Almanya'daki Mülteciler “Havan Topları Mahalledeki İlk Evi Vurduğunda…”

Suriye’deki savaştan, yıkım ve katliamlardan kaçıp Almanya’ya sığınan üç Suriyeli genç yeni hayatlarını ve bu yeni ülkeyi neden yurt edinemediklerini anlattı.

Fabian Köhler 1 Temmuz 2015

Almanya’da mülteci sayısının giderek artması medyada oldukça yankı buluyor. Söyleşi programlarında, kürsülerde ve magazin gazetelerinde mültecilerin tartışılmadığı neredeyse bir gün yok. Belediyeler mültecilerin bakımı ve konaklaması için ciddi maddi yüklerin altında ezilirken, sağ eğilimli halk inisiyatifleri yeni mülteci barınaklarının inşa edilmemesi için protestolar düzenliyor. Siyasetçiler ise onları daha hızlı sınır dışı edebilme prosedürlerinin peşinde. Suriye’deki savaştan Almanya’ya kaçıp yine de yeni bir “yurt” bulamayan üç gencin hikâyesi…

Ahmad, Dresden: “Pazartesileri Sokağa Çıkmıyorum”

Kendilerine Pegida, yani “Batının İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar” ismini veren hareket Dresden şehrini sekiz ay boyunca 2. Dünya Savaşından beri Almanya’da yapılan en ağır yabancı düşmanı protestoların merkezi hâline getirdi. İlgi çekici olan 500 bin nüfusa sahip Almanya’nın doğusundaki bu şehirde ancak 2 bin Müslüman’ın yaşamasıydı. Buna rağmen yine de “İslamlaşma” gibi bir tehlike arayanlar soluğu şehir merkezinin kenarlarında eski düz binalarda alabilir. Eskiden maçlardan sonra amatör futbolcuların bira içmek için buluştuğu bu mekânda şimdi 26 yaşındaki Suriyeli Ahmad Al-Kara sıvaları dökülen duvarların arkasında namaz kılıyor. Adres levhasında “Marwa el-Sherbini Camii” yazmasa kimse buranın Müslümanların ibadet yeri olduğunu hayal bile edemez.

Ahmad’ın Suriye’deki Halep şehrinden Almanya’ya kaçmasının üzerinden iki yıl geçmiş. “Savaşçılar evlere girip insanları öylece alıp götürüyor, savaşmak istemeyenler vuruluyordu.” Savaştan önce Elektroteknik bölümünü okuyan Ahmad da savaşmak istememiş. Sahte bir pasaportla Beyrut üzerinden Almanya’ya geçmiş. “Çoğu zaman korkuyorum.” diye sözüne devam ediyor Ahmad. Korktuğu IŞİD militanları değil, tam tersi yeni Alman yurttaşlarından korkuyor. Mülteci yardım kuruluşu Pro Asyl’in raporlarına göre 2014 yılında iki haftada bir bir mülteci barınağına saldırı gerçekleşmiş. Ahmad’ın camisinin dış cephesine de bilinmeyen kişiler tarafından yabancı düşmanı sloganlar yazılmış.

“Pegida protestoları başladığından beri pazartesi günleri sokağa çıkmıyorum.” diyor Ahmad. Marwa El-Sherbini Camisinin bodrum katında bir muşambanın arkasında su ısıtıcısı fokurduyor. Burada yaşamayı kendisinin seçmediğini söylüyor Ahmad. Almanya’da mültecilerin hangi şehre yönlendirileceğine resmî daireler karar veriyor. “İnsanlar evlerimize dönmemizi istiyorlar. Fakat o dedikleri ev nerede? Benim evim artık yok.” Yaz aylarında buradan taşınmayı düşünüyor, belki Münih belki de Hamburg şehrine: “Benim iltica yolculuğum henüz son bulamadı. Hâlâ devam ediyor.”

Salah, Bad Kreuznach: “Tanıdığım Tek Alman Resmî Dairede Çalışıyor.”

Aylardan ramazan ve 28 yaşındaki Salah al-Ahmad Bad Kreuznach şehrindeki tek odalı dairesinde güneşin batmasını bekliyor. Salah 2013 yılının başlarında Şam’ı terk etmiş. “Bizim oralar sakindi. Fakat komşu semti tanklar tamamen yok ettiler.” Havan topları mahallesindeki ilk evi vurduğunda Salah ilk olarak Irak’ın Erbil şehrine ve sonrasında İstanbul’a kaçmış. “Suriye’de çok güzel bir hayatım vardı. İngiliz edebiyatı okumayı istiyordum.” diye anlatıyor Salah.

Dört defa Türkiye ile Yunanistan arasındaki deniz sınırını geçmeye çalışmış. İlk denemesinde insan kaçakçıları onu ıssız bir bölgede susuz ve katıksız günlerce tek başına bırakmışlar. İkinci denemesinde Türk askerleri tarafından tutuklanmış. Üçüncü denemesinde de Yunan polisleri ateş açmışlar. En nihayetinde İtalya’ya kadar ulaşmayı başardığında kaçakçı Salah’ın yaşadıklarının tazminatı olarak ona indirim yapmış: “Kaçakçı çok iyi birisiydi. Aramızdan biri ormanda kaybolduğunda, hususi olarak geri dönüp onu arardı.”

Fransa sınırına yakın Trier şehrinde kaldığı mülteci barınağından da hayranlıkla bahsediyor Salah. “Şehrin kenarında yeni bir binaydı. Yanında büyük bir göl vardı. Ücretsiz olarak kullanabildiğimiz bir kafeteryası bile vardı.” Dört ay içinde sığınma talebi kabul edilmiş. Salah şimdi Almanca öğreniyor. Kurs ücretini, dairesinin kirasını ve 300 Euro civarında geçim masraflarını resmî daireler karşılıyor. Almanya’da sığınma başvurusu kabul edilen her insanın bu desteklerden faydalanmaya hakkı var. Suriyeli mültecilerin başvurularının kabul edilme oranı ise neredeyse yüzde yüz civarında. Tek sorun: Neredeyse kimse Almanya’ya kadar ulaşamıyor. AB’nin Dublin Antlaşmasına göre polis tarafından başka bir AB ülkesinde resmî kayda geçen bir mülteci sadece o ülkede sığınma başvurusunda bulunabiliyor ve Almanya AB ülkeleri ile çevrili. Sadece 74 bin Suriyeli mülteci yasa dışı yollar üzerinden bu ülkeye ulaşabilmiş. Yurtlarını terk eden Suriyelilerin toplam sayısı dört milyondan fazla. Mülteciler ancak on beş ayın ardından engelsiz bir şekilde çalışabiliyor ve meslek eğitimi görebiliyorlar.

Salah’ın bir sorunu daha var: “Ben burada kimseyi tanımıyorum. Suriye’de sadece sokağa çıktığımda bile insanlarla muhabbet edebiliyordum. Burada herkes nazik olmasına rağmen neredeyse hiçbir Alman seninle bir alakası olmasını istemiyor.” Ona göre Almanlar dar görüşlü ve soğuklar. Salah odasının kapı zili çalarken, “Çoğu zaman bizlerden korktuklarına dair bir izlenime kapılıyorum.” diyor. Kapıyı açıyor, iftar vakti olmuş ve iki arkadaşı beraberce iftar etmeye gelmişler. Onlar da Suriyeli mülteciler. Alman arkadaşlarının olmadığını söylüyor Salah.

Nadhim Ali, Berlin: “Beni Hapishaneye Götüreceklerini Sanıyordum.”

Nadhim Ali’yi ziyaret etmek isteyen kendisini polis tarafından kurulan barikatların önünde buluyor. Mülteci barınağının önündeki merdivenleri koşarak çıkan güvenlik görevlisi “Size bu binaya girme yasağı vereceğiz.”

diyor. “Buradaki insanları lafa tutmayı bırakın.” diye sözüne devam ediyor ve polisi aramakla tehdit ediyor. Bu yüzden 32 yaşındaki Humuslu Nadhim ile sokağın karşısındaki süpermarketin park yerinde konuşuyoruz.

“İlk başlarda beni hapishaneye götüreceklerini sanıyordum.” derken gülüyor. Otoban ile sanayi bölgesi arasında Berlin’in kenarında bulunan bu yurdun etrafı dikenli bir tel ile çevrili. Giriş bölümünde güvenlik görevlileri yurt sakinlerinin kimliklerini kontrol ediyor, bir paravan ile semt sakinleri mültecileri görmekten kurtulmuş. 400 civarında mülteci burada sığınma başvurularının kabul edilmesini bekliyor.

Savaştan önce turistlere Suriye’de rehberlik eden Nadhim “Humus’ta ne olduğunu biliyorsundur.” diyerek söze başlıyor. Şehir savaşçılar tarafından işgal edildikten sonra 2012 yılında Mısır’a kaçmış: “Sisi başa geçmeseydi aslında orada kalırdım. O zamandan sonra gün geçtikçe durum daha da kötüleşti.” Akdeniz üzerindeki yolculukları üç hafta sürmüş. “Yaşadıklarımın yanında buradaki her şey lüks.”

“Burada” derken sokağın karşısındaki yurttaki hayat koşullarını kastediyor: Çok az tuvalet varmış, duvarlar küf içindeymiş, çoğu zaman sıcak su bile yokmuş. “Almanya’nın zengin bir ülke olduğunu sanıyordum.” diyor Nadhim. Yurttaki koşullardan şikâyetçi olan sadece Nadhim değil, mülteci yardım kuruluşları ve Berlin makamları da bu koşullardan şikâyetçiler. Bunlardan sorumlu olan kuruluş özel bir işletmeci. Almanya’da mülteci sayısının artması sebebiyle çoğu belediye bu işin kendilerini aştığını öne sürüyor ve mültecilerle ilgilenilmesini özel şirketlere devrediyorlar. Pro Asyl gibi mülteci yardım kuruluşları ise Alman devletinin her yıl mülteciler için harcadığı 1,5 milyar Euro’nun büyük bir kısmının şirketlerin kasasında kalmasını eleştiriyor. Aynı zamanda kötü yerleştirme koşulları, güvenlik görevlileri tarafından mültecilere karşı uygulanan şiddet veya özel yurtlarda yolsuzluk davaları hakkındaki raporlar giderek çoğalıyor.

Süpermarket kasasında aldığı bir şişe kola ve iki çikolatayı öderken, “Umarım sadece birkaç hafta daha burada kalmak zorunda olurum.” diye sözüne devam ediyor Nadhim. Kasada çalışan bayan nazikçe gülümsüyor. “En azından bir kişi…” diye gülüyor Nadhim.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar