Avrupa'da Mülteci Krizi “Devletlerin Ulusal Egolarını Arkalarında Bırakmalarını Umuyorum”

Avrupa Parlamentosu Milletvekili olan Birgit Sippel (SPD) 2009 yılından beri parlamentoda Avrupalı Sosyal Demokratların iç politika sözcüsü olarak göç, iltica ve serbest dolaşım konularıyla ilgileniyor. Sippel ile “mülteci krizi” üzerine konuştuk.

1 Mart 2016

Mülteci kabulüne bir üst sınır getirilmesine ilişkin tartışmalar sürüyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Avrupa için geçici çözüm bu mu olmalı sizce?
Ben mültecilerin kabul edilmesine dair bir üst sınırı kesinlikle reddediyorum. Bu tarz bir sınır uluslararası hukuka da aykırı. Sığınma hakkı bireysel bir korunma talebidir. Korunmaya muhtaç olan ve bize iltica başvurusunda bulunan bir kişiye mülteci statüsünün tanınması gerekir. Bu noktada AB’nin ikili bir stratejiye ihtiyacı var. AB bir taraftan tüm üye ülkelerde mültecilere yönelik koruma sağlamalı, bununla birlikte AB dışından gelen mülteciler için iyi kabul şartları oluşturup bunları desteklemeli.

Türkiye ile mülteci politikası çerçevesinde yürütülen müzakereleri “kabul edilemez” olarak tanımlıyorsunuz. Siz olsaydınız neyi farklı yapardınız?
Öncelikle Türkiye’yi güvenli bir ülke olarak sınıflandıran ve bu esnada Kürtlere ve hatta gazetecilere ve avukatlara karşı yapılan açık insan hakları ihlallerini görmezden gelen bir tartışma platformu kabul edilemez. Aynı zamanda Türkiye’den şu an olduğu gibi, Halep’ten gelen mülteciler için tüm sınır kapılarını açmasını istemek de kabul edilemez bir durum. Başkalarından sorumluluk üstlenmesini isteyenler öncelikle kendi sorumluluklarının bilincine varmalı. Aynı zamanda Türkiye’yi mülteci alımı konusunda maddi olarak desteklemek ve özellikle başka mültecilerin kabul edilmesi durumunda yeniden yerleştirme (İng. “resettlement”), yani mültecilerin Türkiye’den AB’ye alınması ile Türkiye’yi rahatlatmak doğru olacaktır.

Mültecilere ilişkin güncel durum göz önüne alındığında hangi AB ülkeleri insani yükümlülüklerini yerine getirmiyor sizce?
Suçlamak ve ithamda bulunmak bize bir fayda sağlamayacak, aksine zaten gergin olan durumu daha da zorlaştıracaktır. Ancak birçok AB üyesi devletin de son aylarda tahammül edilemez derecede basiretsiz ve dar görüşlü bir tutum sergilediği ortada. İhtiyacımız olan şey günah keçisi aramak değil, mülteci politikasında acilen ortak bir Avrupa yaklaşımı sağlamaktır. Avrupa’nın dış sınırlarından ve gelen mültecilerden hepimiz sorumluyuz.

Almanya için Alternatif (AfD) partisinin başkanı Petry sınırların yasa dışı bir şekilde geçilmesi durumunda ateşli silahların kullanılmasına sıcak bakıyor. Bu konu hakkında ne dersiniz?
Bayan Petry ve parti arkadaşı Storch’un ifadeleri kesinlikle kabul edilemez ve geçerli yasalara aykırıdır. Bu konuda söylenecek başka bir şey yok.

Macaristan Başbakanı Viktor Orbán mültecilerin sayısını azaltmak için sınırlara tel örgü çektiriyor. Buna rağmen mültecilerin sayısında artış var. Avrupa içinde de sınır denetimi giderek daha sık gündeme geliyor. Siz sınırlara tel örgü çekilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?
Sınırlara tel örgü çekmek bir çözüm değil. Ayrıca buna bağlı olarak Schengen bölgesi de ciddi anlamda tehlikeye girecek. Biraz önceki ifademi tekrarlamak istiyorum: Mevcut duruma ilişkin acilen ihtiyacımız olan şey, Avrupa olarak korunmaya muhtaç kişilerin adil bir şekilde tüm üye devletlere dağıtılmasını ve dış sınırların ortak şekilde yönetilmesini de içeren ortak bir tutum sergilemek.

AB dışında, gıda ve sağlık hizmetlerinin sağlandığı, çocuklar için eğitim, yetişkinler için istihdam olanaklarının bulunduğu güvenli kamplar kurulmasına ilişkin ortak mutabakatı sağlamamız sadece herkesin kendi sorumluluğunun bilincine varması ile mümkündür. Yine tekrarlamam gerekiyor ki, mültecilerin kendilerini kaçakçılara teslim etmek zorunda kalmadan ve hayatlarına riske atmadan yeniden yerleştirme yoluyla Avrupa’ya gelmeleri de böyle düzenli bir sistemle mümkün.

Hem hükûmetler hem de sivil toplum mevcut mülteci krizi ile şu anda başa çıkamıyor gibi görünüyor. Öte yandan her geçen gün yeni mülteciler geliyor. Kendimizi neye hazırlamamız gerek?
Bazı devletlerin neredeyse hiç mülteci kabul etmediği gerçeği göz önüne alındığında başa çıkamama gibi bir durumdan söz edilemez. Her ne kadar gönüllü çalışan insanlar için profesyonel desteğe gereksinim duyulsa da, Almanya’da sivil toplumun bu durumla başa çıkamaması gibi bir durum söz konusu değil. Mülteci sayısının önümüzdeki aylarda ve muhtemelen yıllarda da azalmayacağı gerçeği ile yüzleşmemiz gerek. Suriye, Irak gibi ülkelerdeki çatışmalar başka beklentilere kapı aralamıyor. Büyük zorluklarla karşı karşıyayız, kültürlerin günlük yaşamda karşılaşması her zaman sorunsuz bir şekilde gerçekleşmiyor. Yine de bu durum içinde bir fırsat da barındırıyor: Artık kendi vatandaşlarımız için de daha fazla öğretmene, daha fazla konuta ve iş piyasasında entegrasyon için daha iyi politikalara ihtiyacımız olduğunu öncekinden daha iyi bir şekilde anlıyoruz. Entegrasyon devam eden bir süreç olacak. Kendimizi buna hazırlamalıyız ve bunun için gerekli fonlar hazırlamalıyız.

Size göre mülteciler hangi uygulamalarla topluma entegre edilmeli?
Sosyal Demokrat Partisi (SPD) Almanya’da kapsamlı bir entegrasyon planına ilişkin düşüncelerini geçtiğimiz ay federal düzeyde açıkladı. Benim görüşüme göre uzun vadeli bir entegrasyon, özellikle hızlı dil öğrenimi, ardından gerekli niteliklerin kazanılması ve iş piyasasına giriş merkezî bir önem taşıyor. Tüm uygulamalarda farklı toplumsal grupları karşı karşıya getirmemeye dikkat etmeliyiz. Örneğin, uygun konutların herkes için temin edilmesi vatandaşlarımızın birçoğu için önem taşıyor.

Mülteci krizi Suriye’deki durumla yakından bağlantılı. Avrupa ülkeleri Suriye’de huzurun yeniden sağlanması ve insanların kaçmak zorunda kalmaması için yeterli girişimlerde bulundu mu sizce?
Suriye’nin durumu jeopolitik olarak son derece karmaşık. Bu sebeple bir çözüme ulaşmak sadece uluslararası düzeyde mümkün. Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier’ın yurt içi ve yurt dışındaki anlaşmazlıkların barışçıl bir yolla çözülmesi gerektiğini savunmaya devam etmesi doğru bir tutum. Bu sebeple askerî bir opsiyon, hedefi sadece mücadelelerin durdurulmasını değil, aynı zamanda istikrarlı devlet yapılarının kurulmasını da sağlamak olan ortak bir stratejinin bir parçası olabilir.

AB zirvesi yaklaşıyor. Zirveden beklentileriniz neler?
Durumun ciddiyeti, toplumsal ve ekonomik açıdan ortak bir yaşam alanı olarak Avrupa Birliği’ni tehlikeye sokabilir. Şu anda altı Schengen devleti iç sınırlarda sınır denetimi uygulamasını yeniden başlatmış durumda, muhafazakâr politikacılar bazı üye devletlerin Schengen bölgesinden kalıcı olarak çıkartılmasını talep ediyor. Ancak bu durum ne mülteci sayısında azalma sağlıyor ne de mültecilere Avrupa’ya kaçmaktan başka perspektifler sunuyor. Bu sebeple, devlet ve hükûmet başkanlarının artık ulusal egoizmlerini bir kenara bırakarak mülteci konusunda ortak ve adil bir koordinasyon sağlama hususunda anlaşmalarını umut ediyorum.

Elif Zehra Kandemir sordu.

Fotoğraf: ©Birgit Sippel

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar