Dosya: "Köln Yılbaşı Olayları" “Çarpık Tablolarla Yanlış İfadeler Kullanılıyor”

DOSYA

Avrupa’daki Müslüman cemaatlerin cinsiyet tartışmalarıyla ilgili mesafe katedemediğine dair ithamları Almanya İslam Konseyi Başkanı Burhan Kesici ile konuştuk.

Lale Nihal 1 Mart 2016

“Müslüman erkek” tartışmaları yeni değil. Namus cinayetleri, yüzme derslerine çocuklarını göndermeyen babalar, eşini zorla peçeye sokan erkek prototipi… Bütün bu tartışmalarda kamuoyu neyi gözden kaçırıyor sizce?

Müslüman erkek profiline çok eskiden beri olumsuz bakılıyor ve bu olumsuz tablo hâlâ geçerliliğini koruyor. Bütün bu tartışmalarda dikkat çeken nokta gerçeklikten çok uzak bir Müslüman erkek profilinin yansıtılıyor olması. Evlilik ilişkisinde bazı anlaşmazlıkların ve şiddetin yaşandığı maalesef bir vakıa, fakat buradaki asıl soru Müslüman erkeklerin sebep olduğu spesifik sorunların dinî kökenli mi yoksa kültürel kökenli mi olduğu. Dinî açıdan bakıldığında şiddetin asla dine dayandırılamayacağı söylenebilir. Bu bağlamda erkeğin dinsel kimliğini odak noktasına koymak yanlış olacaktır.

Aynı durum namus cinayetleri için de geçerli. Birçok Müslüman erkeğin namus cinayetlerini kınadığı, böyle eylemlerin insanlık dışı olduğunu ve hiçbir gerekçeye dayandırılamayacağını söyledikleri maalesef göz ardı ediliyor. Kızını yüzme dersine göndermeyen ve eşini başörtüsü takmaya zorlayan bir Müslüman erkek profilinin olduğuna dair inanış da Müslüman kızların ve kadınların kendi inançları doğrultusunda hareket edebileceklerine inanılmadığını gösteriyor. Özellikle başörtüsü takma hususunda, şahsen ben erkeğin eşini başörtüsü takmaya zorladığı bir vakıaya şahit olmadım. Bilakis başörtüsü takmak isteyen, fakat eşlerinin buna karşı çıktığı birçok kadın var. Bizler bu tür sorunlara da eğilmeliyiz.

Müslüman erkeklerin kadın düşmanı olduğu, ataerkil olduğu, çünkü bu tarz bir yaklaşımın yaygın olduğu (Müslüman) toplumlarda sosyalleştikleri öne sürülüyor. Müslüman cemaatte ise, “Bunlar ırkçı ve genelleyici yaklaşımlar.” algısı hâkim. Müslüman erkeklere yönelik ithamların genelleyici olduğu malum, fakat Müslüman erkeğin zihnindeki kadın resminde de tartışılması gereken bazı noktalar var. Müslüman cemaat bu konuda kendi içinde bir tartışma başlatabildi mi peki?

Müslüman cemaatler yıllar önce bu konuyu ele aldılar. Çok sayıda vaaz ve seminerde, birçok kişinin kendi vatanından da tanıdığı geleneksel kadın rolünün İslam’la örtüşmediği anlatıldı ve kadının toplumdaki yeri İslami bir bakış açısıyla açıklandı. Kadınlara yönelik dinî eğitim olanakları sağlandı ve kadınların toplumsal çalışmalarda bulunması desteklendi.

İslami cemaatlerin, çalışma alanlarının ve yöntemlerinin yapısı çok farklı ve Müslüman olmayan birçok kişi için yabancı. Bu sebeple Müslüman kadınların cemaatlerden dışlandığını sıkça duyuyoruz. Oysa cemaatlerimizde özgüveni oldukça yüksek kadınlar ve çok güçlü kadın birimlerimiz var. Bu kadınlar ve idare ettikleri birimler gerek toplumsal gerekse siyasal katılım çalışmalarında en ön sıralarda yer alıp olağanüstü işler ortaya koyuyorlar.

Müslüman erkeklere yönelik eleştiriler Müslümanların dinî ve kültürel kimliğine ilişkin bilgisizlikten ve aynı zamanda ırkçı ve kültüralist pozisyonlardan kaynaklanıyor. Tabii ki Müslüman erkeklere karşı yapılan suçlamaların haklı olup olmadığını ve eğer haklıysa bunlara karşı nasıl önlemler alabileceğimizi tartışıyoruz. Ancak “eleştirmenlerin” birçoğunun ön yargılı olduğunu, çarpık tablolar ve kısmen bilinçli bir şekilde yanlış ifadeler kullandığını ve bu şüpheli durum karşısında hareket etmenin bizim açımızdan hayli zor olduğunu da belirtmek gerek.

Peki, Müslümanlar olarak zihnimizdeki kadın tasavvuruna dair bir tartışma gerçekleştirebilmemiz için ne gerekiyor?

Eleştirileri ciddiye almalı ve bu sorunların toplumumuzda ne derece mevcut olduğuna ve bunlarla nasıl mücadele edebileceğimize bakmalıyız. Daha çok kendi dinimiz ve kültürümüz doğrultusunda kadın erkek ilişkisini nasıl şekillendireceğimizle ve kadının konumunu nasıl güçlendirebileceğimizle ilgilenmeliyiz. Ama bence bu süreç zaten uzun zaman önce başladı.

Feminizmin yükselişiyle birlikte Batı’da “maskulinite”nin genel bir krizde olduğu biliniyor. Müslüman erkekler, kadın rollerinin ve aile mefhumunun değiştiği bu krizden nasıl etkileniyorlar? Ve bu krizle nasıl başa çıkabilirler?

Toplum çok hızlı bir şekilde değişiyor ve tabii ki biz Müslümanlar da bu değişimden etkileniyoruz. Ben burada sadece Müslüman cemaatin bir üyesi olarak bazı değerlendirmelerde bulunabilirim.

Müslümanlar 90’lı yıllardan beri kızların eğitimine daha fazla önem veriyor ve bu durum kendisini rakamlarda da gösteriyor. Müslüman toplumda yüksek eğitim seviyesine sahip genç kadınların sayısı artıyor. Müslüman genç kadınlar akranları olan erkeklerden kısmen daha iyi bir eğitime sahipler. Geleneksel aile yapısı artık geçerli değil. Kadınlar uzun zamandır hem toplumda hem de aile içinde daha fazla sorumluluk üstleniyorlar. Toplumumuz uzun zamandan beri artık erkek egemenliğinde değil. “Erkek egemenliğinin” kırılması da bu anlamda doğal bir süreç. Erkeğin sözünün geçtiğine ilişkin geleneksel düşünce özellikle aile yaşamında artık geçerliliğini yitirdi. Dışarıdan fark edilmese de kadınlar eşit haklara sahip, hatta daha baskınlar.

Müslüman toplumda kadın-erkek ilişkisi çok hassastır, her ikisi de diğerinin özelliklerinin zedelenmemesine dikkat eder. Tartışmalar genellikle kamuoyuna açık bir şekilde gerçekleştirilmediği için de sanki Müslüman ailelerde hâlâ erkek egemenliğinin hâkim olduğu izlenimi uyanabiliyor.

Avrupa’da azınlık konumunda olan Müslüman cemaat ırkçılık, ayrımcılık, kimliğin korunması gibi temel konularla uğraşırken cinsiyet tartışmaları, Müslüman cemaat için ikinci planda mı kalıyor sizce?

Esas itibarı ile böyle bir tartışma kadınlar tarafından başlatılmalı. “İslami feminizm” konusunda hararetli bir tartışma yürütüyoruz. Yine Müslüman cemaatin bir üyesi olarak yorum yapacak olursam, “İslami feminizm” tartışmasının her zaman gerçekten feminist bir konumdan hareketle yürütülemediğini görüyoruz. Tartışma genellikle bir noktada İslam eleştirisiyle ilişkili hâle geliyor. Ben şahsen Müslüman cemaat içerisinde daha fazla kadının bu tartışmaları izlemesini ve bu konudaki fikirlerini ifade etmesini isterim.

Geçtiğimiz günlerde “İslami feminizm” konulu bir etkinliğe dinleyici olarak katıldım ve tartışmanın daha çok akademik düzeyde gerçekleştiğini tespit ettim. Bu durum bir konuşmacı tarafından da dile getirildi. Kendisi özellikle cemaatlerde bu gibi konular üzerinde her gün tartışan özgüveni yüksek kadınların oluşturduğu bir grubun var olduğunu, ancak bu kadınların kamuda temsil edilmediklerini ifade etti. Umarım bu sayı artar.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar