Mezheplerin Ortak Çalışma Alanı “Farklılıklarımız Birliğimize Engel Değil”

Hessen’de Sünni cemaat ile Şii cemaat Hessen İslam Toplumu (IRH-Alm. “Islamische Religionsgemeinschaft Hessen”) çatısı altında faaliyet gösteriyor. IRH Başkan Yardımcısı olan Ünal Kaymakçı, Türkiye Şiilerinden ve aynı zamanda Almanya Şii Toplumu (IGS-Alm. “Islamische Gemeinschaft der Schiiten”) yönetiminde. Kaymakçı ile farklı mezheplerin ortak çalışma alanlarını konuştuk.

2 Şubat 2016

IRH çok etnisiteli ve mezhepler üstü bir platform. IRH’da mezhepler arasındaki sınırlar ya da farklılıklar konuşuluyor mu? IRH 1998’de kuruldu ve baştan beri bütün mezheplerle etnik açıdan bütün renkleri içeren bir kurum oldu. IRH’ya benzeyen kurumlar diğer eyaletlerde de var, Hamburg Şurası ve Aşağı Saksonya Şurası gibi. Bizim öncelikli anlayışımız İslami vahdeti korumaktı. Hem etnik köken ve dil, hem de mezhepler açısından böyle bir kurum kurmak istedik ve bunda başarılı da olduk.

IRH’da farklılıklar konuşuluyor mu? Evet, ama farklılıklar öncelikli gündemimiz değil. Bizim durumumuz diğer ülkelerdeki Sünni ve Şiilerden farklı. Biz burada azınlığız ve Müslümanlar olarak Alman toplumu ve siyasi kurumlarla muhatap oluyoruz. Alman muhataplarımızı mezhepsel konular ilgilendirmiyor. Örneğin tesettür, din dersi ya da Müslümanların hakları gibi konularda teolojik yönelimler ya da farklılıklar önemli değil. “Sünni tesettür”, “Şii tesettür” diye bir şey yok çünkü. Bu açıdan teolojik farklılıklarımız güncel çalışmalarımızda önem taşımıyor. Ayrıca mezhepler arasındaki farklar aynı mesafede. Yani bir Hanefi ile Şafinin arasındaki fark, Şii Caferi mezhebi ile Hanefi mezhebi kadar.

Farklılıkları kendi aramızda elbette konuşuyoruz. Ortak çalışmalarda kişiler ve kurumlar birbirlerinin farklılıklarını öğreniyor, sorular soruyor. Bu sadece Şii-Sünni arasında geçerli değil, diğer mezhepler arasında da aynı öğrenme süreci söz konusu. Birbirimizi tanıyoruz, devletle diyaloğumuzda da bütün bu farklı renkleri sunuyoruz. Biz İslam’ın bütün çeşitliliğini kabul ederek IRH’yı kurduk. Hepimizin aynı olması gibi bir şans yok. Yüzde 99 oranında aynı düşünce ve ilkeler varken yüzde 1 oranındaki ayrışmalara yoğunlaşmayı tercih etmiyoruz.

Peki ne tarz ayrılıklar var?

Fıkhi konularda farklılıklar var. Güncel hayatta da farklı uygulamalar olabiliyor, örneğin ramazan ayının başlaması, ayın görünmesi gibi. İmamet konusunda ve İslam tarihine bakışta farklılıklar var. Ama bu vahdetimize engel değil.

Cemiyetler diğer mezheplerle ortaklaşa çalışmalara nasıl bakıyorlar?

Şimdiye kadar hiç olumsuz tepki almadık. Zaten son yıllara kadar İslam âleminde o kadar kutuplaşma da yoktu. Suriye ve Irak’taki savaşlardan sonra özellikle Arap ülkelerindeki kutuplaşma diasporada geçerli değil. Burada derdimiz daha farklı. Müslüman olarak kimliğimizi korumamız gerektiği için mezhep tartışmaları ön planda değil. Bir de IRH’daki cemiyetler ümmetçi yaklaşıma sahipler, Müslüman cemaatlerin vahdeti onlar açısından çok önemli olduğu için mezhepler arasındaki diyaloğu gerçekleştirmek de zor olmuyor.

Ortada “diasporada olmak” gibi bir durum olmasa mezhepler arasındaki iş birliği daha zor mu yürürdü? Örneğin devlete karşı temsilde birlik gibi bir amaç olmasa Sünniler ve Şiiler bir araya gelemez miydi?

Diasporada Müslümanlar hep daha yakın oldular. Diasporada ayrım yapma lüksünüz yoktur. Camilerin sayısı zaten azdır, yardım edenlerin sayısı bellidir. Müslümanlar birbirlerine daha yakın olmak zorunda ve bu nedenle beraber çalışma kabiliyetleri daha yüksek. Biz burada şunu öğrendik: Eğer beraber çalışmazsak çoğunluk toplumu bizi kolaylıkla ayırabilir.

Müslümanlarla Hristiyanlar arasında yürürlükte olan bir iletişim var. Taraflar karşısındakinin Hristiyan ya da Müslüman olduğunu kabul edip diyaloğu sürdürebiliyorlar. Öte yandan örneğin Sünniler ve Şiiler arasında aynı şey söz konusu olamayabiliyor. Sizce Hristiyanlarla Müslümanların diyalog kurması, örneğin Sünnilerle Şiilerin aynı masaya oturmasından daha mı kolay?

Kesinlikle hayır. Müslümanların bir araya gelmesi diğerlerinin bir araya gelmesinden elbette daha kolay. Farklılıklarımız var, fakat Müslümanlar olarak bir özelliğimiz var: Din söz konusu oldu mu mükemmeliyetçiyiz, her konuda inceliklerine kadar tartışmaya hazırız; çünkü her şeyi doğru yapmak istiyoruz. Ama aynı zamanda birliği de seven dindarlarız. Bu bizi birleştiriyor. Zaten ortak noktalarımız, mezhepler arasındaki farklara rağmen daha fazla: Namazı birlikte kılıyoruz, kitabımız bir, kıblemiz bir, peygamberimiz bir. Bu kadar ortak noktayı taşıyan gruplar, apayrı din anlayışı olan dindarlardan elbette daha kolay bir araya gelirler.

Bazen sadece kendi çıkarlarını takip eden ve “Kendi başıma Alman devletiyle görüşsem daha başarılı olurum.” diyen kurumlar var. Buna rağmen Müslümanlar arasındaki diyalog çok daha sorunsuz. Biz toplantılarımıza başlarken Kur’an’la başlıyoruz, arada namaz kılıyoruz, bitirirken de Kur’an’la bitiriyoruz.

Kendisini İslam çatısı altında konumlandıran farklı dinî cemaatlerin aynı platformlarda ortak çalışmalarına nasıl bakıyorsunuz? Örneğin ciddi itikadi farklılıklara sahip Ahmedilerle ortaklaşa çalışmak mümkün mü sizce?

Müslümanların çoğu onlarla aynı çatı altında çalışmanın mümkün olmadığına inanıyor. Çünkü farklılıklar öyle bir aşamaya gelmiş ki artık birbirimize, “Sen bu ailenin bir ferdi, bu dinin bir mensubu değilsin.” diyebiliyoruz. Örneğin Hz. Peygamberin “hatemünnebi” olması o kadar ilkesel bir konu ki buradaki bir ihtilaf temelden ayrılma anlamına geliyor. Onların İslam dışı yeni bir din oluşturduğuna inanıyoruz. O yüzden aynı çatı altında çalışamayız. Ama proje bazında ortak hedefler olduğunda birbirimize engel olmayız ve bazen birbirimizi destekleyebiliriz. Bunun demokratik ülkelerde mümkün olması lazım.

Alman İslam Konferansı bağlamında bir sosyal hizmet derneği oluşturulması düşünülüyor. Burada mümkün olduğu kadar fazla Müslümanın bir araya gelmesi devletin temel isteği. Ciddi farklılıklara sahip Müslüman cemaatler böyle bir çatı altında bir araya gelebilir mi?

Ben Ahmedilerden başlayarak, fert bazındaki derneklerden oluşan liberal Müslümanlara kadar uzanan geniş bir skalayı kapsayan bir sosyal hizmet derneği kurabileceğimize inanmıyorum. Sünni ve Şiiler böyle bir kurumu müşterek kurabilirler. Nitekim şu an buna benzer bir ön çalışma var: Aile Bakanlığı federal düzeyde bir projeye bütün İslami çatı kuruluşlarını davet etti. Bu kapsamda Suriye ve Irak’tan gelen mültecilere yardım etmek için Aile Bakanlığının ayırdığı bütçe ile camilerde projeler hazırlanacak. Bu proje, ileride sosyal hizmet derneği kurulursa onun bir örneği olabilir. Bu, aynı zamanda hangi kuruluşların birlikte çalışabildiğini gösterecek. Ahmediler açıkladığım sebeplerden dolayı buna dâhil değiller, her ne kadar kendileri üye olmayı arzu etseler de.

Devletin belirli talepleri olabilir, fakat İslami kurumların kendi profillerini kendilerinin belirlemeleri gerek. Katoliklerin ve Protestanların ayrı sosyal hizmet dernekleri var. Bizim de tolere edilemez zıtlıkları illa tek bir çatı altına sıkıştırmamız gerekmiyor.

Din dersleri konusunda Şiilerle Sünnilerin tarihsel ya da siyasi farklılıkları bir kenara bırakarak ortak bir müfredatta buluşması mümkün mü?

IRH’nın bu konuda bir müfredat çalışması var. Aşağı Saksonya Şurasının da böyle bir çalışması var. Bu müfredatta biz farklılıkları saklamak istemiyoruz. Öğretmen ve kitaplar o farklılıkları da çocuklara açıklasın, “Ehl-i sünnette böyle, diğer mezhepte ise böyle.” denilsin. Ama öğretmen bu konularda tarafsız kalsın istiyoruz.

Fakat Şii bir öğrencinin ebeveyni, çocuğuna din dersi veren öğretmenin Sünni olmasından rahatsızlık duymaz mı?

Biz bu tarz bir müfredatla bu tereddütleri yok edebileceğimize inanıyoruz. Ortak noktalar inanç odaklı olarak çocuklara aktarıldığında farklılıklar da saklanmazsa bunda başarılı olabiliriz. Bu hem ebeveynlerin tereddütlerini kaldırmış olur, hem de öğretmenler diğer mezheplerin pozisyonlarını tanımış olur. Bu tarz bir girişimin mezhepler arasındaki diyaloğu da daha yüksek bir seviyeye getirebileceğine inanıyorum.

Müslümanların devlete karşı birlik olması gerektiğinden bahsettiniz. Bunu sağlayabilmek diğer girişimleri de beraberinde getiriyor, ortak din derslerinin sunulması gibi. Bu durumda mezhepsel sınırlar, “Devlete karşı elde edebileceğimiz menfaat ne yaparsak daha yüksek olur?” sorusuna kurban gitmiyor mu?

Burada şunu vurgulamak gerek: Bizim çıkış noktamız, “Devlete karşı hangi pozisyonu benimsersek stratejik olur” değil. Bizim İslam bakışımız, Kur’an anlayışımız zaten böyle. Biz Müslümanların kardeş olduğu prensibiyle hareket ediyoruz. “Nerede daha çok menfaat var” diyerek yola çıkmıyoruz. Biz Allah’ın en çok hoşuna gidecek duruşun bu olduğunu düşünüyoruz. Öbür tarafta bu pozisyon aynı zamanda dışarıya yönelik daha güçlü olmamızı sağlıyorsa bunu da bu duruşun bereketi olarak görmek gerekir.

Almanya Müslümanları Koordinasyon Konseyi (KRM) içerisinde ciddi bir mutabakat sorunu olduğu, KRM’nin fonksiyonsuz kaldığı dile getiriliyor. “Temsilde birlik”in federal düzeyde gerçekleşebilmesi ne derece mümkün?

Mümkün, ancak kolay değil. Öncelikle aramızdaki farklılıklar sadece mezhepsel değil; dil, geldiğimiz ülkeler, kültür gibi unsurlar var. Bu farklılıklardan ziyade bugüne kadar son 20 senede Alman devleti de devamlı böyle bir birlikteliğe karşı çalıştı. Yeri geldiğinde bir kurumu teşvik ediyor, sonra başka projelerde diğerine ağırlık veriyordu. Bu şekilde Müslüman kurumlar maalesef gereken vahdet zihniyetini yeterince oluşturamadılar. KRM’nin başarısızlığı da bunun göstergesi.

KRM’de Şii kurum yok, oradakilerin tümü Sünni. Bu gösteriyor ki bu başarısızlık mezhepsel bir konu değil. Eğer mezhep farklılıkları tek sorun olsaydı KRM’nin çok başarılı olması gerekirdi, çünkü orada aynı mezhepten, aynı kökenden insanlar çoğunlukta, çoğu Hanefi, aynı dili konuşuyor ve aynı kültürü yaşıyorlar. Bu da temsilde birliği başaramamamızın aslında başka nedenleri olduğunu gösteriyor. Bütün Müslüman kurumların kendi çıkarlarına değil, İslam’a hizmet etmeleri, kulüp zihniyetinden çıkmaları gerek. Özellikle diasporada yaşayan azınlıklar olarak böyle bir lükse sahip değiliz.

Ben KRM’nin baştan sağlam bir zemin üzerinde kurulmadığını düşünüyorum. Yeni bir yapılanma gerek. Bu kurumun İslam’ın bütün renklerini kuşatarak geniş bir zeminde kurulması, eyalet kurumlarıyla yukarı doğru bir federal yapılanmaya gidilmesi gerektiğine inanıyorum.

Farklı mezheplerin gerçekleştirdiği iş birlikleri dünyanın farklı bölgelerinde (örneğin Suriye ya da Yemen’de) meydana gelen gelişmelerden etkileniyor mu?

Elbette. Ama Batı medyasının –bana göre yanlış bir tanım olan- “mezhep savaşları” dediği gelişmeler buraya Müslüman ülkelerdeki kadar yansımıyor. Bizim burada azınlık olarak sorunlarımız daha farklı. Örneğin bir cami inşası yapılırken başvuruda bulunan dernek herhangi bir zorluk yaşıyorsa Sünni ya da Şii olduğu için yaşamıyordur; camiye karşı ön yargı olduğu için yaşıyordur. Bu bir açıdan bizim avantajımız, bizi beraber çalışmaya zorlayan bir konu. Son yıllarda oluşan kurumsal geçmişimiz ve oluşan kardeşçe atmosfer diğer ülkelerdeki çatışmalardan dolayı kolayca bozulmaz.

Fotoğraf: ©Christoph Boeckheler

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar