki kardeş Makedonya sınırına ulaştığında Bangladeşli bir adama rastlamışlar. Cihad’ın tabiriyle kaçakçıların patronu olan bu adam onları Sırbistan’a götürmek için kendi adına 500 ve yardımcısı için 200 Euro istemiş. Üç gün boyunca yürümüşler. Sırbistan’da onları sıcak bir şekilde karşılayan bir Suriyeliye rastlamışlar. “O insan yolculuk boyunca karşılaştığım ve dünyada iyi insanların olduğunu bana gösteren çok az sayıda insandan biriydi.” Cömert bir yemekten sonra onlara yolculuklarına devam etmeleri için para vermiş ve Sırbistan’ı bir an önce terk etmelerini tavsiye etmiş. Yolda tanıştıkları bir başka Suriyeli onları alıp Macaristan’a götürecek bir arkadaşını önermiş.

Cihad bu esnada yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Birkaç saat karda bekledik. Vücudumun hiçbir yerini hissetmiyordum. Her yerim donup kalmıştı.” Sonunda bir araba gelmiş ve onları Macaristan’a götürmüş. Orada onları tır ile Cihad’ın ve kardeşinin ayrıldığı Villach’a götüren bir insan kaçakçısına rastlamışlar. Kardeşi Almanya’ya gitmek istemiş ve Cihad’ın tabiriyle “ölüm yolculuğu”na tek başına devam etmiş. Cihad Villach’ta polise gitmiş ve sonrasında Salzburg’a sevk edilmiş. 3 Mart 2015 tarihinde ise resmen sığınmacı olarak tanınmış. “Bu yolculuk bana çok şey öğretti.” diyen Cihad, krizlerden beslenen suçluların kaçış yollarına hükmettiğini, kaçakçı botlarında can veren çaresiz insanların kaderleriyle nasıl acımasızca oynandığını görmüş.

Yeni Vatanda Özgürlük Arayışı

Cihad vatanını asla terk etmek istemediğini tekrarlarken her seferinde gözleri doluyor, fakat sonunda başka çaresi kalmadığını söylüyor. İki kızı Rabia ve Fatma, onları bıraktığından beri tüm endişelerinin kaynağı. Ailesinin güvende olduğunu bilmek onu mutlu etse de evini, Volkswagen tosbağasını, Suriye sokaklarının ve camisinin kokusunu özlüyor. Kısa süre duraklıyor ve gözünü kaçırıyor. Suriye’ye asla geri dönmek istemiyor, orada çok fazla zulme şahit olmuş. Suriye’de hiçbir zaman özgür olamamış ve vatanında eşit haklara sahip yaşayabilme fikrini her düşlediğinde gözlerini yabancı bir ülkede açmış. Birçok insanın savaştan fayda sağladığı sürece savaşın bitmeyeceğinden emin: “Rusya, Çin, İran ve silah temin eden güçler oldukça katliamlar devam edecek. Kendisini Irak Şam İslam Devleti olarak adlandırılan oluşum, dini siyasi amaçlarını gerçekleştirmek için kullanan bir terör örgütünden başka bir şey değil.” Cihad çoğu insanın gözünün boyandığını ve bunun eksik bir din anlayışından kaynaklandığını söylüyor.

Hâlâ iyi derecede Almanca bilmiyor ve çalışmaya başlayabilmesi için zaman gerek. Cihad’ın bir diğer isteği de kendisine fakir bir mülteci gibi değil de insan gibi davranılması. Avusturya’dan daha fazla hoşgörü ve destek bekliyor: “Bizler savaştan mahvolmuş bir şekilde buraya geliyor ve sadece normal bir hayat sürdürmek istiyoruz. Çalışmamıza izin verilmesini ve kendi ayaklarımız üzerinde devlet yardımına muhtaç olmadan durabilmeyi istiyoruz. Çocuklarımı ve eşimi yakın zamanda görüp onları buraya getirmek istiyorum. Üniversitede okuyup Arapça öğretmeni olarak çalışmak istiyorum.”

Cihad’ın yolculuğu devam ediyor, bu sefer yolculuğun hedefinde “yaşamak” var.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar