ABD ve Avrupa'da İslam Batı Avrupa’da Müslüman Olmak ABD’de Müslüman Olmaktan Niye Daha Zor?

“Batı Avrupa’da İslam ikinci sınıf bir statüye tabi.” Amerika’da yapılan bir araştırmada ortaya çıkan bu sonuca göre Batı Avrupa ülkeleri, yerleşik “anaakım” dinlere ayrıcalık tanırken Müslümanlar hâlâ kurumsal ayrımcılıkla karşı karşıya.

Nancy Foner 1 Eylül 2015

Müslüman göçmenler ve çocukları Batı Avrupa’da Amerika’da olduğundan daha fazla zorluk yaşıyor. Peki neden? “Strangers No More: Immigration and the Integration of Immigrants in North America and Western Europe” isimli araştırmamız işte bu önemli soruyu ele alıyor.

ABD’de elbette güçlü bir Müslüman karşıtlığı var. 11 Eylül’den bu yana sergilenen devlet gözetiminin yanı sıra Müslümanlara karşı işlenen çok sayıda ayrımcılık, ön yargılı davranma ve nefret suçu vakası mevcut. Öte yandan ulusal araştırmalara göre şu da bir gerçek ki, Batı Avrupa’da nüfusun önemli bir kısmı ülkelerinde yaşayan Müslümanlara karşı olumlu bir tutuma sahip: Örneğin Pew Araştırma Merkezi’nin 2014’teki araştırmasına göre Müslümanlara karşı olumlu bir kanaate sahip olanların oranı Almanya’da yüzde 58, İngiltere’de yüzde 64 ve Fransa’da yüzde 72 düzeyinde seyrediyor.

Ancak Müslüman göçmenlerin ABD’de Avrupa’nın genelinde rastlandığı gibi keskin bir tepkiyle karşılaşmadıkları da bir gerçek. Avrupa’nın aksine ABD’de İslam, yerlilerle göçmenler arasındaki bir kırılma noktası ya da göçmenlerin entegrasyonu veya asimilasyonu hususunda yaşanan kamuoyu tartışmasının daimi öznesi olmadı hiçbir zaman.
ABD’de İslam düşmanlığı daha çok güvenlik meseleleri üzerine odaklanmakta ya da İslam düşmanlığı “ülke dışından gelen bir tehdit” algısında kendisini göstermektedir. Batı Avrupa’da ise terörist gruplara dair korku var olmakla birlikte İslam, ifade özgürlüğü, cinsiyet eşitliği, eşcinsellere eşit haklar gibi “temel Avrupai değerlere” yönelik bir medeniyet tehdidi algısı üzerinden kendisini göstermektedir. ABD’de kimse önde gelen siyasetçilerden Geert Wilders’in Hollanda Parlamentosunda yaptığı türden zehirleyici açıklamalara benzer söylemler duyamaz: “İslam Avrupa’daki truva atıdır. İslamlaşmayı eğer şimdi durdurmazsak bir ‘Avrabistan’ ve ‘Hollarabistan’ın ortaya çıkması an meselesidir.” n duyulmaktadır.

Peki, bu denizaşırı farkın nedeni nedir? Bu noktada göç analizlerini incelemek faydalı olacaktır. Batı Avrupa’daki göçmenlerin yüzde 40’ı Avrupa Birliği dışından gelen Müslümanlar iken ABD’deki göçmenlerin üçte ikisinden çoğunu Hristiyanlar oluşturmakta, “göçmenler” arasında Müslümanlar ancak çok ufak bir kısmı, yüzde dört civarında bir oranı teşkil etmektedir.

ABD’deki tüm Müslümanlar –göçmen ya da değil- toplam nüfusun yüzde 1’inden az bir oranı teşkil etmektedir. Kıyaslayacak olursak, Fransa’daki nüfusun yüzde 8’i, Almanya ve Hollanda’da yüzde 6’sı, İngiltere’de ise nüfusun yüzde 5’i Müslüman. Dahası “yerli” vatandaşlardan İslam’ı seçenler olsa da Avrupa’da İslam daha çok “göç”le ilişkilendiriliyor. Ayrıca Batı Avrupa’daki Müslüman göçmenler önemli bir kesimin iyi eğitimli ve orta sınıfa mensup olduğu ABD’dekilere kıyasla yoksulluk, işsizlik ve eğitim hususunda çok daha düşük bir sosyo-ekonomik profile sahip.

İslam’ın Batı Avrupa’da daha fazla “sorun” olarak algılanmasının ikinci bir nedeni de günümüz toplumunda dinin yeriyle ilgili. Oldukça seküler olan Batı Avrupa toplumunda düzenli olarak ibadet eden ve güçlü dinî inançlara sahip olanlar, hatta Hristiyan olanlar küçük bir azınlığı oluşturuyorlar ve dinî ilkelere dayanan sosyal ve kültürel davranış biçimleri sıklıkla gayrimeşru olarak görülüyor. Çok daha dindar olan Amerikalılar dindar göçmenleri ve hatta Hristiyan olmayanları bile şüpheyle karşılamaya daha az eğilimli. Amerikalılar kamusal alanda dine dayalı savlara Avrupalılardan daha çok meşruiyet tanıma eğilimindeler. Hatta ulusal araştırmalar ABD’de ateistlerin Müslümanlardan daha fazla eleştiri topladığını gösteriyor.

ABD ile Batı Avrupa’da Müslümanlara bakışın farklı olmasının üçüncü nedeni ise dinin toplumdaki tarihsel rolü ile ilgili. Amerika’da din özgürlüğü, kilise ve devletin birbirinden ayrılmasına dair anayasal ilkeler ile Yahudilik ve Katolikliğin anaakıma eklemlenmesinde gösterilen başarı, Hristiyanlık dışındaki dinlerin entegrasyonunu da kolaylaştırdı.

Batı Avrupa’da kilise ve devlet arasındaki bağ koparılmış olmasına ve yüksek dereceki sekülerliğe rağmen kurumsal bağlam Hristiyanlığı kayırarak İslam’ı marjinalleştirmeye devam ediyor.

Batı Avrupa’daki çoğunluk gruplara ayrıcalıklar tanınırken Müslümanlar İslam’a ikinci sınıf bir statünün reva görülmesi ile karşı karşıyalar. Almanya’da 1949 Anayasasına göre devlet dinî meselelerde tarafsız olmak zorunda, fakat kilise ile devlet arasında hâlâ güçlü bağlar bulunuyor. Uzun süredir ülkede yerleşik bulunan Protestanlık, Katoliklik ve Yahudilik – İslam değil- federal olarak toplanan kilise vergileriyle donatılmış durumda. Bu gruplar devlet tarafından desteklenen dinî ya da sağlık hizmetlerini sunma hakkına sahip kamu tüzel kişiliğini haiz cemaatler olarak tanınmış. İslam ise diğer dinlerle aynı şekilde örgütlenmemiş olduğu için devlet destekli “anaakım”ın dışında bırakılıyor.

Bu “anaakım” din kurumlarının devletçe desteklenmesi İslam açısından başka eşitsizlikler de yaratıyor. Örneğin Fransa’da devlet çoğu Hristiyan kilisesini sahiplenip kiliselerin dinî hizmetlerde kullanılmasına olanak tanımaktadır. Buna karşın Müslüman cemaatler cami yapmada bazı ilerlemeler kaydetmiş olsa da Fransa’daki çoğu cami garajların hatta bodrumların dönüştürülmesiyle oluşmuş. Fransa’daki Müslüman öğrenciler devlet liselerinde başörtüsü takamıyor; sağ popülist Ulusal Cephe okullardaki öğle yemeklerinde domuz eti içermeyen menülerin sunulmasına karşı çıkıyor; ama öte yandan bazı okullar Katolik geleneğini sürdürerek cuma günleri balık servis edebiliyorlar.

Başka bir örnek vermek gerekirse Birleşik Krallık’ta devlet, seküler millî müfredata bağlı kaldıkları sürece dinî okullara destek sağlıyor. Tüm dinlere eşit mesafede görünse de bu düzenleme aslında kurumsallaşmış dinlerin lehine oluyor. Britanya hükûmeti 6.500’den fazla İngiltere Kilisesi ve Katolik okuluna destek sağlıyor; ancak 2010 itibarıyla üç milyon Müslümanın yaşadığı ülkede yalnızca 11 tane Müslüman okuluna destek verilmiş. Fransa’da Fransız öğrencilerin yaklaşık yüzde 20’si, bütçelerinin önemli bir kısmını devletten alan ve çoğunluğu Katolik olan dinî okullara giderken, 2009 yılı itibarıyla yalnızca iki Müslüman okuluna bu şekilde destek sağlanmış. Almanya’da Katolik ve Protestan öğrenciler devlet okullarında düzenli din eğitimi alırken Müslüman öğrenciler Batı Avrupa’da ancak birkaç ülkede okullarda İslam dersi alabiliyorlar.

Almanya ve diğer ülkelerde Müslümanlar gündelik popüler kültürde bile Hristiyanlığın otoritesini ve İslam’a tanınan ikinci sınıf statüyü müşahede ediyorlar. Hristiyanların bayramları kamuda tanınırken Müslümanların en önemli günleri dahi tanınmıyor. Noel Avrupa genelinde bütün kamusal alanlara hâkim oluyor. Almanca konuşan ülkelerde noel pazarları şehir meydanlarını ele geçiriyor. Fransa’da ise her yıl yapılan halk bayramları önemli Hristiyan bayramlarında düzenlenirken bu durum Yahudi veya Müslüman olanları kapsamıyor.

Son olarak ABD ve Batı Avrupa arasında başka bir fark daha var. Almanya ve diğer ülkelerde güçlü bir Müslüman kimliğin, Müslümanların içinde yaşadıkları ülkeye ait olma hissiyle çelişeceği ve hatta bu ikisinin aynı anda var olamayacağına dair yaygın bir kanı var. ABD’de ise tam tersine dinî veya etnik bir kimlik iddiasında bulunmak –“Müslüman Amerikalı” veya “Türk Amerikalı” gibi- birbirinden farklı insanların aynı anda Amerikalı olabileceğinin bir göstergesi olarak algılanıyor.

Avrupa’ya büyük ölçekli Müslüman göçünün üzerinden yarım asırdan fazla bir süre geçmesine rağmen Avrupa’nın yerlileri İslam’ı kendi aralarına kabul etmekte hâlâ zorluk yaşıyor. Bazı Avrupalı Müslümanların IŞİD bayrağı altında Irak ve Suriye’de yabancı savaşçılar olarak hizmet vermek üzere doğdukları ülkeleri terk etmesi pek çok Müslümanın içinde yetiştikleri Avrupa ülkelerinde kendilerini hiç de “yuvada” hissetmediklerinin bir göstergesi. Avrupa toplumları kendi kurumsal ve kültürel hayatlarında İslam’a yer açmazlarsa burada Müslüman olmak zor olmaya devam edecek ve bu durum sadece Müslümanlar için değil toplumun tamamı için menfi sonuçlar doğuracak.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar